Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Biyografi - HZ. MUHAMMEDİN (s.a.s) NAĞMESİ / Muhittin KÜÇÜK - Yeni Kalemler
   
 HZ. MUHAMMEDİN (s.a.s) NAĞMESİ / Muhittin KÜÇÜK

HZ. MUHAMMEDİN (s.a.s) NAĞMESİ / Muhittin KÜÇÜK
 Yazı Boyutu

 Tarih : 03.04.2009 - 18:38:48


Bakın, kaynak nasıl fışkırmakta/ Kayalardan neşe ile / Nurlu yıldızlar gibi pırıl pırıl/ Bulutlar üzerinden melekler/ Onun gençliğini beslerdi/ Fundalıklardaki kayalar arasında.

 

   

Hz. Muhammed'in (s.a.s) Nağmesi

                                                                                                  Muhittin KÜÇÜK

Bakın, kaynak nasıl fışkırmakta
Kayalardan neşe ile
Nurlu yıldızlar gibi pırıl pırıl!
Bulutlar üzerinden melekler
Onun gençliğini beslerdi
Fundalıklardaki kayalar arasında.

Taptaze, gencecik
Raks ederek bulutlardan
Mermer kaynaklara iner,
Tekrar yükselir sevinç
Nağmeleriyle semaya.

Dağ geçitlerinde, o
Kovalıyor rengârenk çakılları,
Koparıp sürüklüyor genç önder
Kardeş kaynakları da birlikte.

Çiçekler açıyor aşağı vadide
Yeşeriyor çimenler adım attığı her yerde
Nefesinden.

Onu yolundan alıkoyamıyor hiçbir
Karanlık vadi, hiçbir çiçek
Aşk dolu gözlerle onu süzerek
Dizlerini sarıp tutamaz
Düzlüğe gidiyor kıvrılarak akışı.
Karışıp birleşerek
Dost oluyor dereler.
İniyor şimdi ovaya
Gümüş pırıltılarla,
Ovalar onunla ihtişama bürünür.
Ovalardan ırmaklar,

Dağlardan dereler
Sevinçle sesleniyor ona: Kardeş,
Kardeş, kardeşlerini de al,
Beraber ezelî atana götür,
Açılmış kollarıyla
Bizi bekleyen
Ebedî okyanusa.
Eyvah, boşuna açılmış kollarla bekler
Hasret çektiği bizleri kucaklasın diye;
Çünkü ıssız çölde bizi yer
Kumlar.
Tepemizde güneş emip bitirir kanımızı,
Ve bir tepe engelliyor.
Göle varmamızı.

Kardeş,
Ovalardan gelen kardeşlerini de al,
Dağlardan gelen kardeşlerini de al,
Birlikte götür atana!
Gelin hepiniz!
Ve coşuyor şimdi o
Bütün ihtişamıyla,
Bir nesil kaldırır bu Sultan’ı yükseklere
Ve kükreyince o, zaferler kazanıyor,
İsimler veriyor beldelere,
Şehirler oluşuyor ayak bastığı her yerde.

Durdurulmaz bir akınla devam ediyor,
Kulelerin alevli zirvelerine,
Mermer sarayları, hilkatinin icabı
Arkasında bırakarak.

Sedir ağaçlı evler atlas taşır
Geniş omuzlarında,
Dalgalanarak başının üstünde
Binlerce sancak yükseliyor göklere
İhtişamına şehadet ederek.

Ve böylece kavuşturuyor kardeşlerini,
Sevdiklerini, evlâtlarını
Gönlü muhabbetle dolu, onları
Bekleyen Yaratıcıya.

 

1993–1994 öğretim yılında Amasya Eğitim Fakültesinde bir dönem misafir öğretim görevlisi olarak Türkçe derslerine girmiştim. Yukarıdaki şiiri, sınıf öğretmenliği bölümü üçüncü sınıf öğrencilerine, şairini söylemeden okumuş ve şiirin kısaca yorumunu yaptıktan sonra Arkadaşlar sizce bu şiir kime ait olabilir? diye sormuştum. Herkes kendince bir tahminde bulunmuştu. Kimi Mehmet Akif dedi. Kimi Necip Fazıl, kimi Yahya Kemal, kimi Faruk Nafiz, kimi Arif Nihat Asya... En sonunda dedim ki: Hayır arkadaşlar, tahminlerinizin hiçbiri doğru değil, çünkü bu şiir ünlü Alman şairi Goetheye aittir.”  Öğrencilerin hepsi çok şaşırdı. Böyle bir sonucu hiç beklemiyorlardı. Ön sırada oturan ve kıvırcık saçları omuzlarından aşağı sarkan; ince, zayıf, esmer bir kız öğrenci gözleri yaşararak ve hayıflanarak; Hocam bir yabancı Peygamberimize böylesine değer verirken, biz Onu tanımıyoruz, Ona yabancı kalıyoruz. dedi. Bakışlarından anladığım kadarıyla diğerleri de aynı duyguyu paylaşıyordu. Ben de derin bir teessürle Maalesef öyle dedim.

Evet, bin kere, yüz bin kere maalesef kıymetini bilmediğimiz daha nice değerlerimiz var. Ama bu değer, bütün değerlerimize değer kazandıran değerler üstü bir değer. Bu değer; hayatımızdan çıkınca, hayatın anlamsızlaştığı bir değer. Bu değer; milletçe sahip olduğumuz bütün erdemlerin, bütün güzelliklerin kaynağı, temeli olan bir değer. Bu değer Mehmet Akifin ifadesiyle Bütün beşeriyetin kendine medyun olduğu yücelerden yüce bir değer. Ona yabancı kalmak ne büyük kayıp, ne büyük acı; çünkü Ona yabancı kalmak demek insana, insanın gerçeğine; saadete, huzura, emniyete velhasıl bütün faziletlere, hepsinden önemlisi ve hepsinden öte Allah
a yabancı kalmak demektir.


İşte Goethe, pek çok akl-ı selim sahibi batılı düşünür ve sanatkâr gibi Levlâke Levlâke lema halâktü’l eflâk - Sen olmasaydın, eğer sen olmasaydın âlemleri yaratmazdım. hitabına mazhar olan bu Yüce Kametin farkına varan, Ona yabancı kalmayan büyük bir şair. O, şiirlerinde referans olarak sık sık İslâmî kaynaklara, özellikle de Kurân-ı Kerime müracaat etmiştir. Doğu-Batı Divanı(2) adını verdiği şiir kitabında bunu açıkça görmek mümkündür. Gençlik yıllarından itibaren İslâma büyük ilgi duyan Goethe, Friedrich David Megerlinin Arapçadan Almancaya, Ludorico Marracciosun Arapçadan Lâtinceye yaptıkları Kurân-ı Kerim tercümelerinden mukayeseli bir çalışma yapar ve muhtelif on sureden bir de Kurân-ı Kerim Hulâsası (Koran- Auszüge) meydana getirir.
(3)

Burada Goethenin Müslüman olup olmadığı tartışmasına girmek istemiyorum. Ancak onun İslâmiyete büyük sempati duyduğu ve Hz. Muhammedin hak peygamber olduğunu kabul ettiği eserlerinden anlaşılmaktadır. (4) Hz. Peygamberin hayatını K. E. Oelinerin Mohamed adlı esrinden okuyan Goethe, Çok kısa bir süre önce İslâm peygamberinin hayatını büyük bir ilgi ile okuyup tahsil ettikten sonra gördüm ki O, asla yalancı bir peygamber değildir. (5) sözüyle Onun hak peygamber olduğunu açıkça ifade etmiştir. Açık olan bir şey daha varsa o da Goethenin Hz. Muhammed
e olan derin hayranlığı ve sevgisidir.

Goethe, 70 yaşına girdiği yıl, ramazan ayında kendini kastederek söylediği şu sözle Hz. Muhammede olan sevgi ve hayranlığını bütün samimiyetiyle ortaya koymuştur: Kurân-ı Kerimin Peygambere semadan indirildiği bu mübarek geceyi o, niçin hürmetle tesit etmesin.
(6)

Goethe, Kurân-ı Kerimi okuduktan sonra 1772 yılında, Hz. Muhammedle (s.a.s) ilgili büyük bir piyes yazmaya girişir. (7) Mohamed-Drama adını verdiği bu piyesin girişinde Peygamberimizin tevhid inancına ulaşması dile getirilir. Sonra Hz. Muhammedle (sav) sütannesi Halime arasında geçen bir konuşmadan söz edilir. Ardından da Hz. Ali ve Hz. Fatıma arasında Peygamberimizi anlatan bir diyalog geçer. Goethe piyesi tamamlayamaz, ama piyesin Hz. Ali ile Hz. Fatıma arasındaki diyalog kısmından yukarıda verdiğimiz şiir ortaya çıkar.

Muhammedin Nağmesi (8) için naat demek yanlış olmaz sanırım. Çünkü bu şiirde Goethe baştan sona kadar temsilî bir üslûpla Hz. Muhammedi anlatmakta, ondan sevgi ve övgüyle söz etmektedir. Şiirle ilgili seziş ve duyuşlarımı, kırık dökük de olsa sizlerle paylaşmak istiyorum.

Mekkede Fundalıklardaki kayalıklar arasında alnında nübüvvet nuru, El-Emin sıfatıyla vasıflanmış pırıl pırıl bir genç dolaşmaktadır. Bulutlar Ona gölgelik yapmakta, melekler etrafında pervane kesilmekte; ağaçlar, kayalar, kuşlar Ona selâm durmaktadır. Kısacası Kayalardan neşe ile nurlu yıldızlar gibi pırıl pırıl bir kaynak fışkırmaktadır. Gücünü ilâhî vahiyden alan bu kaynak;
 
Taptaze, gencecik
Raks ederek bulutlardan
Mermer kayalara iner,
Tekrar yükselir sevinç
Nağmeleriyle semaya.

Bu ilâhî kaynaktan kana kana ilk su içen Ona en yakın olan insan, hanımların hanımı, annelerin annesi Hz. Hatice Validemiz oluyor. Ardından Ebu Bekirler, Aliler, Bilâller, Osmanlar, Talhalar koşuyorlar bu yüce kaynağa. Derken;

Dağ geçitlerinde, O
Kovalıyor rengârenk çakılları,
Koparıp sürüklüyor genç önder
Kardeş kaynakları da birlikte.

Çiçekler açıyor aşağı vadide
Yeşeriyor çimenler adım attığı her yerde
Nefesinden.

Tabiî ki bu tertemiz, pırıl pırıl akan kaynaktan rahatsız olanlar boş durmuyor; bin bir türlü engelle yolunu kesmeye çalışıyorlar. İşkenceler, hakaretler fayda etmeyince servetle, kadınla, saltanatla Onu yüce hedefinden alıkoymak istiyorlar. O ise bunları elinin tersiyle iterek Güneşi sağ elime, ayı sol elime verseler ben bu davadan vazgeçmem. diyor ve yoluna devam ediyor:

Onu yolundan alıkoyamıyor hiçbir
Karanlık vadi, hiçbir çiçek
Aşk dolu gözlerle Onu süzerek
Dizlerini sarıp tutamaz
Düzlüğe gidiyor kıvrılarak akışı.

Aşkla, muhabbetle, uhuvvetle, feragatle, ihsanla, ihlâsla beslenen bu güzel ırmak hedefine doğru coşkuyla akıyordu Hamzalarla, Ömerlerle biraz daha güçlenerek...

Karışıp birleşerek
Dost oluyor dereler.
İniyor şimdi ovaya
Gümüş pırıltılarla,
Ovalar Onunla ihtişama bürünür.

Mekke o yüce ırmağın kendileri için ab-ı hayat olduğunu anlayamıyorsa, Taif Onu acımasızca taşa tutuyorsa; Medine O’na koşuyor aşkla, Medine Ona kucak açıyor yiğitçe, mertçe, cömertçe ve;

Ovalardan ırmaklar,
Dağlardan dereler
Sevinçle sesleniyor O'na: Kardeş,
Kardeş, kardeşlerini de al,
Beraber ezelî atana götür,
Açılmış kollarıyla
Bizi bekleyen
Ebedî okyanusa.

Ancak ebedî okyanusa ulaşmak o kadar kolay değildir. Daha nice çetin tepeler, sarp dağlar vardır önlerinde; zulümler, boykotlar, sürgünler... Yer yer endişeye kapılanlar olur ve yürekleri burkularak derler ki:

Eyvah, boşuna açılmış kollarla bekler
Hasret çektiği bizleri kucaklasın diye;
Çünkü ıssız çölde bizi yer
Kumlar.
Tepemizde güneş emip bitirir kanımızı
Ve bir tepe engelliyor
Göle varmamızı.

Ama bu endişe yersizdir. Tarihin akışını değiştirecek olan bu şanlı gidişi hiçbir tepe, hiçbir dağ durduramayacaktır. Nitekim gittikçe kabaran bu ırmağın bir kolu sessizce uzak diyarlara, Habeşistana uzanır. Çünkü bu, kaderin onlar için çizdiği bir yoldur. Çünkü oradan gelen ve belki sahiplerinin bile bilmediği sesiz bir çağrı vardır:

Kardeş,
Ovalardan gelen kardeşlerini de al,
Dağlardan gelen kardeşlerini de al,
Birlikte götür atana!

Nice maceradan, nice tehlikelerden sonra ırmağın ana kolu da Medineye ulaşıyor ve ardından Habeşistandan coşkuyla akıp gelen diğer koluyla birleşiyor bu kutlu şehirde ve büyük bir nehir oluyor. Gürül gürül akan bu nehir geçtiği her yeri kirden, pastan arındırıyor; insanlığın kıyamete kadar minnet ve şükranla anacağı yepyeni bir medeniyeti yeşertiyor:

Gelin hepiniz!
Ve coşuyor O
Bütün ihtişamıyla,
Bir nesil kaldırır bu Sultanı yükseklere
Ve kükreyince O, zaferler kazanıyor,
İsimler veriyor beldelere,
Şehirler oluşuyor ayak bastığı her yerde.

Bedir şahlanış, Uhud çetin imtihan, Hendek şanlı direniş, Hudeybiye gizli fetih oluyor ve yıllarca hakikate susamış gönüller akın akın Ona koşuyor; gönlü hakikate açılan krallar tacını tahtını bırakıp o nehirde bir damla olmaya can atıyor. Ve;

Durdurulmaz bir akınla devam ediyor,
Kulelerin alevli zirvelerine,
Mermer sarayları, hilkatinin icabı
Arkasında bırakarak.

Sessizce aktığı Medineden kardeş dereleri, çayları, ırmakları da yanına alarak gürül gürül Mekkeye dönüyor, her zamanki gibi tıynet-i pakine yaraşır şekilde geçtiği her yeri yeşerterek:

Sedir ağaçlı evler atlas taşır
Geniş omuzlarında,
Dalgalanarak başının üstünde
Binlerce sancak yükseliyor göklere
İhtişamına şehadet ederek.

Medineden yola çıkan bu mukaddes nehir coştukça coşuyor; Onunla birlikte binler, on binler Mekkeye doğru koşuyor. Aslında bu gidiş Mekkeye değildir. Bu gidiş o kutlu hedefe, sonsuz rahmetle müntesiplerini ölümsüzlüğe taşıyan ebediyet okyanusunadır. Bu gidiş, âlemlerin Rabbi olan Allahadır:

Ve böylece kavuşturuyor kardeşlerini,
Sevdiklerini, evlâtlarını
Gönlü muhabbetle dolu, onları
Bekleyen Yaratıcıya...
-----------------------
DİPNOTLAR:

1. Dr. Bayram Yılmaz, Goethe ve İslâmiyet, Esra Yayınları, Konya 1991, S. 57-59.

2. johann Walfgong Von Goethe, Doğu- Batı Divanı, ter.: Dr. Bayram Yılmaz, İyi Adam Yay., İst. 2000
3. Dr. Bayram Yılmaz, Goethe ve İslâmiyet, S. 36.
4. Bu konuda geniş bilgi için bkn. Dr. Bayram Yılmaz, a.g.e.; ayrıca İslâm Ans.(TDV, İst. 1996) Goethe maddesi.
5. Dr. Bayram Yılmaz, a.g.e., S. 53.
6. Dr. Bayram Yılmaz, a.g.e., S. 34. 
7. Dr. Bayram Yılmaz, a.g.e., S. 42.
8. "Bu şiir ilk olarak Mahomets Gesanng (Muhammed'in Nağmesi) adıyla Musealmanac dergisinde yayımlanmıştır." (İslâm Ans., TDV, Goethe mad.)

  Editör :  Rıdvan GÖK

2090 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 16 Puan Verildi
 Kaynak :  Rıdvan GÖK

 Kategori ¬ Biyografi

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  Bilgiden düşünce dalgası zuhura gelince mana söz ve sesten bir suret düzdü. (Mevlana-Mesnevi)  

  Başkalarının günahlarını görmeden önce kendi vicdanına bir bakmayı dene.. Benjamin FRANKLIN  

  Yüzünüzü güneşe döndüğünüz zaman gölgeler hep arkanızda kalır. Helen KELLER  

  Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer, alışık olmayanları ürkütür.. Cenap ŞEHABETTİN  

  GENÇ YAZARLAR... YAZILARINIZI GÖNERMEK İÇİN.... yenikalemlerdergisi@gmail.com  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gençlik Günlerinden Devşirilenlerden Bir Demet..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Kendime Diyorum Ki...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
Ay Işığında Yıkanan Duygular

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
FABRİKA AYARLARINA DÖNMEK

Bilal ÇALIŞKAN

Bilal ÇALIŞKAN ¬
Öyle bir din ki...

Serdar Adem İŞLER

Serdar Adem İŞLER ¬
MERHABALAR...

burak çavuş

burak çavuş ¬
islam ve sosyalizm
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 4
 Bugün : 31
 Dün : 40
 Toplam : 113343
 Ip No : 54.81.64.64
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 2.1232 2.1271
  Euro 2.8929 2.8981
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.