Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Makale - MODERN ZAMANLARDIR; NE VARDIR, NE YOKTUR / A. Turan ALKAN - Yeni Kalemler
   
 MODERN ZAMANLARDIR; NE VARDIR, NE YOKTUR / A. Turan ALKAN

MODERN ZAMANLARDIR; NE VARDIR, NE YOKTUR / A. Turan ALKAN
 Yazı Boyutu

 Tarih : 02.07.2010 - 22:07:53


Halk hikâyelerinin, beylik giriş cümlelerindeki külfetsizliğe mukabil hemen inşa ediverdiği efsuna hep imrendim. Hiçbir hazırlığa ihtiyaç hissettirmeden birkaç kelime ile kuruluveren arka planın bu kadar derin ifade imkânını nereden aldığını merak ..

 

Modern Zamanlardır; Ne Vardır, Ne Yoktur!/ A. Turan ALKAN

 

Halk hikâyelerinin, beylik giriş cümlelerindeki külfetsizliğe mukabil hemen inşa ediverdiği efsuna hep imrendim. Hiçbir hazırlığa ihtiyaç hissettirmeden birkaç kelime ile kuruluveren arka planın bu kadar derin ifade imkânını nereden aldığını merak ettim; hikâyelerin kelime kadrosu zengin değildir. Farklı kavram, eşya ve hadiseleri karşılayan az bilinir kelimelere de pek rastlanmaz. Ahalinin gündelikleri ile kurulmuş metinlerdir bunlar; ne var ki, tesir kabiliyetleri çok yüksektir. Uzun kış gecelerinde taşra misafirlikleri akşamın geç saatlerinde başlar ve gecenin erken demlerinde sona ererdi. Tunç gibi kızarmış kuzinenin yanı başında birer yer minderi kapıp, gecenin asıl programını kaçırmamak için dersimizi erkenden bitirir, komşu ve akraba çocuklarıyla etrafına halka çevirdiğimiz halacığımın söze başlamasını beklerdik. Kuzinenin üstüne oturtulmuş turkuvaz mavisi emaye çaydanlığın emziğinden dağılan buhar sızıltısını, hamurlu kâğıtlarla yapıştırılmış pencerenin ardındaki ayazın kol gezdiği taş döşeli sokaktan geçerek evine yollanan bir erkeğin kesik öksürüğünü, uzaklarda, bostan kuytuluklarında soğuğa isyan eden kimsesiz köpeklerin iç burkucu feryatlarını duyardık bazen. Nadiren bavul iriliğindeki radyonun parazitli sesinden süzülerek edaya düşen bir ince saz heyetinin hicazkâr nağmelerine, erkek takımının "hökümet işleri"nden dem vuran pes perde ciddiyetindeki yalan siyaset tahlilleri karışırdı.
Sonra adeta mucize kabilinden o şey;

"Bir varmış bir yokmuş..."
Bu, çok sonraları tarih derslerinden öğrendiğimiz kronolojik zaman anlayışını sıfıra indirircesine tahkir eden, hükümsüz kılan ve istikballe mazi arasına yeni bir zaman boyutu yerleştiren bir hüküm cümlesiydi. İçimiz titrercesine birbirimize sokulur, cümle yan seslere karşı kulağımızı kilitler, halamın hala kurutulmuş bir çiçek güzelliğiyle çehresine yakıştırdığı ince dudaklarına gözlerimizi mıhlar ve kendi hikâyemizin dekorunu kurmak için muhayyilemizin bütün güçlerini seferber ederdik.

"Evvel zaman içinde bir padişahın üç tane oğlu varmış..."
Bizim neslin siyaset teorisindeki ilk ve en ciddi karakteri padişahtı. Mutlak monarşiden bihaberdik, ama padişahın kudretini biliyorduk, hesapsız derecede zengin, yenilemeyecek kadar güçlü ve tartışılmayacak derecede hükümran olmasına rağmen, onu daima "kader" sınırlardı; icabında cinlere, perilere, Yecüc-Mecüc taifesine bile söz geçiren padişah, bir onulmaz derdin karşısında çocuk gibi çaresizleşir, bir mazlumun anıyla gazel yaprağı gibi savrulur, Azrail emaneti almaya geldiğinde haşyetinden ufalır, aslında padişah da olsa "emr-i İlahi" karşısında kul takımından birisi olduğunu fark ediverirdi. Padişahlar iyi ve kötü olmak suretiyle kabaca ikiye ayrılmakla birlikte, karısının veya dessas vezirinin sözüne fazlaca güvenerek hata üstüne hata işleyen ara tipte padişahlar da duyardık bazen. Padişah deyince, bunun "lazım-ı gayrı mufarık"ı mevkiindeki birçok unsurunu kendiliğinden yerli yerine yerleştirirdik: Padişahın evvela bir ülkesi, sonra sarayı, sonra ahalisi, ordusu, düşmanı, veziri, cellâdı da olurdu. Bunları ayrıca hatırlatmaya lüzum hissetmezdi hikâyeciler. Dev, cadı, sihirbaz, keloğlan, çoban, âşık, dilenci, ejderha gibi diğer aktörler de aynı cümledendi. Hikâyeci "dilenci" deyince ona uygun bir çehre ve elbise bulmak, avadanlıklarını temin etmek, sesini, görüntüsünü, karakterini tahayyül etmek bize düşen bir işti ve biz bu işleri mükemmel yapardık.

"Dere tepe düz gitmişler."
Minicik ömrü boyunca, bostan kıyısında sızlanıp duran cılız dereden gayrı dere, şehrin etrafını çeviren tepelerden başka tepe görmeyen biz "el kadar sabi"ler için şu dört kelimede ışık hızıyla halli gereken dört muazzam mesele yer alırdı. Bütün dereleri, bütün tepeleri, düzlükleri tahayyül etmekten başka, kahramanımızın yol boyunca ne meşakkatler çektiğini de kurgulamak gerekirdi. Gözlerimiz yuvadan uğrayacak derecede açılmış, minicik beyinlerimiz Hollywood'un sanat yönetmenlerine taş çıkartacak derecede kesif bir zihni faaliyet kumkuması halinde harıl harıl çalışmakta.

"...ah çekince taş dile gelirmiş..." Halk hikâyelerinin plastiği zihin dokusundan imal edildiği için, orada her şey mümkün görünür. Taşlar, ağaçlar, geyikler konuşur; cadılar küpe binip uçar; dipsiz kuyulara yedi gün yedi gece düşülür de kimsenin burnu kanamaz, yer yarılır dev çıkar. Üç kuş tüyünden birini tutuşturursunuz mucize oluverir. Hikâyede peşinen cansız ve şahsiyetsiz hiçbir dekor unsuru yoktur ki, yeri gelince hadiseye müdahil olmasın. Balığın sırtında deryalar aşılır, acayip adalara vasıl olunur. Akla hayale gelmedik mahlûkatla karşılaşılır. Bütün bu garabetler, siz bilemediniz ilk mektebin üçüncü sınıfına giden, dünyadan bihaber bir çocuğun muhayyilesinde evvela resime, sonra görüntüye, sonra karaktere, ete, kemiğe, dokuya, sese ve kokuya ve hayatın ta kendisine dönüşmelidir, öyle olur. Hikâye dinleyicisi, daha ilk birkaç cümlede maruz kaldığı muhayyile baskısıyla hikâyenin içine canlı bir gözlemci gibi katılmak zorundadır.

Kelimelerle atmosfer inşa etmek "illüzyon"un ta kendisi; sesin veya harfin kelimeye, kelimenin ve kelime terkiplerinin diğer zihinlerde dramatik aksiyona dönüşmesi sihirdir, sihirden de öte adeta mucizevî bir şey; ne var ki, zihnimiz çok tekrarlanan mucizeleri sıradan kabul ediyor. Ancak sözde icaz sırrına erişmiş sanatkârların elinde ve dilinde, "söz"ün sıradanlıktan kurtulup "mucize" katına yükseldiğini hissedebiliyoruz. Nice meşhur romancının atmosfer inşa etmek gayesiyle sayfalar dolusu sıkıcı tasvirlere gömüldüğünü hatırlayınız; Balzac'ın, Dickens'in uzun tasvirleri, okuyucuda yer yer kabuğu haddinden fazla kalın bir cevizle karşılaştığı intibaını uyandırırken, ömründe mektep, medrese görmemiş bir taşralı nine, üç dört beylik cümle ile hikâyesini kurup, aktörlerini ete kemiğe bürüyüverir.

Halk hikâyelerinin icazı, hiç şüphe edilmez ki ortak sembollere sahip ve süreklilik gösteren toplumların ürünü olmasıyla izah edilmelidir. Hikâye ve masal unsurları, ancak inanç topluluklarının zımni mutabakatlarıyla ortak semboller haline gelebilmişti. Masal dinlemeye hazırlanan her kulak, günümüz ölçülerine göre "aykırı"nın ve "insanüstü" olanın sıradanlığına iman etmiş sayılır. Hikâye boyunca dinleyiciyi yaralayan veya ona aykırı gelen hususlar, turnanın kanadında uçmak veya bir ağacın dile gelmesi gibi olağanüstü şeyler değil, sevenlerin birbirine kavuşmaması, ahın yerde kalması, zulmün payidar olması, hilenin saffete galebe etmesi gibi insanlığı bütün tarihi boyunca yaralayan motiflerdir. Hikâye ve masalların en güzel tarafı işte bu noktada tecelli eder. Hak yerini bulur, sevenler kavuşur ve zulüm payidar olmaz.

 
Hikâye, bir kurun-ı vusta(1) geleneğidir; "cemaat" zemini üzerinde tedavül eder; gündelik hayatın mecburiyetlerle parçaladığı modern zamanlar için fazlaca naif ve karşılıksız kalır. Ne var ki, her insanın içinde, asıl ebadlarını hazırlayan bir "kurun-ı vusta" özlemi vardır. Modern zamanların ceberrutça baskısı altında sıkışmış bir tabii temayüldür bu; geçmiş zamanlarda unutulmuş gibi kulağa çalınıveren "bir varmış bir yokmuş..."cümlesiyle insan fıtratına dönüverir ama orada temelli kalamaz. Mantık galebe eder ve görüntüyle doyurulmaya alışkın muhayyile bunalır. Devir iman, celadet ve aşk devridir; kurun-ı vustada insana nispet edilmeyen hiçbir şeyin kıymeti yoktur. Lisan, bu devirde düşünceyi gizlemeyi henüz öğrenememiştir. Gerçekle mucize etle tırnak gibi ahenk içindedir. "Eşyanın isimleri"(2) henüz fıtri hudutlarını aşacak ölçüde taaddüd etmemiştir. Söze icaz hâkimdir. Modern zamanlarda katıksız iman, yerini şüpheciliğe terk eder; lisan, icazı reddedip, kavramlar üzerinde kıvrılıp düşünceyi derinleştirmenin ve gizlemenin aleti haline gelir; fıtratını kaybedip ilim mertebesine iner; hikaye fersudeleşir; mucize sıradanlaşır; aşk maddeleşir; celadet pörsür:

Modern zamanlardır; ne vardır ne yoktur!...
------------
1-Kurun-ı vustadan kasıt Avrupa' nın geçirdiği, Orta Çağ istihalesinden ibaret değildir. Bu tabirle Yaradan ve yaradılan arasındaki mesafenin sıcaklığını koruduğu, insanın henüz tabiat üzerinde hâkimiyet taslamaya kalkışmadığı ve dünyanın beşeri ölçülere göre tanzim edildiği saadet zamanlarını kastediyorum.
2- Bakara, 33

  Editör :  Rıdvan GÖK

682 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 10 Puan Verildi
 Kaynak :  yağmur

 Kategori ¬ Makale

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 2
 Bugün : 35
 Dün : 85
 Toplam : 98479
 Ip No : 34.204.0.181
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 6.0656 6.0766
  Euro 5.5215 5.5580
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.