Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Biyografi - BİZDE SİTEM TEZGÂHI VAR / Ayla AĞABEGÜM - Yeni Kalemler
   
 BİZDE SİTEM TEZGÂHI VAR / Ayla AĞABEGÜM

BİZDE SİTEM TEZGÂHI VAR / Ayla AĞABEGÜM
 Yazı Boyutu

 Tarih : 04.04.2009 - 18:47:45


Ben gelmedim dava için./ Benim işim sevgi için diyerek sözlerimize başladık. Yunus Emreyi anlamadan çevremize, hatta dünyaya mesaj ulaştırmaya kalktık, hümanizm türküleri söyledik. ...

 

İNCELEME

Bizde Sitem Tezgâhı Var/ Ayla AĞABEGÜM

 

"Ben gelmedim dava için.
Benim işim sevgi için"

diyerek sözlerimize başladık. Yunus Emre'yi anlamadan çevremize, hatta dünyaya mesaj ulaştırmaya kalktık, hümanizm türküleri söyledik. Yıllar yılları kovaladı ve Türkiye değişti, biz bu değişme süreci içinde sessiz kaldık. Şimdi hep beraber şikâyet etmeye başladık, şikâyet etmeye hakkımız var mı?

Neler nasıl değişti?
Büyük bir alış veriş merkezinin giriş katında arkadaşımı bekliyorum. Yürüyen merdivenler, elliye yakın kasanın önünde bekleşen insanlar; önlerindeki tel sepetlere bakıyorsunuz taşacak kadar dolu. Nedir bu doyumsuzluk? Bir daha alış veriş yapmayacaklar diye düşünüyorsunuz. Etiketlere bakıyorsunuz, fiyatlar ucuz da değil. Büyük, küçük, yaşlı-genç, mini etekli, tesettürlü her kesimin insanı, bir pazar günü almak, almasa da bakarak rahatlamak için burada. Toplanan insanların ruh hali incelenmeğe değer.

Yıllar öncesine gidiyorum, çocukluk yıllarım. Elazığ şehrinin çarşısını hatırlıyorum. Ayrı meslek erbabının birbirine yakın olduğu dükkânlarda, aradığınızı bulmaya çalışırken, mal değil, gönül erlerinin sohbetleri ikram edilirdi. Karşılıklı güven, dostluklar, iman ehlinin tebliğleriydi, onlar bunu farkına varmadan yaparlardı. İnançlarının emirleri hayatlarının bir parçasıydı. İlkokul öğretmenimi düşünüyorum, ruhumuza bütün güzellikleri nakşeden güler yüzlü öğretmenimizi. "Alış verişte" yerli malı almanın önemini anlatırdı. Mısralar hayatımızın bir bölümüydü. "Yerli malı, yurdun malı, alan, satan çok olmalı." Yazar kasalar ve başında gülmek zorunda olan insanlar, yabancı isimli merkezler bana yabancıydı, ortasını nasıl bulmalıydık?

Değişen yalnız çarşılar değildi, mahalleler, sokaklar, evler de yabancılaşmanın içinde payına düşeni almıştı. Birbirini tanıyan, sayan, seven insanların yerini, selamı bile verirken büyük bir iş yapıyormuşçasına zorlanan insanlar almıştı. Artık üzüntüler, sevinçler paylaşılmıyor, insanlar yardımlaşmıyordu. Kadınlar işlerini bitirdikten sonra beraber olup sohbet etmiyordu. Danteller, iğne oyaları, kanaviçeler, mekik oyaları, Antep işleri yapılmıyor, birbirlerinden güzel örnekler alınmıyordu. Akşam yemeğinden sonra komşular birbirine gitmiyordu. Evlerin bahçelerinde çocuklar oynamıyor, pencerelerde renk renk çiçekler açmıyordu. Mahalleler, sokaklar, hatta evler yabancılaşmıştı. Her yıkılan yeni evin yerine beton yığınlarından siteler oluyor, taşın soğukluğu ruh iklimimizdeki güzellikleri alıp götürüyordu. Gençlerimiz ve çocuklarımız bizden çok uzaklardaydı. Kahvehaneler, diskotekler, toplantı salonları onları değiştiriyor, biz bu değişikliği ancak medyadaki bir intihar haberinin verilmesiyle fark ediyor, o an düşünüyor, sonra günlük hayatın akışına kendimizi bırakıyorduk.

1996 yılında, dünya, güzellikleri aramak için çareler arıyor, kaybolan aile beraberliğine alternatif çözümler buluyordu. Habitat zirvesi çözümler üretilsin diye yapılmaktaydı, insanlar buna ümit bağlamıştı. Biz de ümitliydik, mesajlarımız ve çözümlerimiz neler olmalıydı? Eksiklerimizi görüp orada şikâyet mi etmeliydik? "Kol kırılır yen içinde" diyerek, yanlışlarımızı, eksiklerimizi, zaaflarımızı tespit edip, insanımızı, devletimizi, şikâyet etmeden çareler mi aramalıydık? Bütün bu soruların cevabını vermek için, gönüllü kuruluş mensuplarının, siyasilerin, aydınların ortak bazı noktalarda birleşmesi gerekiyor. Çare inanç birliğinde, çare ilme verilen değerde, gerçek sanatta, vatan sevgisinde. "Ben gelmedim dava için/Benim işim sevgi için" diyen Yunus Emre'nin mısralarıyla başlamıştık, kaldığımız yerden devam edelim.

"Sevmek", "yaratılan her şeyi Yaradan'dan ötürü sevmek", güzellikleri görmeye bulmaya hissetmeye çalışmak. Ya yanlışlar, kötülükler, çirkinlikler? Onları da mı sevmek veya görmezlikten gelmek, görüp de susmak. Bütün bu davranışlar önce inancımıza ters düşüyor. Haksızlık karşısında susmanın vebalini nasıl taşıyacağız? Öyleyse "Konuşalım, söyleyelim, tenkit edelim" Acaba başarılı olabilir miyiz? Cevabımız yine hayır olacaktır. Konuşmak, söylemek, tenkit etmek bir üslup meselesidir, neyin, nerde, nasıl söyleneceğinin bilinmesidir. "Sitem tezgâhında ham ipliği değil, ibrişimi kullanmaktır." Sabırla ipek böceğinin yaptığını yapmak kozayı "anlayışla, iyilikle, nefsanî arzulardan uzaklaşarak örmektir" O zaman imdadımıza, Yunuslar, Mevlanalar, Ahmet Yeseviler yetişecektir.

 

Yunus Emre'nin aydın tarifi, insan tarifi rehberimiz olacaktır.

"Kuru ağacı niderler
Kesip oda yakarlar
Görmez misin sen arıyı?
Her bir çiçekten bal eder.
Sinek ile pervanenin
Yuvasında bal olmaya."

"Nefesinden müşk ü anber tüte
Budağından il ü şar yemişlene."

Değişen yalnız çarşılar değildi, mahalleler, sokaklar, evler de yabancılaşmanın içinde payına düşeni almıştı. Birbirini tanıyan, sayan, seven insanların yerini, selamı bile verirken büyük bir iş yapıyormuşçasına zorlanan insanlar almıştı. Artık üzüntüler, sevinçler paylaşılmıyor, insanlar yardımlaşmıyordu. Kadınlar işlerini bitirdikten sonra beraber olup sohbet etmiyordu. Danteller, iğne oyaları, kanaviçeler, mekik oyaları, Antep işleri yapılmıyor, birbirlerinden güzel örnekler alınmıyordu. Akşam yemeğinden sonra komşular birbirine gitmiyordu. Evlerin bahçelerinde çocuklar oynamıyor, pencerelerde renk renk çiçekler açmıyordu.

Mısralarda faydalı aydından, faydalı insandan söz ediliyor. Meselesiz, nemelazımcı, kendinden başkasını düşünmeyen, daima tüketici olan, ruh ve fikir yüceliğine erişmeyen, gönlü sevgi ile dolmayan insanın Yunus Emre'nin dünyasında yeri yoktur. Bu insanları yok saymak mümkün değil, onlarla beraber yaşıyoruz. Onlarla beraber yaşarken, yanlışa, kötülüğe "dur" diyebiliyorsak, taviz vermeden onlara haklılığımızı kabul ettirebiliyorsak; tartışabiliyorsak, konuşabiliyorsak, çare üretebiliyorsak "Gerçek olgunluğa" erişmiş olabiliriz. Bu anlamdaki olgunluğun insanlara faydası olacaktır.

"Çarşılar, mahalleler, sokaklar, evler yabancılaştı" diyoruz. Bu ortamda "Budağından il ü şar yemişlene" diyerek Yunus Emre'nin tarif ettiği insan tipi, aydın tipi işe çözüm getirecektir. Çözümler raporlar halinde, gönüllü kuruluşlara, resmi makamlara ulaşacak, halkın da desteği alınarak "Bilgi Çağı" yakalanırken ruhsuz, makinalarla dolu bir çağ değil, "Benliğimize, ruhumuza" uyan bir çağı yakalamağa çalışacağız. Konuşmalarımıza, yazılarımıza, projelerimize yaşadığımız devrin gerçekleri, tarihi kaynaklarımız, Batı'nın yaşadıkları, yanlışları, yeni arayışlar ve inancımız rehberlik edecektir.

Bir anneler gününde daktilomun başındayım, yazımı yazarken düşünüyorum. "Acaba anneler de değişti mi?" Yorum yapmaya dilim varmıyor. Gazetelerde okuduğumuz, televizyonlarda seyrettiğimiz son bir aylık olayları bu açıdan değerlendirelim, hepimizin bu konuda içimizin yandığını göreceğiz. Şiirlerle dolu bir dünyanın güzelliklerine dalalım, anneler için yazılanlara bakalım.

"Ve alnım açıksa, başım dikse,
Dirliğimiz varsa, mutluysam.
Yüzüme gülüyorsa böyle bu şehir
Bir beyaz zambak gibi pırıl pırılsa yavrum.
Ve yavrumsa her şeyi bana sevdiren bir bir
Bu mutluluk bu düzen bu bitmeyen aydınlık
Anamın yüzü suyu hürmetinedir."
                                           (Yavuz Bülent Bakiler)

Günlerimizin güzel, aydınlık, pırıl pırıl olması annelerimizin fedakârlığıyla, sabrıyla olacaktır.

Ne şikâyet, ne kin, ne şüphe biraz
Sessizliği, yüreğinin niyazındandır.
Elinin bereketi, iffeti, merhameti...
Kıldığı sonsuzluk namazındandır."


  Editör :  Rıdvan GÖK

2665 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 23 Puan Verildi
 Kaynak :  Rıdvan GÖK

 Kategori ¬ Biyografi

  Yorum ( 1 )   

 Gökben Sezer

Tarih : 19.04.2011 16:06:53  

  Değerli Hocam

Kayıtlı İp: 88.241.172.89


Yüreğinizden güzel sevginiz, kaleminizden güzel yazılarınız hiç eksik olmasın. Saygılarımla... Ü.T.L. 90 Yılı mezunu öğrenciniz
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  Bilgiden düşünce dalgası zuhura gelince mana söz ve sesten bir suret düzdü. (Mevlana-Mesnevi)  

  Başkalarının günahlarını görmeden önce kendi vicdanına bir bakmayı dene.. Benjamin FRANKLIN  

  Yüzünüzü güneşe döndüğünüz zaman gölgeler hep arkanızda kalır. Helen KELLER  

  Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanları ürkütür.. Cenap ŞEHABETTİN  

  GENÇ YAZARLAR... YAZILARINIZI GÖNERMEK İÇİN.... yenikalemlerdergisi@gmail.com  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gençlik Günlerinden Devşirilenlerden Bir Demet..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Kendime Diyorum Ki...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
Ay Işığında Yıkanan Duygular

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
FABRİKA AYARLARINA DÖNMEK

Bilal ÇALIŞKAN

Bilal ÇALIŞKAN ¬
Öyle bir din ki...

Serdar Adem İŞLER

Serdar Adem İŞLER ¬
MERHABALAR...

burak çavuş

burak çavuş ¬
islam ve sosyalizm
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 13
 Dün : 34
 Toplam : 115717
 Ip No : 107.20.25.215
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 2.2144 2.2184
  Euro 2.862 2.8671
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.