Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Röportaj - BİR DOSTLA SOHBET/ M. Mustafa DEMİR - Emrah AFŞAR - Yeni Kalemler
   
 BİR DOSTLA SOHBET/ M. Mustafa DEMİR - Emrah AFŞAR

 Yazı Boyutu

 Tarih : 03.04.2009 - 22:17:03


Öğretmenimiz bize bu mülakat ödevini verince haliyle tatlı bir endişeye düştük. Daha önce böyle bir ödev almamamızın tecrübesizliği bizi düşündürüyordu. Fakat bu işin altından kalkacağımıza inanıyorduk.

 

BİR DOSTLA SOHBET

Öğretmenimiz bize bu mülakat ödevini verince, haliyle tatlı bir endişeye düştük. Daha önce böyle bir ödev almamamızın tecrübesizliği bizi düşündürüyordu. Fakat yine de bu işin altından kalkacağımıza inanıyorduk.
 
Aklımızdan çeşitli isimler geçiyordu, ama mülakat yapacağımız bu kişi; hayatı dolu dolu yaşamış samimi, hayata ve insana değer veren, açık sözlü biri olmalıydı. Bu fikirler, ikimizin aklından da aynı anda geçmiş olacak ki, ikimiz de aynı anda, aynı kişinin adını söyledik: Hasan Basri Yangal...
 
Öğrencileri arasında,”Trakya Canavarı” olarak da bilinen Hasan Basri Bey, fizik öğretmenimizdir. Bu öğretmenimize “Trakya Canavarı” denilmesi; Trakya doğumlu olmasından ve derslerde adeta ‘canavar’ kesilmesinden ileri gelir.
 
Öğretmenimize, "kendisiyle mülakat yapmak istediğimizi" söyleyince, önce şaşırdı, fakat sonra memnuniyetle kabul etti. Randevumuzu aldık. Tarihî bir mekân olan ve Tahir Paşa Camii’nin karşısında bulunan Gülbiz Nargile ve Kafe, buluşma yerimiz olacaktı. Ancak, buluşma zamanının bu kadar erken olacağını pek tahmin etmiyorduk. Sadece iki saat sonra orada olacaktık. Bu sebeple, soracağımız soruları, tam bir çerçeve içerisine oturtamadık. Bu da mülakatımızın, daha çok, bir sohbet havasına bürünmesine zemin hazırladı.
 
Bu eski binanın tarih kokan loş bir odasında, sıcak çaylarımızı yudumlamaya başlamıştık ki, odayı keskin bir nargile kokusu sardı. Tam bir nargile tiryakisi olan Hasan Basri Bey, nargile dumanının ciğerleriyle ilk buluşmasından sonra; “Evet gençler sorun bakalım.” dedi. Biz de mülakatımıza o klasik soruyla başladık:
 
- Kısaca hayatınızı anlatır mısınız?
 
Tabii ki bu klasik soruya Hasan Basri hoca gülmeden edemedi:
- Oğlum, hayatımın neresinden başlayayım ki, ben hayatımı anlatmaya kalksam roman olur…
 
- Hocam, ilk olarak; nerede ve ne zaman doğduğunuzdan başlayabiliriz.
 
- Oğlum, yaşımız belli olmasın. Sen oraya, ‘bir ekim ayında doğdu’ yaz. Evet, bir ekim sabahı, Kırklareli’nin Demirköy ilçesinde dünyaya geldim. Bu arada, Demirköy ilçesi, Türkiye’nin en eski ilçesi olup Fatih’in top döktürdüğü ilçedir. Demirköy, Bulgaristan hududuna sıfır noktada; Istranca ormanlarının tam ortasında, şirin bir ilçedir. Balkan Savaşlarından sonra, ailem Balkanlardan buraya göçmüş.
 
- Peki babanız ne işle meşguldü?
 
- Babam, Sofya Medresesi mezunu, kırk seneye yakın müftülük yapmış, yedi-sekiz dil bilen, aydın bir din adamıydı. Zaten, diğer üç kardeşimle birlikte biz de ilk eğitimimizi babamızdan aldık.
 
- Peki ilk ve orta öğreniminizi nerelerde yaptınız?
 
- İlkokulun bir kısmını Demirköy’de, gerisini de İstanbul’da okudum. İlkokul beş’ten sonra Ege bölgesine, annemin akrabalarının yanına gittim. Orta öğrenimime, İzmir’de, Göztepe Lisesinde devam ettim. İlkokul ve ortaokul temelim sağlam olduğu için ondan sonraki eğitim-öğretim yıllarımda pek zorluk çekmedim.
 
- Peki nasıl bir çocuktunuz, yaramaz mıydınız?
 
-Çocukluğumda öğrenmeyi seven, meraklı sorularımla çevremdekileri bıktıran bir çocuktum. Onun dışında, aşırı derecede yaramaz olduğumu düşünmüyorum.
 
-Hocam, bir dersinizde, gençliğinizde profesyonel futbolcu olduğunuzdan bahsetmiştiniz. Futbola nasıl başladınız?
 
-Futbola İzmir’de başladım ve burada profesyonel oldum. Göztepespor’da beni, milli takımlar antrenörü Adnan Süvari keşfetmişti
 
- Liseden sonraki yıllarınız?
 
-1965’te Göztepe Lisesinden mezun olduktan sonra, Hava Harp Okulunu kazandım, lakin, babamın engellemesiyle, çok istediğim halde gidemedim. Ardından Eğitim Enstitüsü sınavlarına girdim. Bu sınavda başarılı oldum. Eskişehir Eğitim Enstitüsüne başladım. Eğitim Enstitülerinde, öğretmenlik, adeta bir ibadetmiş gibi öğrencilerin içine sindirilir. Enstitü yıllarında da futbola devam ettim, fakat öğretmenliğe başlayınca futbolu bıraktım.
 
- İlk nereye atandınız ve atandığınız dönem nasıl bir dönemdi?
 
- Atandığım ilk yer, Kayseri Develi Lisesidir. Bu dönemde, ilk öğrenci hareketleri ve sağcı-solcu çatışmaları başlamıştı.
 
Öyle anlaşılıyordu ki, Hasan Basri Hoca, bu zaman zarfında zorlu yıllar geçirmiş ve özel bir sebepten dolayı da devlet okullarındaki öğretmenlik görevini bırakmak zorunda kalmış.
 
- Hocam devlet görevini neden bıraktınız?
 
- Evlatlar o da bizde kalsın be!
 
- Peki dershaneciliğe nerede başladınız?
 
- İstanbul Murat Dershanelerinde başladım. O sıralarda Türkiye’de dershane sayısı çok azdı.
 
-Ya Konya’ya gelişiniz nasıl oldu?
 
-Bir davet üzerine Konya’ya geldim ve şu anda oturduğumuz bu eski binaya Konya’nın ilk dershanesini açtık. Daha sonra, yaşamımı Konya’da sürdürmeye karar verdim ve burada birçok dershanede çalıştım.

-Hocam şu soruya net bir cevap verebilir misiniz: Sizce dershanecilik gerekli ve iyi bir şey mi?

-Oğlum bana sorarsan, ben dershaneciliğe karşıyım. Önceden de dediğim gibi, devlet işinden ayrılmak zorunda kaldım. Gönül isterdi ki, devlet okullarında tam ve düzgün eğitim verilsin, sınav sistemi okul eğitimiyle örtüşsün ve dershanelere gerek kalmasın. Özellikle günümüzde, dershanecilik, tam anlamıyla parasal bir sektör oldu.

- Hocam, ya öğretmenlik hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Evladım, öğretmenlik dünyanın en zevkli ve en zor mesleğidir. Öğretmen yol göstericidir, öğretmen genç beyinleri şekillendirir. Öğretmeni şekillendiren şey ise vatan ve millet sevgisi olmalıdır.

- Peki hocam, dershane öğretmenliği mi, yoksa okul öğretmenliği mi daha zevkli?

- Tabii okul öğretmenliği daha zevklidir.’Niye’ diye soracak olursanız, dershane, sadece öğretimin yapıldığı; okul ise hem öğretimin, hem de hayatımız için en gerekli olan şey, yani eğitimin yapıldığı yerdir.

Dershaneciliği pek de sevmeyen, dershaneciliğe mecburiyetten geçiş yapmış olan Hasan Basri Hoca, aynı zamanda tam bir Evliya Çelebi. Türkiye’nin neredeyse tamamını, dünyanın ise, Afrika kıtası hariç, büyük bir bölümünü gezmiş olan Hasan Basri Hoca’ya, “dünyada gördüğünüz en güzel memleket neresi?” diye sorduğumuzda, beklediğimiz cevabı alıyoruz: “Türkiye.”
 
- Türkiye’de gezdiğiniz şehirler arasında en güzel şehir neresi?

- (Kısa bir düşünme anından sonra) Ben, tam bir Trabzon hastasıyım. Trabzon’un doğal güzellikleri beni büyüledi. Bence Türkiye’de yaşanılabilecek en güzel şehirlerden birisi.

- O zaman sizi Konya’da tutan şey nedir?

Hasan Basri Hoca, tereddütsüz şu cevabı veriyor: “Mevlana.” O, gerçek bir Mevlana aşığı. Mevlana’nın tasavvuf düşüncesini kendisine yaşam tarzı olarak benimsemiş; Mevlana’yı örnek bir öğretmen ve yol gösterici olarak görüyor. Belki de bu sebepten, öğretmenliği çok seviyor. Öğretmen Lisesinin biz öğrencilerine de seslenerek; bizleri, Mevlana gibi bir öğretmen ve onun gibi bir yol gösterici olmaya çağırıyor.

Hasan Basri Hoca’nın öğretmenlik felsefesi sevgiye dayanıyor. Şu cümlesi bizi çok etkiledi: “Öğrenciyi azarlarken bile sevdiğini göstereceksin…”

Mevlana konusuna girince, mevzu derinleşti ve tasavvuf konusuna daldık. Söz sözü açmıştı. Konumuz insandı. Hocamıza göre insan, “zübde-i kâinat”, yani evrenin özüydü; insan için de en büyük yol gösterici Kur’an-ı Kerim’di.

- Gençler, canlı kainatı seyretmelisiniz. Çünkü kâinat Kuran’ın özüdür. Çevremizdeki işleyiş, bu nizam, bu intizam Kuran’la bire bir örtüşüyor. Bu nizam ve intizamı görüp de hâlâ Allah’ı inkâr edenlere şaşıyorum. Müslümanlar bu özü anlamaya çalışmadıkları için geri kalıyorlar. Çalışmayan insan, Allah sevgisine ulaşamaz, Allah’a yakın olamaz. Çalışmadan hiçbir yere varılamaz. Gençler, bu yüzden çok çalışmalısınız. İnsan kendi rızkını kazanmasını bilmeli.

Bu sözleri söylerken nargilesinin korunu değiştiriyordu. Bizim heyecanla dinlediğimizi görünce şirin bir gülümseme fırlattı. Ona göre, her şeyin temelini, yaratılış gayesini bilmek teşkil ediyor. Bu sebeple, “insan önce kendini tanımalı” diyor. “Kendini bilmeyen insan, ne Allah’ı tanıyabilir, ne de başkalarını.” Bize, öğretmenliğin özünün de, bir yerde, “insanın kendini tanımasından ve bundan sonra, başkalarına yol göstermesinden geçtiğini” söylüyor.

- Pekala hocam, hangi öğretmene sorsak, mesleğini sevdiğini söylüyor. Siz de aynı şeyleri söylüyorsunuz. Öğretmenleri mesleklerine bu kadar bağlayan şey nedir?

-Öğretmenlik, tam bir sevda, tam bir muhabbet işidir. Öğretmenlikte sevda hiç bitmez. Her gün yeni bir macera, her gün yeni bir sevda vardır öğretmenlikte. Hele, okuttuğunuz öğrencinin, ilerde, iyi bir meslek dalında karşınıza çıkması sizi mest ediyor. Devlet dairesinde, okullarda, dershanelerde, sokakta, otobüste, dolmuşta… her an birisi, arkanızdan “hocam!” diye bağırabilir. Bu, insanı gerçekten çok mutlu ediyor. İnsan, bırakın başka bir insanı, bir bitki bile yetiştirdiğinde nasıl sevinir; o duyguyu yaşamadan bilemezsiniz.

- Hocam, gençliğinizde unutamadığınız şeyler var mı?

- Gençler, ben kötü bir alkoliktim, ancak bir sabah uyandığımda, kendi kendime, o günden sonra bir daha; ne sigara, ne de içki içmeyeceğime dair söz verdim.

- Neden aniden böyle bir karar verdiniz, sizi buna yönlendiren sebep neydi?

- Allah insanın içine aniden bir ışık yakıyor. Bu, o insan için bir dönüm noktası oluyor. O sabah da benim hayatımın dönüm noktalarından biriydi.

Ekiden bir alkolik olduğunu böylelikle öğrendiğimiz hocamız, alkol ve sigarayı aniden ne şekilde bıraktığını açıkça söylemiyor. Herhalde, bu onun gizli bir yarası ve söylemek istemiyor. Bu hocamız, kendi alanı olan fiziğin ötesine geçmiş; metafizik, onun deyimiyle, “ledünnî ilim”le sarmaş dolaş olmuş. Bizlerden çok farklı düşünceleri ve yaşantıları olan, Mevlana aşığı bir dindar. Ona, “metafizik” hakkında sorular sorduğumuzda, üstü kapalı cevaplar veriyor.

- Metafizik hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Ledünnî ilim öğrenilemez, Allah öğretir. Aslında metafizik anlaşılamayacak kadar zor bir şey değil. Herkes, metafizik lafını duyunca, bir hoş oluyor. Metafizik, insanın hayatıdır. Fazla uzağa gitmeye gerek yok, kendimize bakalım yeter. Allah’ın muhafaza mekânı, insanın kendi kalbidir. Fizik, hayatın gerçeklerinin, sadece akılla ölçüldüğü, bir bilim dalıdır. Metafizik, insan aklının ulaşamadığı noktadır. Burada da kalp devreye girer. Zamanla her insan, bu konuda bir şeyler kapar.

- Peki hocam, son olarak; gençlik ve gelecek hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Gerçekten, gençlikten çok ümitliyim. Tabii ki birtakım olumsuzluklar olacak, ancak kötüler olmasa iyilerin değerini nasıl anlayacağız? Zaten, altının gerçek olduğunu anlamak için mihenk taşına sürterler. Şimdiki gençlik, araştırmayı, okumayı seviyor.

- Gençliğe önerilerinizi alsak…

- Gençler kendilerine iyi örnek olacak birilerini bulmalı. En güzel örnek de Hz. Muhammed’dir. Gençler Çanakkale’yi, İstiklal Harbi’ni unutmamalılar. Her fırsatta şehitlerimize, bizler için her şeylerini feda eden insanlara, minnettarlığımızı sunmalıyız. En büyük çıkmazımız, içsel çatışmaları dışarıya vurmamızdır. Gençler birbirlerini sevmeli, problemlerini aralarında halletmelidirler. Sizler, Öğretmen Lisesinin nadide öğrencilerisiniz. Eğer ilerde öğretmen olursanız, şu sözlerim kulağınıza küpe olsun. Öğretmen sadece tahtanın başında konuşan insan değildir; öğretmen öğrencinin, öğrenci de öğretmenin sevgilisidir. Genç yaşta yakaladığınız güzel duyguları kökleştirin.

Bu sözler, Hasan Basri Hoca’nın, mülakatımızdaki son sözleri oldu. İkindi ezanı okunmaya başladığında öğretmenimiz, kibarca sohbeti sonlandırdı. Bizler de soğumuş olan çaylarımızdan son yudumları aldık ve böylece; bizim için bir ödevden çok, bir dostla geçen bu güzel konuşma nihayete erdi. Kulağımızdan beyinlerimize işleyen nasihatlerle kafeden çıktık.

                                MÜLAKATI YAPANLAR:

    M. Mustafa DEMİR                         -                     Emrah AFŞAR

(Gazi Ün.- Tıp Fak. Öğrencisi)               (Hacette Ün. Fizik Ted. Ve Rehab. Y.O.)


  Editör :  Rıdvan GÖK

1521 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 66 Puan Verildi
 Kaynak :  Rıdvan GÖK

 Kategori ¬ Röportaj

  Yorum ( 1 )   

 Betül Bor Doğan

Tarih : 24.11.2011 21:01:19  

  Hasan Basri hocam iyiki varsınız

Kayıtlı İp: 88.254.6.158


Çok sevdiğim fizik hocamın ismini ararken bu güzel yazınızda buldum ve çok sevindim. Hocamızı 1992-1993 yılında tanıdım. Öğrencinin ruh halinden en iyi anlayan , dersi güçlü espri anlayışıyla zevkli hale getiren, açık sözlü kısaca adam gibi adamdır Hasan Basri hocam. Burdan saygı ve sevgilerimi iletiyorum kendisine.
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 21
 Dün : 29
 Toplam : 79409
 Ip No : 54.92.160.119
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.6134 5.6235
  Euro 4.9816 5.0145
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.