Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Hikâye - PARÇALAR BİRLEŞİNCE / F. Tuğba UYSAL - Yeni Kalemler
   
 PARÇALAR BİRLEŞİNCE / F. Tuğba UYSAL

 Yazı Boyutu

 Tarih : 01.04.2009 - 13:31:20


Mevsimlerin yaşanmadığı, ayların, yılların sayılmadığı, saatin olmadığı bir yer var mıdır? Nerede kimseye hesap vermeden hareket edebilirim? Beni hiç kimsenin merak etmeyeceği bir yer.. Bu düşüncelerle ilerliyordu parka doğru. Sabahın ilk saatleri

 

PARÇALAR BİRLEŞİNCE / F. Tuğba UYSAL*
 
 

Mevsimlerin yaşanmadığı, ayların, yılların sayılmadığı, saatin olmadığı bir yer var mıdır? Nerede kimseye hesap vermeden hareket edebilirim? Beni hiç kimsenin merak etmeyeceği bir yer…” Bu düşüncelerle ilerliyordu parka doğru. Sabahın ilk saatleriydi. Boz ışık eğri büğrü taşlara çarpıyor, karartılar konduruyordu. Yeşilliklerin arasından yonca, menekşe, papatya kokuları ince bir sızı gibi atmosfere yayılıyordu. Tıpkı üniversite yıllarındaki gibi… İyi bir eğitim almıştı. Tıp fakültesini bitirmiş psikiyatriyi tercih etmişti. Onlarca ruhu kontrol ediyordu, ancak bu ruhların arasında kendi haylaz ruhu yoktu. Hep uzaklar vardı hayalinde. Bilinmeyen yerler… İstemeyerek telefonundaki çağrılara baktı. Hastaneye dönmeliydi. Parkın çıkışında boş bir taksi çevirdi.

Hastaneye daha ilk adımında genç, azimli bir asistanı önünü kesti. Elinde birkaç hastanın durumunu belirten onlarca kâğıt vardı. Bu kadar sorumluluktan kaçılabilir mi? Bunaldığını belli etmemeye çalışarak 212 numaradaki hastanın dosyasını aldı.

212 numaradaki hasta Galip.  Üç ay önce yatırılmıştı bu hastaneye. Hayaller kuruyor,  düşlerini kendine inanan insanlarla yaşıyordu. Onun için her insan kendi yarattığı masalın birer kahramanıydı. Daha ilginci hiçbir şeyin gerçek olmadığının bilincinde olmasıydı. İkna ettiği insanlar arasında işinin en iyisi psikiyatrlar da vardı. Bu nedenle hastasına karşı hep dikkatli olmalıydı. Pencereye yaklaştı. Belki onu düşündüğü için belki de bir rastlantı sonucu, gözüne ilk çarpan Galip oldu İlhan Doktorun. Galip, bahçede sanki bir o varmış gibi çevresiyle ilgisiz, süs havuzunun başında oturuyordu. Dingin bir nehir gibi durgun, rüzgârın uğultusu kadar derindi. Ama belli olmazdı. Her an çağlayabilir kendi fırtınasında kaybolabilirdi.

Odasına geçti. 10–15 dakika sonra bir hastasıyla randevusu vardı. O hazırlıklarını tamamladığı zaman hastası da yanındaydı. 50–60 yaşlarında, gözlerinin mavisiyle, baktığı insanların bakışlarını delip başka boyutlara yönlendiren Kevser Hanım.

Şikâyeti, olmayan kokuları algılaması… Kimi zaman kır çiçeklerinin kimi zamansa yanık bir yemeğin kokusuydu burnuna gelen Kevser hanımın. Onun için sorun değildi hafif hafif gelen kayıp kokular. Büyük oğlunun evinde bulunan,  duvarları gazete kâğıdıyla kaplı minik odasında yalnızlığının yaratmış olduğu bunalımına çare oluyorlardı. Onu gençliğine götürmeyi başarıyor, silinmiş anılarını yeniden kaleme aldırıyorlardı. Ne var ki, çocukları onu, belki de vicdanlarını rahatlatmak için buraya sürüklemişlerdi. Ancak Kevser Hanım, onların bu tutumlarından dolayı daha çok kırılmıştı. Tabiî bilemezdi seanstan sonra doktorunun ona yapacağı teklifi. Yalnızlığın kuytuluğundan onu bu öneri kurtaracaktı. Gerçi buranın Ruh Ve Sinir Hastalıkları Hastanesi olması onu biraz düşündürdü, ancak minik odasından daha kötü olamazdı ya. Küçük kıyametinin yaklaştığı şu günlerde birileriyle sohbet etmesi, bir şeyler paylaşması, birey olduğunu hissetmesi gerekiyordu. Kararını vermişti. O günden itibaren tedavisine bu hastanede devam edecekti. Yeni odası Galip’in karşısındaki oda. Bir sonraki hastasını beş dakikalık aradan sonra içeri aldı. 12–13 yaşlarında, yeşil gözlü, yaşıtlarına oranla daha kısa, sarışın bir çocuk Berk.

İki hafta önce bu hastanede tedaviye başlamıştı. Dört ay öncesi yaşıtları gibi cıvıl cıvıl, sevecen bir çocuktu. Ta ki annesinin ölümüne kadar... Kahvaltısını yapmış babasıyla beraber gezintiye çıkmışlardı. Geri döndüklerinde annesi yüzü kanlı sırtüstü yatıyordu. Bundan sonra hiç konuşamayacak, gözyaşlarından, içinde küçük bir göl oluşturacaktı. İlhan Doktor için, Galip kadar olmasa da, Berk zor bir hastaydı. Onun derinliklerine inmek için çabalıyor, ancak bir türlü minik ruhuna ulaşamıyordu. Daha fazla zorlayamazdı. İçindeki sancıyı dışarı sızdırması için gerekli olan tüm kapıları kapatıyor. Gözyaşlarını göz kapaklarının arkasına saklıyordu. Bu durumda konuşamazdı. Odasına gönderdi. Yine kendisiyle baş başa kaldı. Kahvaltı yapmamış olmasına rağmen açlık hissetmiyordu. Bir saatlik öğle arasından sonra ilk hastası Berk’in yanındaki odada kalan Galip olacaktı. Galip gerçekleri bilinçli bir şekilde reddederek beynine karşı çıkabilmişti. Ya kendisi küçük bir tatile çıkmak için bile saatlerce düşünüyordu. Beyni ve kalbi iki ayrı cephe oluşturmuş birbiriyle savaşıyor, o ise tarafların arasında çaresizce ayakta kalmaya çalışıyordu. İki parçaya ayrılmıştı. Parçalardan birinin yükselmesi diğerinin düşmesi demekti onun için. Bu günlerde beynini şımartıyor, göklere çıkartıyor, ruhunu ise öksüz bir çocuğun acısını harlandırır gibi azarlıyordu, Berk gibi. Nihayetinde beyni kalbinden fazla mesai yapıyordu. Ruhunu sürekli baskı altında tutmak zorundaydı. Parçalar bir türlü birleşmiyordu. Mantığın altında ruhu hiçbir zaman özgür olamayacaktı. Galip gibi. Galip’e bu nedenle gizli bir içtenlikle imreniyordu. O başarmıştı. Her şeyin yalan olduğunu bile bile hayallerine inanan insanlarla beraber masallarında yaşamıştı. Bu düşüncelerle öğle arasını tamamladı, sıradaki hastasını içeri aldı.

Önünde duran adamı tepeden tırnağa süzdü. Karşısındaki adam beynine karşı galip gelmiş birisi değildi. Daha çok, savaşta gazi olmuş yaralı bir askere benziyordu. Mutlaka bir ışık olmalıydı. O başarmıştı. Neden bu kadar bıkkındı? Ne yapıyordu? Galip, kahramanı değil hastasıydı. Geçmişine döndüler. Ruhumuz yaptıklarımızı saklayan, koruyan bir kasa.  Kasanın içindekileri anlamak tedavinin ilk süreciydi. Geçmişten bu güne döndükleri zaman Galip, İlhan Doktor’a günün en iyi hediyesini verdi. Gözlerinde bir parıltı oluşmuştu. Şu anda orada değil, hayallerindeydi. Onun da adasına ulaşmasını sağladıktan sonra mesaisi bitmişti. Eve doğru yürümeyi tercih etti. Galip’in bıraktığı sarhoşlukla karanlığın huzmesinde kaybolması daha doğruydu. Yaklaşık bir kilometre yürüdükten sonra evindeydi. Kapıyı açtığı zaman evinin kokusunu nefesinde gizledi. Güven vericiydi. Kendi kokusu. Bilindik. Mutfak kapısına baktı, bir şeyler yemek istemiyordu. Işığı açmadan salona süzüldü. Odada iki tane abajur vardı, ancak onlar da sadece cisimleri gölgelendirmekle yetiniyordu. Çok yalnızdı. Evi derin bir sessizliğe bürünmüştü. Arada bir yoldan geçen arabaların sesleri duvardan duvara çarpıyordu. Onlar da yalnızlığını büyütmekten başka bir şeye yaramıyorlardı. Tıpkı Kevser Hanım gibi. Aslında her hastası onun bir eksikliğini yüzüne vuruyordu. Her biri bir türlü birleştiremediği parçalarıydı. Uzun uzun düşünmüştü, parçalar artık birleşmeliydi.

Berk, soluk soluğa uyandı. Karanlık, hiç kimsenin olmadığı bir odada yalnızdı. Karanlık onun için kâbuslar demekti. Her yer siyahtı, simsiyah…  Gözyaşlarına hâkim olamıyordu. Yanağındaki nemlilik onu rahatlatmıyordu. Koşar adımlarla koridora çıktı. Ancak kimse yoktu. Işığa kavuşmuştu. Ancak kimse yoktu. Nöbetçi hemşire neredeydi? Korku en büyük tetikçidir. Berk için de öyleydi. Yan odanın kapısını araladı.

Galip’in onu içeri çeken kolunu hissedince istemsizce çığlık attı. Sakinleşmesi için Galip ışığı açtı. Galip’e korktuğunu anlattı. Dört ay aradan sonra ilk defa konuşuyordu. Sözleri dişlerinin arasında takılıyor, çoğunun telaffuzunda zorlanıyordu. Sesi her ne kadar çatlasa da bebeksi oluşu Galip’i etkilemişti. Sesleri duyan Kevser Hanım da biraz sonra odadaydı. Berk’in anlatacakları bitmemişti. Gözyaşlarının bertaraf edemediği acısını sözleriyle dindirmeye çalışacaktı. Annesinin ölümü, içindeki boşluktan sürekli kayıyordu. Annesini anlattı onlara. Öyküyü Kevser Hanımın sıcak okşayışları ile tamamladı. Kevser Hanım da onlarla ne denli yalnız olduğunu paylaştı. Tabii Galip’in de anlatmak istediği hayalleri vardı. Bir gemi ile uzun sürecek bir deniz yolculuğu yapmak istiyordu.

Üstün ikna ediciliği ile Berk’i ve Kevser Hanımı kandırdı. Ertesi gece nöbetlerin en seyrek olduğu gündü. Kaçmak için en doğru zaman dilimi gibi görünüyordu. Karar verilmişti büyük firar yirmi dört saat sonraydı. Bütün bir geceyi plan yaparak geçirdiler. Sabah kaçış hazırlıklarına başlanmıştı. Gece nöbetçi olan Doktor İlhan’dı.

İlhan Doktor her zamanki gibi hastalarının son durumlarıyla ilgili asistanlarından bilgi aldı. Akşama kadar bütün hastalarıyla teker teker konuştu. Herhangi bir farklılık yok. Berk hala konuşmuyor,  Galip yılgın görünüyor,  Kevser Hanımsa hastaneden memnun olduğunu sürekli vurguluyordu. İçine sinmeyen bir şeyler vardı. Fakat arkasından koşup problemleri yakalayacak kadar kendini zinde hissetmiyordu. Bu aralar fazla paranoya yapıyordu. Evden çıkarken kapının kilitlerini defalarca kontrol ettiğini hatırlayınca gülümsedi. Akşam yemeğini yedikten sonra nöbet süresi başladı. Sakin bir gece olacağını umuyordu. Ortalıkta dikkat çekecek bir olay yoktu. Bir kaç gün sonra olacak olan seminerin hazırlıklarını bu gece yapabilirdi.

Hazırlıklar tamamdı. Kaçmaları için herhangi bir engel yoktu. İlhan doktor odasında dosyalara boğulmuştu. Sessizce bahçeye çıktılar. Masası pencereye bitişik olan İlhan Doktor yorulmuş bir biçimde kafasını kaldırıp dışarıya baktı.  Karşı binanın duvarına bitişik bir karartı gördü. Gördüğü şey bir iki saniye sonra kayboldu. Uykusu gelmişti. Hayal görüyor olmalıydı. Orada bu saatte kimse olamazdı. Tekrar elindeki konuşma metnine döndü, ancak aklı bahçedeki gölgedeydi. ‘Paronaya’ diye geçirdi içinden. Yine de engelleyemiyordu. Bu kez daha dikkatli pencereden dışarı baktı. Evet oradaydı. Hem bu kez üç taneydi. Işığın altına geldikleri zaman net seçiyordu. Berk, Galip ve Kevser Hanım. Eli güvenlik düğmesine gitti, ancak basamadı. Düşündü; onlar dışarıdaki hayata karışıp yaşamlarını özgürce tatmalıydılar. Böylece parçalar birleşecekti. Gölgeleri görmezden geldi.

Sabahın ilk ışıklarıyla beraber iskeledeydiler. Bir yük gemisi hareket etmek üzereydi. Gizlice bindiler. Mürettebat yabancıydı. Nereye gideceklerini bilmeden açık denizde hareket ediyorlardı. Kevser Hanım yalnızlığını Berk ve Galip’le gidererek, Berk Kevser Hanım’ın şefkatiyle anne sevgisini tadarak, Galip ise mavi sulara kendisini bırakarak mutluluğu yakalamıştı.  Beynine karşı çıkıp, sorumluluklarını görmezlikten gelip mutluluğu yakalayan başka biri, İlhan Doktor da o anlarda parçaların birleşmesinin verdiği hazla yeni hastalarıyla ilgileniyor olmalıydı.

 
-------------------
*Konya Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi 10. sınıf öğrencisi

  Editör :  Rıdvan GÖK

559 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 15 Puan Verildi
 Kaynak :  Rıdvan GÖK

 Kategori ¬ Hikâye

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 56
 Dün : 126
 Toplam : 110655
 Ip No : 100.26.182.28
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.6889 5.6991
  Euro 5.2577 5.2925
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.