Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Tiyatro - ZEHİR - Yeni Kalemler
   
 ZEHİR

 Yazı Boyutu

 Tarih : 04.04.2009 - 20:24:59


I.BÖLÜM SAHNE: Sade bir köy evinin oda içi görüntüsü... Arkada tahta bir sedir, yanlarda birkaç sandalye, ortada bir sehpa vs. KAYNANA- (Belini tutarak ağır ağır ilerler ve sedire oturur.İçeriye doğru seslenir) Geliiin...

 

ZEHİR                                                                                   

 
I.BÖLÜM

SAHNE: Sade bir köy evinin oda içi görüntüsü... Arkada tahta bir sedir, yanlarda birkaç sandalye, ortada bir sehpa vs.

KAYNANA- (Belini tutarak ağır ağır ilerler ve sedire oturur.İçeriye doğru seslenir) Geliiin!...

GELİN- (İçerden) Ne var?

KAYNANA- (Kendi kendine) kibarca karşılık vermeyi de bilmez ki... (İçeriye doğru sesini yükselterek) Bana bir bardak su getir!..

GELİN- (İçerde mırıldanır, ses duyulur) Bu kadının istekleri de bitmiyor ki... Şunu getir, bunu götür...(Ses yükselir) Tamam, az sabret, bulaşıkları bitirip getiriyorum!

KAYNANA- Şuna bak... Bulaşıkları bitirince getiriyormuş... N’olacak bu gelinin hali bilmem ki? İşte, ne zamandır bulaşık yıkıyor... Öbür işleri ne vakit yapacaksa... Eli ne kadar da yavaş... Aaah ah... biz böyle miydik gençliğimizde? Kaşla göz arasında, şıkır şıkır her işi yapardık da tarlaya çapa sallamaya giderdik. Bu arada örgülerimizi de örerdik Nerde o günler? Şu yeni yetmelerin haline bak! Bağa-bahçeye, tarlaya gitmedikleri gibi ev işlerinde aciz kalıyorlar. Tafralarından da geçilmiyor...

GELİN- (Bir bardak suyla girer) Ne o, yine ne var? Konuşup duruyordun...

KAYNANA –Yok bir şey. (Suyu sertçe alıp içer.)

GELİN- (Bir sandalyeye ilişerek) Bak anne bu böyle olmaz!...

KAYNANA-(Şaşkın) Hayrola, ne oldu ki?

GELİN- Daha ne olsun? Her şeyi karmakarışık bir hale getiriyorsun, koyduğumu yerinde bulamıyorum. Ben evde olmadığım zaman eşyaların yerlerini değiştiriyorsun!...Düzenim alt üst oluyor...

KAYNANA- (Sesini yükselterek) Gelin, gelin!... Burası benim oğlumun evi, istediğim gibi hareket ederim. Hem, eşyalar böyle daha güzel duruyor.

GELİN- (Sesi kırgın) Ama bu evin gelini benim, eşyaların düzeninden de ben sorumluyum...

KAYNANA- (Amirane) Senin bu işlere aklın ermez, ben görmüş geçirmiş bir ailenin mensubu olarak elbette tertip düzen işlerini senden daha iyi bilirim. Sen, öğrenmene bak, ilerde yapar durursun. Hem sen bırak bunları da neler yaptın onu söyle? Bak gün yarıya geldi, bir bulaşığı yeni yıkadın... Olmaz ki kızım, böyle iş yetiştirilmez ki...

GELİN- (Kızgın) Yapar dururum, iş benim değil mi,akşama daha çok var!..

KAYNANA- Öyle deme, öyle deme! Hemen saatler geçip gidiverir de farkına bile varamazsın, ben daha taze bir gelin iken...

GELİN- (Sözünü keserek) Allah aşkına yine başlama şu eski zaman hikâyelerine. Daha kaç defa söyleyeceğim, şimdi zaman senin zamanın değil, bizim zamanımız. Bu zamanın gereklerini de en iyi biz gençler biliriz....

KAYNANA- O nasıl söz kızım? Zaman değişmiş de ne olmuş yani, bir gelinin yapacağı işler nihayet üç aşağı beş yukarı aynıdır. Tövbe tövbe... Bu şimdiki tazeler, hemen alınıyorlar, bir şey söylenmiyor ki...(Yerinden kalkarak) Ben, biraz ahretliğim Hatice kadının yanına doğru gideceğim. Sen de ne yaparsan yap!..

GELİN- Tamam, sen git, ben işlerimi yaparım.

(Kaynana çıkar, gelin yalnız kalır.)

GELİN- Sen çık, evin hizmetçisi var ya, daha ne olsun. Bu evde hiçbir sözüm dinlenmiyor. Çalışmaya gelince, çalış gelin çalış!... Ben bu kadınla ne yapacağım Allah’ım... Gitgide daha çekilmez bir hal alıyor. Her işime burnunu sokuyor. Ne söylese sinirime dokunuyor artık. Oğluna söylüyorum, ayrı bir ev tutalım diye, oralı bile olmuyor. Yok, bu yaşta kadın kendi başına ne yaparmış... Sabretmek lazımmış, zamanla her şey düzelirmiş... falan filan... Bir sürü masal anlatıyor bana... Anası değil mi, onu bana tercih ediyor. Anasını dinliyor, beni dinlemiyor.(Sesi kederli)Yapamam böyle, bu kahrı senelerce çekemem benim de insan gibi yaşamaya hakkım yok mu? (Kapı çalınır.)

GELİN- (Gidip açar) Ooo, kardeşim Emine sen miydin, ne iyi ettin de geldin...

EMİNE-(Oturur.)Evde canım sıkılmıştı, işimi de bitirmiştim, şöyle bir hal-hatır sorayım dedim.(Ağzında sakız vardır.)Eee nasılsın bakalım? Kaynanan nerde?

GELİN-(Sesi kederli) Ah sorma Emine... Az önce çekip gitti, ahretliğine uğrayacakmış. Bu kadının elinden neler çekiyorum bir bilsen... Her işime karışıyor.. Ne söylesem tersine çekiyor. Artık onun söyledikleri de bana batar oldu. Sen rahatsın tabii, kaynanan yok... Bizimkisi çile bülbülüm çile...

EMİNE- E şans bu kızım... Kimine öyle, kimine böyle... Peki, kocana söylemiyor musun, anasının kulaklarını biraz çekse...

GELİN- Aaah... Ah… Söylemez olur muyum Emine, söylüyorum söylemesine de bir şey değişmiyor. Bol bol nasihat dinliyorum. Anası da hep yüz buluyor, azıttıkça azıtıyor.

EMİNE- Doğrusu sana acıyorum Zeynep. Benim böyle bir kaynanam olsaydı, asla tahammül edemezdim. Bakardım çaresine... Değil mi ama tatlım, biz de yaşamaya geldik bu dünyaya, bunak zırıltısı dinlemeye değil...

GELİN- Senin tuzun kuru tabii... rahat rahat konuşuyorsun böyle... Allah aşkına sen söyle, ne yapabilirim? Ya katlanacağım, ya da bırakıp gideceğim...

EMİNE- Benim saf Zeynebim, çok şey yapabilirsin, çok şey... Başkaları neler yapmıyorlar ki... Bana bak, sen televizyon da mı seyretmiyorsun kızım?

GELİN- (Şaşkın) Doğrusu pek de seyredemiyorum. Bir yanda iş güç, bir yanda kaynanamla oğluna hizmet... Vakit kalmıyor ki...

EMİNE- Benim zavallı kardeşim, millet neler yapıyor neler... Meseleyi, tereyağından kıl çeker gibi halledebiliriz.

GELİN- (Hayretle) Nasıl yani?

EMİNE- Bak, söyleyeceklerimi iyi dinle!(Endişeyle sağına-soluna bakınır.) Bizi duyacak biri yok değil mi?

GELİN- Yok, kimsecikler yok. Kaynanamın gittiğini söylemiştim...

EMİNE- İyi öyleyse...(Gözleri etrafı dolaşır.) Biraz yaklaş da dinle! (Gelin Emine’ye yaklaşır.) Şu karşıki Akoluk köyünü biliyor musun?

GELİN- Adını duydum, ama hiç gitmişliğim yok...

EMİNE- Neyse, önemli değil... Orada bir Gülizar Ana var...

GELİN- (Biraz şaşkın) Anlatıp duruyorlar ya, kimdir, ne iş yapar bildiğim yok...

EMİNE- Şimdi öğrenirsin... Bak Zeynepçiğim, bu Gülizar Ana var ya, her derde çare bulur. Civardaki bütün köyler onu çok iyi tanırlar. Her başı sıkışan ona gider. Onun halledemeyeceği bir mesele yoktur.

GELİN- Yani...

EMİNE- (Sözünü keser)...yani, benim saf arkadaşım, seninle onun yanına gideceğiz. Senin bu kaynana problemini ona anlatacağız... Mutlaka bir çare bulacaktır, mutlaka...

GELİN- Emine, olur mu? Herkes ne der? Sonra, ben hangi bahaneyle evden ayrılırım?

EMİNE- (Sesi yükselir) Zeynep, sen ne kadar cahilsin... Bunu ikimizden başkası bilmeyecek ki...evden ayrılmak için de...uydur işte bir şeyler canım!...

GELİN- Peki peki kızma hemen, uydururum bir şeyler...

EMİNE- İyi o zaman. Yarın erkenden gidelim. Yolumuz uzun, akşama geri dönmeliyiz...

GELİN-(Biraz tereddütlü) Pe..peki, yarın erkenden..

EMİNE-Sakın ha!.. Telaşlanıp da her şeyi berbat etme!.. Hadi bana müsaade...

                                                                                        PERDE

II. BÖLÜM

SAHNE: Gülizar Ana’nın odası... Bir sedir, yanda bir masa ve üzerinde ciltli kitaplarla şişeler... Gülizar Ana, başındaki özel bağlanmış başörtüsü ile etkileyici bir görünüme sahiptir. Elindeki tesbihi çekmektedir. Dudakları kıpır kıpırdır.(Az sonra kapı çalınır.)

GÜLİZAR ANA- Hayırdır inşaallah... Çocuklar da evde değiller ki... Ben bari açayım şu kapıyı...(Yerinden kalkıp vakur adımlarla kapıya doğru yürür. Kapıyı açar, misafirleri içeri alır.)

GÜLİZAR ANA- (O önde, Gelin’le Emine arkada, içeri girerlerken) Buyrun güzel kızlarım, buyrun, şöyle oturun...(Misafirler oturunca )Hoş geldiniz, safalar getirdiniz...(Emine ile Gelin mukabele edince Gülizar Ana da oturur.)

GÜLİZAR ANA-(Kısa bir süre misafirlerini süzdükten sonra) Sevgili kızlarım, sizleri ilk defa görüyorum. Nereden gelip nereye gitmektesiniz?

EMİNE- Biz karşı köydeniz Gülizar Ana. Benim adım Emine, arkadaşımınki Zeynep...

GÜLİZAR ANA- Memnun oldum kızlarım... Hangi rüzgâr attı sizi buralara? Neyse, bunu birazdan anlatırsınız. Önce nefeslenip kendinize gelin. Ben de size buz gibi bir ayran ikram edeyim de yorgunluğunuz çıksın...

EMİNE- Zahmet etme Gülizar Ana, maruzatımızı anlatıp hemen gitmek istiyoruz...

GÜLİZAR ANA- Ne zahmeti kızım? Şimdi getiririm. (Çıkar. O dönene kadar içerdekiler de etrafa göz gezdirirler. Birbirlerine işaretle kitapları ve şişeleri gösterip anlamlı anlamlı gülüşürler.)

GÜLİZAR ANA- (Bir tepsi üzerinde ayran dolu üç bardak olduğu halde içeri girer.) Buyrun, afiyet olsun, çekinmeden için, yorgunluğa iyi gelir.(Ayranlar içilir.)

EMİNE- Biz bir derdimizi halletmeye geldik Gülizar Ana... Müsaade ederseniz, hemen anlatmak istiyoruz, çünkü fazla vaktimiz yok...

GÜLİZAR ANA- (Merakla bakar) Peki kızım, siz bilirsiniz. Anlatın o halde, nedir derdiniz? Sizi ta buralara kadar sürükleyen bu dert neymiş bakalım, inşaallah bir çare bulabiliriz...

(Emine kaş göz işareti yapıp Gelin’i dürtükleyerek konuşmaya zorlar.)

GELİN- (Tereddütlü) Şey...Dert benim Gülizar Ana..

GÜLİZAR ANA- Anlat o halde kızım, çekinecek bir şey yok. İşte biz bizeyiz. Nedir derdin?

GELİN- Kaynanam... Kaynanamdan yana dertliyim anacığım... Onunla hiç anlaşamıyoruz. Her şeyime, her işime karışıyor. Ne söylesem ters anlıyor, artık bir evin içinde iki rakip gibi olduk... Ne yapacağımı bilemez hale geldim. Daha ne kadar dayanabileceğimi bilemiyorum, sabrım tükenmek üzere... Ne olur, benim bu derdime bir çare bulun!...

GÜLİZAR ANA- Yaaa... Demek derdin bu... Kaynananla anlaşamıyorsun ha...(Kısa bir zaman düşünür, sonra manalı manalı başını sallayarak) Kolay... Bir hal çaresi bulacağız Allah’ın izniyle...(Gelinle Emine heyecanla toparlanıp dikkat kesilirler.)

GÜLİZAR ANA- Peki güzel kızım, ben seni bu dertten kurtaracağım... Ama dediklerimi harfiyyen yapacaksın, anlaştık mı?

GELİN- Ta..tabii Gülizar Ana,aynen yapacağım!...

GÜLİZAR ANA- Çok iyi. Anlaştık o halde. Şimdi söyleyeceklerimi itirazsız dinle! Sana şuradan bir şişe vereceğim.(Şişeyi eline alır.) Bu şişede ne olduğunu merak ediyorsunuz tabii...(Biraz durduktan sonra)...bu şişede ...bu şişede...zehir var!...

GELİN VE EMİNE- (İkisi birden, heyecanla) Zehir mi?

GÜLİZAR ANA- (Gülümseyerek) Ne o, şaşırdınız mı? Bir kere daha söyleyeyim o zaman: Evet, bu şişede zehir var!... Şimdi anlaşıldı mı?

GELİN- (Şaşkın) Ama efendim, ben sanmıştım ki...

GÜLİZAR ANA- (Sesini keserek)...şimdi hiçbir şey söylemeden dinle kızım... Bunu uygulayıp uygulamamak sana kalmış... Çare dedin, biz de söylüyoruz...

GELİN- Peki peki kızmayın, dinliyorum...

GÜLİZAR ANA- Güzeeel... Bak kızım, bu şişedeki zehiri damla damla kaynananın yemeğine dökeceksin. Her yemekte birkaç damla... Bu iş tam üç ay devam edecek ve kimse şüphelenmeyecek... Üç ay sonra da... vadesi gelen her fani gibi kaynanan da ebediyen size veda edip gidecek... İşte bu kadaar... Ha, yalnız dikkat etmen gereken bir husus daha var...(İki kadın tutulmuş bir şekilde dinlemektedirler) ...o da şu: Kaynanana çok iyi davranacaksın, bir dediğini iki etmeyeceksin ki senden asla şüphelenmesin... Anlaşıldı değil mi?

GELİN- (Kurulmuş gibi) Evet efendim, söylediklerinizi aynen yapacağım...

GÜLİZAR ANA- (Tebessüm ederek) Oldu, o zaman... mesele de böylece halloldu sayılır. Sana kolaylıklar dilerim kızım... İnşaallah çok yakında iyi haberlerinizi alırım...(İki genç kadın birbirlerine bakışırlar. Gelin şişeyi alıp almamakta tereddüt edince, Zeynep onu iteler ve almasını sağlar.)

GELİN- Dediklerinizi asla unutmayacağım. Size ne kadar teşekkür etsek azdır... Biz şimdi gidelim müsaadenizle, yolumuz uzun...

EMİNE- Evet, hemen gitmeliyiz ki akşam olmadan evlerimize varabilelim...(Kalkarlar.)

GÜLİZAR ANA- (Kalkarak misafirlerini uğurlar) Güle güle kızlarım... güle güle... Ne zaman bir derdiniz olursa muhakkak gelin! Kapım size her zaman açıktır...

(Çıkarlar.)

                                                                                    PERDE

III. BÖLÜM

SAHNE: I.Bölümdeki oda içi görüntüsü...

KAYNANA- (İçeriye seslenerek) Nerde kaldın,gözü çıkasıca gelin,getirsene ilacımı!..

GELİN- (İçerden) Şimdi anneciğim, hemen getiriyorum...(Bir tepsi içinde birkaç kap yemek, yanında da ilaç şişesi vardır.) Buyur anneciğim! Önce yemeğini ye, ilacını sonra iç! Aç karnına dokunur...

KAYNANA- (Şaşkındır) İyi iyi... uzatma... bırak şuraya da işinin başına dön! Neredeyse akşam olacak...

GELİN- Tamam anneciğim, bütün işleri yapar bitiririm,hiç merak etme!...(İçeriye girer.)

KAYNANA- Allah Allah... Evlere şenlik... Bu geline n’oldu ki böyle? Ne dersem kuzu kuzu itaat ediyor... Başına saksı filan mı düştü acaba? (Yemeğini yer, ilacını içer.)

GELİN- (Bir köşeden izlemekte,’sen görürsün’der gibilerden kafasını sallamaktadır. Yemek biter bitmez içeriye girer) Afiyet olsun anneciğim, sana hemen bir kahve yapıp getiriyorum, mideni rahatlaştırır.(Sedirdeki minderi düzelterek) Şuraya yaslan da rahat rahat otur anneciğim, ben hemen kahveni getiriyorum...(Tepsiyi alıp çıkar.)

KAYNANA- (Başını sallayarak) Fesuphanallah... Bu gelin nasıl bu kadar değişti birden, hayret doğrusu!... Acaba rüyada mıyım?(Kendi kendine güler.)

GELİN- (Kahve elinde girer.) Buyur anneciğim!..(Mübalağalı bir şekilde eğilerek kahveyi verir, ayakta bekler) Başka bir isteğiniz var mı anneciğim, ben yemeğe bakacağım da...

KAYNANA- (Şaşkın şaşkın bakarak) Yok yok..bir isteğim yok...Sen işine bakabilirsin.(Gelin köşeden izlerken) Evlere barklara şenlik... O huysuz gelin gitti de yerine bir melek geldi sanki...

(Zaman geçtiğini göstermek için perde açılıp kapanır. Perde açıldığında gelin sahnede yalnızdır.)

GELİN- (Elindeki şişeden yemeğe dökerek) Bugün tam bir ay oldu... Kaldı iki ay... Aman Allah’ım ben ne yapıyorum böyle? Bu işin sonu neye varacak? Kaynanam da öyle bir iyi oldu ki... Benimle konuşurken ağzından bal akıyor adeta...(içeriye seslenir) Yemeğin hazır anneciğim!...

KAYNANA- (İçerden)Geliyorum güzel gelinim...(Gelir, oturur, yemeğe başlamadan) Nasılsın, benim melek gelinim? Bugün neler yapıyorsun bakalım?

GELİN- (Durgun) Anneciğim, bildiğin gibi, her zamanki işler...

KAYNANA- Yok yok..sende bir hal var bugün...Neşen kaçmış gibi. Hasta mısın yoksa?

GELİN- Hayır anneciğim, yok bir şeyim, biraz yoruldum herhalde...

KAYNANA- Yorulmuşsundur tabii... Kolay mı bir evi çekip çevirmek? Bak ne diyeceğim, şöyle seninle Hatice teyzenlere kadar bir gitsek... Açılırsın... Ha ne dersin?

GELİN-Çok iyisin anneciğim...

KAYNANA- Asıl iyilik sende benim melek gelinim. Allah razı olsun. Senin gibi gelini Allah herkese nasip etsin...

GELİN- Ben ne yapıyorum ki anneciğim, bunları herkes yapar.

KAYNANA- Öyle deme kızım, elde ne kötüler var... Senin gibisi zor bulunur. Hele şu üç aylığımı bir alayım, bak sana ne sürprizlerim olacak...

GELİN- Anne hiç gerek yok, bana yalnız senin iyiliğin lazım...

KAYNANA- Gerek olup olmadığını ben bilirim,sen onu bana bırak!...Allah seni hep var etsin kızım, ben senin iyiliklerini nasıl öderim? (Ayağa kalkar) Ben biraz bahçeye çıkıyorum, hazır olunca gel de gidelim...

GELİN- Peki anneciğim, gelirim.(Yaşlı kadın çıkar.)

GELİN-(Ağlamaklı) Aman Allah’ım, ben ne kadar kötüyüm. Suçsuz-günahsız bir kadının ölümüne sebep oluyorum. Neden yapıyorum ben bunu, neden? Allah’ım affet beni...(Yüzünü elleriyle kapatır.)

GELİN-(Ellerini yüzünden çekerek) Hemen bu hatamı telafi etmeliyim, belki iş işten geçmemiştir daha... Bugün geç oldu, yarın sabah erkenden yola düşüp Gülizar Ana’yı mutlaka bulmalıyım. Emine’yi de alsam mı ki yanıma? Yok yok, o kötü kalplinin biri, onsuz gitmeliyim. Zaten başıma ne geldiyse onun yüzünden gelmedi mi? Allah’ım n’olursun, iş işten geçmemiş olsun...

                                                                                    PERDE

IV. BÖLÜM

(Gülizar Ana’nın odası... Önceden olduğu gibidir. Perde açıldığında, Gelin, Gülizar Ana’nın yanındadır.)

GÜLİZAR ANA- (Gülümseyerek) Eeee, kızım, ne var ne yok bakalım? Kaynananla aran nasıl?

GELİN- (Çekinerek) Şey... Gülizar Ana, ben de onun için gelmiştim. Diyecektim ki...

GÜLİZAR ANA-(Sözü hemen alarak yapmacık bir hayretle)...Ne yani, verdiğim zehirin işe yaramadığını mı söylemek istiyorsun?

GELİN- Hayır Gülizar Ana, işe yaradı, yaradı da...

GÜLİZAR ANA- Öyleyse sıkıntı nedir kızım?

GELİN- Gülizar Ana ben... ben artık kaynanamın ölmesini istemiyorum(Sesi titrektir.) Kaynanam öyle iyi biri oldu ki Gülizar Ana... Beni de o kadar seviyor ki...(Ağlamaklı) Bu zehirin tesirini yok edecek bir ilaç ver bana! Kulun, kölen olayım Gülizar Ana... Ne olur, kurtar onu, ölmesin… Kendimi asla affetmeyeceğim Gülizar Ana!...(Elleriyle yüzünü kapatır.)

GÜLİZAR ANA- (Tebessüm ederek bir müddet onu seyreder) Bana a bak kızım, yüzüme bak! Artık bu sırrı açıklama zamanı geldi...

GELİN-(Şaşkın) Sır mı, ne sırrı?

GÜLİZAR ANA- Kaynanan ölmeyecek güzel kızım. Yani, bizim elimizden ölmeyecek. Allah’ın verdiği ömrü sonuna kadar yaşayacak...

GELİN- Ama nasıl olur? Ya verdiğim zehir?..

GÜLİZAR ANA- Çünkü benim sana verdiğim şişede sadece su vardı. Başka bir şey yoktu... Ama ne oldu? Sen kaynanana karşı iyi olunca, o da sana karşı iyi oldu. Böylelikle, aranızdaki buzlar, günden güne eriyip gitti. Sen onu sevince, o da seni sevdi. Yani, kısacası kızım, düşman aslında senin içindeydi ve sen gerçekte o düşmanı zehirleyip öldürdün. İşte bu kadar… Artık her şey yoluna girdiğine göre, üzülmen için de bir sebep kalmadı demektir. Mutluluğun daim olsun kızım, her zaman sev! Kalbinde kinin, düşmanlığın zerresi bile almasın, bir ömür boyu huzurla yaşa! Unutma ki, en güçlü panzehir sevgidir... Yalnızca sevgi…

(Gelin, sevinçle Gülizar Ana’nın ellerine sarılırken oyun biter.)

                                      PERDE

HAZIRLAYAN: Rıdvan GÖK


  Editör :  Rıdvan GÖK

711 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  r.g.

 Kategori ¬ Tiyatro

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 4
 Bugün : 63
 Dün : 61
 Toplam : 142978
 Ip No : 35.168.111.204
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.