Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Biyografi - İDEAL ÖĞRETMEN /Prof. Dr. Mehmet KAPLAN - Yeni Kalemler
   
 İDEAL ÖĞRETMEN /Prof. Dr. Mehmet KAPLAN

İDEAL ÖĞRETMEN /Prof. Dr. Mehmet KAPLAN
 Yazı Boyutu

 Tarih : 02.07.2010 - 18:54:49


İdeal öğretmen, gerçekte var olmayan, fakat her öğretmenin içinde ulaşılacak bir model olarak yaşayan ve onu kendisine çeken, benzetmeye çalışan bir öğretmendir. Böyle ideal bir model güzel ve iyi bir şeydir.

 

İDEAL ÖĞRETMEN

İdeal öğretmen, gerçekte var olmayan, fakat her öğretmenin içinde ulaşılacak bir model olarak yaşayan ve onu kendisine çeken, benzetmeye çalışan bir öğretmendir. Böyle ideal bir model güzel ve iyi bir şeydir. Zira o, gerçekte var olan öğretmeni her sabah erkenden uyandırır; ona okulunu, öğrencilerini, derslerini düşündürür, yapması gereken şeyleri dikte eder. Mevcudiyetinin farkında olmasa bile, her öğretmenin içinde böyle bir ideal öğretmen vardır. O, çok ciddidir, gevşekliği asla hoş görmez. Onun gerçek öğretmenden istediği birinci şey , “vazife duyusu”dur. Bu duyguya sahip olmayan bir kimsenin iyi bir öğretmen olmasına imkân yoktur.

“Vazife duygusu”nun en basit şekli, vaktinde ve saatinde dersine girmek, vaktinde ve saatinde sınıfı terk etmektir. Zaman bir “disiplin” ve “ölçü”dür. Disiplin ve ölçü insana şekil verir. Şekilsiz şey “biçimsiz”dir ve bu kelime iyi bir mânâ taşımaz. Biçim, çeki düzen, üslûp demektir. Çocuk biyolojik bir kurum olan ailede değil; okulda, zamanın, disiplinin, ölçünün, vazife duygusunun ne olduğunu öğrenir. Çocuk, okulda bu meziyetlere sahip olarak, hayata atılırsa, iyi bir vatandaş, iyi bir iş adamı olur. Zira iyi vatandaş, kanunlara uyan insan demektir. Kanunlara uymayan insanın başı derde girer. İş hayatında başarı da büyük nisbette zaman, ölçü ve disipline dayanır.

Öğretmenin kendisi bu meziyetlere sahip ise, öğrencilerine de davranışlarıyla bunları telkin eder. Gevşek, lâubali, ölçü ve disiplin tanımayan bir öğretmenin sınıfta otorite kurmasına imkân yoktur. Hareket isteği ile dolu, birbirinden farklımizaç ve karakterde çocuklardan oluşan bir sınıfta, gürültü ve patırtı olması tabiîdir. Öğretmen sınıfa girince; gürültü, patırtı birdenbire kesilir ve düşüncelerin gelişeceği güzel bir sükût meydana gelir. Sınıfta beyaz bir kâğıt gibi güzel bir sükût olmadan düşüncelerin gelişmesine imkân yoktur.

Öğretmen, vazife duygusu, ciddiyet ve disiplin ile bu güzel sükûtu sağladıktan sonra konuşmaya başlar. Öğretmen sınıfa girmeden önce, öğrencilere neler öğreteceğini bilmeli, hatta onları yazmalıdır. Yazma, düşüncelere çeki düzen verir. Düşüncelerine çeki-düzen vermeyen öğretmen gevezeliğe düşer, zamanı boşuna harcar. Sınıfa hazırlıksız giren öğretmenin öğrencilerine faydası olamaz. Öğrenci bunu fark eder. Öğretmen kendisini ciddiye almadığı için o da öğretmenini ciddiye almaz. Böyle bir sınıf cılk bir yumurtaya döner. Bu bir bozulma alâmetidir.

Öğretmenin vereceği dersi önceden hazırlaması, onu derste okuması mânâsına gelmez. Derste yazılanları okumak can sıkar; öğretmenin dersini önceden yazılı olarak hazırlaması, konuşmadan önce düşüncelerine çeki-düzen vermek, konusuna hâkim olmak içindir, yoksa onları sınıfta okumak için değil. Öğretmenlik, bir bakıma aktörlüktür. Siz hiç rolünü ezberlemeden başarıya ulaşmış bir aktör gördünüz mü? Öğretmenlik aktörlükten çok daha ciddi bir iştir, zira gayesi eğlendirmek değil, öğretmektir. Bazı öğretmenler, eğlendirmekle öğretimi birbirine karıştırırlar. Öğretimin neticesi imtihanlarda belli olur. Öğrencilerini eğlendiren öğretmen, imtihanda başarısız kâğıtlarla karşılaşırsa, kabahati öğrencide değil, kendisinde aramalıdır. Daha önce de belirttim: Öğretmenlikte “ciddiyet”şarttır. Öğrenci sınıfta dikkatini konuya yöneltmeli, düşünmenin tadını almalıdır.

Öğretimde gaye, öğrenciye düşünmeyi öğretmektir. İnsanlar, halis düşünceyi okulda öğrenirler.

Çocuk evde, odasına ve kitabına kapandığı zaman da bu zevki tadar. Günlük konuşmada düşünce dağılır. Gevezelik düşünmek demek değildir.Hayata atıldıktan sonra da okuldakine benzer halis düşünce saatlerine kavuşmak pek az insana nasip olur. Hayat binbir gaile ve endişe ile doludur. İnsanlar mutlak hakikat, güzellik ve iyiliği okul sıralarında tanırlar ve hayat boyu okulda elde ettikleri ile geçinirler. Bundan dolayı okul, öğretmen ve kitap sayesinde insanlar biyolojik varlıklarının üzerine çıkarak, ideal âleminin pırıltılarını hissederler. Okulda bu parıltıyı hissetmeyen insan, günlük hayatında biyolojik varlığının bataklığına dalar.

Öğretmen, her şeyden önce bizzat düşünen ve öğrencilerini düşündüren insandır. Peki, düşünce nedir? Düşüncenin ne olduğunu tarif güçtür. Fakat onun objektif, herkes tarafından kullanılabilen bir vasıtası vardır: Kitap. Kitap bir düşünce makinesidir. İnsanlar kitap vasıtasıyla düşünürler ve düşüncelerini geliştirirler. Kitapların dışında hiç bir vasıta ve alet, hâlis düşünceye istenilen şekil ve kıvamı veremez. En disiplinli konuşmada bile, hâlis düşünceden birçok şey kaybolur. Bazıları televizyonu bir düşünce vasıtası sanırlar. Televizyon düşüncenin mahiyetine aykırıdır. Zira düşünce “soyut”, televizyon ise “somut”tur. Eğer insanlar “somut” şeyleri görerek bilgi edinselerdi, okula gitmeye ihtiyaç kalmazdı.

Dış dünyada her şey “somut”tur. Yalnız düşünce “soyut”tur. Kitabın düşünceyi geliştirmesinin sebebi de budur. Kitap okumayanlar bir zenaati öğrenebilirler. Fakat böyleleri belli bir seviyede kalırlar. Laboratuar deneyleri ile düşünme gelişmez. Düşüncenin vasıtası dildir. Dil, soyut bir varlıktır Bütün ilimler, belli kelimeler ve terimler arasında kurulan münasebetlere dayanır. Başlangıçta dil vardır, eşya değil. İnsanoğlu eşyaya dilden gider.

Soyut fikirler somut dünyanın anahtarıdır. Bunlar da kitaplarda, iyi ve güzel yazılmış kitaplarda bulunur.

Öğretmenin yaptığı en büyük iş, öğrencilere kitap okumayı sevdirmek ve onları kitaplar üzerinde düşünmeye alıştırmaktır. Bu sadece edebiyat dersleri için değil; tarih, felsefe hattâ matematik, fizik, kimya, astronomi için de böyledir. Terimlerini ve figürlerini bilmeden hiç bir ilim öğrenilemez. Tanrı, Âdem’e önce eşyaların adlarını öğretmiştir. Tanrı’nın yeryüzünde vekili olan ana-baba ve öğretmenler de böyle yapar. Bundan dolayı öğretmenler, dile ve yazıya büyük önem vermeli, kelimeler ve terimler üzerine titremelidirler. Zira gözle görünmez, elle tutulmaz manevî varlıklar düşünceler, kelimeler, terimler ve işaretler vasıtasıyla yakalanırlar. Onlar elektirik akımını geçiren tellerdir. Dikkat ve itina ile kullanılmaları gerekir.

Düşünmek için kitap, kâğıt, kalem, tebeşir ve kara tahtadan başka bir şeye lüzum yoktur. Bunların dışında her şey düşünceyi dağıtır. Düşünmek, bu bakımdan riyazet ve çileye benzer. Dikkat, keskin bir ışık gibi cümle veya kelimenin üzerine yönelince, düşünce uyanmağa başlar. Okuyan bir insan, dua eden bir insana benzer. Bu bakımdan Türkçede “okumak” kelimesinin aynı zamanda “dua etmek” mânâsına gelmesi tesadüfî değildir. Eskiden öğretmene hoca denirdi. Hoca kelimesi ise dinî bir mânâ taşırdı. Okumak denince de umumiyetle Kur’an okumak anlaşılırdı. Kur’an sadece dinin değil, kültür ve medeniyetin de kaynağı ve temeli idi.

Atalarımız Kur’an okuyarak asırlar boyu devam eden yüksek bir medeniyet yaratmışlardır, keşke bugün bizim de, her sahada Kur’an gibi kutsal değer verdiğimiz, her gün okuduğumuz ve üzerinde düşündüğümüz kitaplarımız olsaydı. O zaman Türkiye bambaşka olurdu.

Öğretmen, elinden gelirse, öğrencilerine, hayat boyu değer verecekleri tekrar tekrar okuyacakları güzel metinler öğretmelidir. Böyle metinler, onların ruhlarını yüceltir ve onlara şekil verir.


  Editör :  Rıdvan GÖK

3012 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 28 Puan Verildi
 Kaynak :  Yeni Kalemler

 Kategori ¬ Biyografi

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 92
 Dün : 96
 Toplam : 123096
 Ip No : 18.206.12.79
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.