Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Biyografi - ORDU DAN BİR YUNUS GEÇTİ / Gonca Gül GÖK USTAOĞLU - Yeni Kalemler
   
 ORDU DAN BİR YUNUS GEÇTİ / Gonca Gül GÖK USTAOĞLU

ORDU DAN BİR YUNUS GEÇTİ / Gonca Gül GÖK USTAOĞLU
 Yazı Boyutu

 Tarih : 26.01.2012 - 16:32:01


Yazamıyorum.. Seni anlatamıyorum.. Uykusuz bir gece daha.. Yanaklarım gözyaşlarımla ıslanmış.. Anılar gecenin karanlığına inat gözlerime üşüşmüş, yüreğimi lime lime yakıyor.. Gece uykuda; geçmiş pusuda.. Günler ayları kovalıyor.. Kum saati aleyhime her...

 

                           ORDU’ DAN BİR YUNUS GEÇTİ

  Yazamıyorum… Seni anlatamıyorum… Uykusuz bir gece daha… Yanaklarım gözyaşlarımla ıslanmış… Anılar gecenin karanlığına inat gözlerime üşüşmüş, yüreğimi lime lime yakıyor… Gece uykuda; geçmiş pusuda… Günler ayları kovalıyor… Kum saati aleyhime her zerresini tüketiyor beni bitirme telaşıyla…. Ama ben, randevulaşamadım bir türlü içimdeki benle. Kendimi toplayıp benden beklenen son görevi yapamıyorum işte. Her konuda söyleyecek bir sözü ,aktaracak bir fikri olan ben, neden dökemiyorum içimdekileri, neden yazamıyorum gözümdeki her damla yaşta biriken seninle dolu dolu geçen otuz üç yılın her anını? Çok şey söylendi senin için. Çok şey yazılıp çizildi. Seni öyle güzel, öyle farklı anlattılar ki nice süslü sözlerle sana methiyeler düzdüler. Ben seni tam anlamıyla anlatacak sözcükleri bulamıyorum. Bildiğim, öğrendiğim her şey seni ifade etmem için az ya da yetersiz kalıyor… Sen öyle kaleme kelama sığar mısın sessiz adam? Yunus misali yaşamayı hayat düsturu edinen, kendi namına dünya nimetlerinden bir parça nam almayan tasavvuf ehli. Her haliyle öğreten, boşa geçen zamanın her saniyesinin değerli olduğunu söyleyen öğretmen. Namaz kılarken bile- rekat aralarında- aklına takılan bir konu olduğunda yanındaki kitaplıktan bir sözlük alıp aklındaki soru işaretlerini huzura ulaştıran meraklı insan. Nasıl bir alçakgönüllüktür seninkisi kendin incineceğini bildiğin halde; başkasını incitmekten kaçınırsın. Derviş hırkası senin nene gerek, yüreğinle görür, vicdanınla teraziye koyarsın dünyayı. Yokluğundan beş ay sonra beni sıcak yatağımdan huzursuzca kaldırıp yazmaya teşvik ediyorsun.

   Televizyonsuz, telefonsuz, internetsiz; sohbetle demlenen akşamlarda bildim seni, köydeki ahşap ve kalabalık evimizin küçücük salonunda. İlk önce ufacık parmaklarımla ben, koltuksuz evimizde sandalye tepesinde saçlarını şekilden şekle sokarken buluyorum kendimi. Sonra hatrıma annemle babamın düğününde çekilmiş mahzun fotoğrafınla akıyorsun. Yıllar sonra- mizacına hiç uymayacak şekilde- Hakkari’ de komando olarak askerlik yaparken buluyorum seni. Sen vatani görevini yaparken ben, her ay çocuk kalemimle sana köyümüzden,akrabalardan, sarı ineğimizden, köpeğimiz Sakar’ dan, bağdan bahçeden, babaannemden haber ederken buluyorum kendimi. Hakkari’ nin dondurucu kışında benim çocuksu havadislerimle ısındığını, mektuplarımı dört gözle beklediğini sonradan öğreniyorum. Şimdilerde iletişim şeklimizin ne kadar da naif ne kadar da özel olduğunu görebiliyorum. Askerden sonra sürekli hayatımızın içindesin. Yalnız hayatın, yengemle renkleniyor. Soğuk bir kış günü gelin alayı ile yengemi almaya Fatsa’nın bir köyüne gidiyoruz şimdi de… Alaydan bir araba dereye uçuyor, gelin arabasının tekeri patlıyor. Ama her şeye rağmen için kıpır kıpır, yüzündeki utangaç tebessümü nazarlardan saklamaya çalışsan da yakalıyorum. Mutlusun hem de çok mutlu...

   Yıllar bir Tirebolu/Doğankent türküsü tutturmuş gidiyor. Veee Müberra dünyaya gözlerini açıyor. Kanatlandın mı amca uçuyorsun galiba. Gözlerinin içi gülüyor. Ben seni hayatımda hiçbir zaman bu denli mutlu görmedim bir daha… Dağların arasına sıkışmış bu küçücük kuytu yerde-dağ başlarındaki evlerin yıldızlar gibi göründüğü başka bir yer daha bilmem ben- artık oyuncağını, altın topunu bulmuşsun. Bebeğiyle kocaman bir adam gibi dertleşip sohbet eden başka baba da görmedim biliyor musun? Tabi biricik yavrun erkenden dillendi senin gibi arkadaşlarına minicik haliyle edebiyat dersi verir oldu nihayetinde. Beşiğinde yavrunu uyuturken ona ninni söylerken gözümde canlandın şimdi. Doğankent bir gece sel telaşıyla ayaklanıp dağlara doğru koşarken sen, geceki tantanayı duymadan sabah uyanıp okulun yolunu tutuyorsun. Ama nafile! Okulunuz gelen selle akıp gitmiş, okulun yerinde yeller esiyor. Yaşadığın şaşkınlığı hayal edince bir an gülümseyiverdim. Ailecek yaşadığınız büyük sel ve heyelan sonrasında sizleri ziyaret etmek için yollara düşüyoruz. Yol boyunca gördüğümüz tablo hafızama işliyor. Yıkım sonrası bir barakada özverili çalışmalarına devam ediyorsun. Ve yıllar sonra bu ilk öğrencilerini saygıyla anacaksın. Onlardaki tadı, saygı ve sevgiyi hep farklı bir lezzetle anacaksın. “SON VEDA” nı da onlara seslenerek yapacaksın.

 

   Yengem ile sen, Doğankent’ in o kuytu köşesinden hiçbir yere çıkamayacağınızı düşünüp dururken bir tayin döneminde Ordu/Ulubey’ e atandığınıza bir türlü inanamamış, atamanızın yapıldığına dair haberi size verdiğimizde bizim size şaka yaptığımızı düşünmüştünüz uzun bir zaman. Ulubey… Yine kıymetbilir arkadaşlıklar, komşuluklar. Ama arada bir seni inciten manevi yetersizlikler…

   Türki Cumhuriyetleri tanıma aşkın seni sekiz aylığına sevdiklerinden koparıyor. Kırgızistan bozkırları önünde yumak yumak açılıyor. Türkiye’ nin 1950’lerdeki dünyasına yolcusun haberin yok. Her akşam sevdiklerinle haberleşip hasret giderme adına  kışın beyaz ama soğuk yüzüne aldırmadan Kırgızistan sokaklarında telefon kuyruğunda saatlerce beklemekten gocunmuyorsun. Yokluk, kıtlık dünyasından bir çuval kitap, bir yığın renkli anıyla yuvana dönüyorsun. Sanki bozkırın zorlukları seni es geçmiş. Bir Yesevi olmuş yeni atlaslar keşfetmişsin. Müberra, ufak balkonunuzda her gün dönersin diye umutla seni beklemiş. Babasıyla gezen minikleri görünce iç çekip durmuş.

   Diğer ufaklık Divan edebiyatının dilberlerine nazire yaparcasına ay parçası Rüveyde de yolda. Kucağımda Rüveyde, seninle Ulubey’ in tek ve uzun caddesini her gün bir aşağı bir yukarı aşı için arşınlıyoruz. Yemek yapmayı bilmediğim halde sizlere hazırladıklarımı usta elinden çıkmış gibi minnetle yiyorsun. Yaptığım ufacık katkıya ne kadar da saygı duyuyorsun öyle. Beni bir yetişkin gibi görmeye başlayalı hayli zaman geçmiş. Edebiyat öğretmenliğini kazandığımda en çok sen sevinmişsin. Artık ortak bir paydamız daha olacaktı değil mi? Senin sessiz ve gizemli dünyanı çözecek, seninle uzun edebi muhabbetler edecek, fikirlerini serpebileceğin, yeşermesini bekleyip meyveye durmasını keyifle bekleyeceğin taze bir fidan... Dört yıl boyunca hafta sonları uçarak gittiğim uğrak yerim eviniz.

   Bütün ısrarlarımıza ve karşı çıkışlarımıza rağmen Mevlana’ nın hayat bulduğu huzur iklimini solumaya gittin bizlerden ırak. Üniversiteyi bu coğrafyada okuman tesadüf değil diye düşünüyorum çoğu zaman. Ama dört yıllık zaman dilimi sana yeterli gelmemişti anlaşılan. Ruhundaki kurumaya yüz tutmuş, çatlayan topraklara Gönüllerin Sultanı Mevlana’ nın rahmeti ile bereket yağdırmak istemiştin belki de…

   Yaz tatillerinde kısa bir süre de olsa hasretle kucaklaşır, sohbetlerinden nasiplenirdim. Okuduğum kitapları- bütün öğrencilerine yaptığın gibi- fark ettirmeden takip ederdin. İyi bir edebiyat öğretmeni olmak istiyorsam yazmam da gerektiğini söyler, bana bu konuda da fazlasıyla güvendiğini hissettirirdin. Şimdi utanarak itiraf ediyorum ki mezuniyet törenimde yaptığım konuşmamı sen hazırlamıştın.

    Hep amcam benim yetenekli olduğumu düşünüyor; ama onun ümitlerini boşa çıkaracağım kaygısı taşıdım içimde. Nihayetinde öğretmenlik hayatımda yedi sekiz yılı devirdikten sonra bir yazı yazabildim.Yarım sayfalık yazımı utana sıkıla sana yolladım. Yazımı beğendiğinde senden  pahallı bir hediye almış gibi mutlu oldum. Çünkü benim için yalnızca senin ağzından dökülen her sözcük kıymetlidir. Ve söylencelerin içimdeki yapbozu yavaş yavaş tamamlar. Satırlarımı öğrencilerinle “Yeğenimin yazısı” diyerek gururla paylaşman beni çok keyiflendirmişti. Çıkardığım gazete ve dergilerle sevinir, beni dahası için yüreklendirirdin.  

   Şimdi bir damla yaş yanaklarımı ıslatıp kalan damlalar içime akarken köydeki evimizin önündeyiz. Takvim, Ekim’ in 27’ sini gösteriyor. Ben mutfaktan harmanda toplanan kalabalığa bakıyorum. Kalabalığın arasından ince, siyah yağmurluğunla, zarif, beyaz ve mavi silüetinle seni seçiyor gözlerim. Dedemin tabutunun ayak ucuna gelmiş, yeşil kefene sarılı babana bakıp düşünüyorsun nedense. Onunla helalleşir bir halin var sanki. Dünyadaki tek gerçeğimiz “ölüm”le yüzleşiyorsun belki de…

   Dedemin ölümü üzerine yazdığım yazıdan sonra “Benim babam için kağıda dökemediklerimi sen  ne güzel ifade etmişsin.” deyince gururumu okşamıştın. Dedemi kaybettikten sonra yazdığım yazıda ailemizi koca bir çınara benzetmiştim. Dedemin gidişiyle çınarın bir dalı kopmuştu. Sen kırılan ikinci dalsın. Ama gencecik dalının bizden kopuşu geçen zamana inat yaralarımızı her gün kanatıyor. Evimize, ocağımıza, içimize ateş düştü.

   İki yıl önce elim bir trafik kazası sonucu değer verdiğim bir öğrencimi kaybetmiştim. Sen o nisan ayında Ordu’daydın. Bana nice öğrencini kaybettiğini, aynı acıyı yaşadığını ve beni bu anlamda anladığını söylemiş, teselli etmeye çalışmıştın. Vefat eden öğrencim Elif’ in ardından da bir yazı yazmıştım. Yazım üzerinde hiç oynama veya düzeltme yapmadan yazımı internet sitenize koyup yengeme “Gonca kendini bir hayli geliştirdi.” demişsin.

   “Söz uçar; yazı kalır. Fani dünyaya bir iz bırakmak lazım.” deyip dururdun be amca!

    Bir öğretmen arkadaşım yazılarımı okudukça “Gonca bizi ağlatma konusunda yeteneklisin anladık. Sen insanları eğlendiremez misin? Farklı yazılarını bekliyorum.” demişti. Ama kader yine aynı şekilde ağıt edebiyatı yapmamı istiyor anlaşılan. Benden habersiz ben başka başka planlar yaparken kaderin cilvesi, bana soğuk bir şaka gibi yüzünü gösterip kayboluyor.

   Çocukların bizim gibi köyü, yeşilliği, börtü böceği tanımadan büyüyecek diye çok yakınırdın. Her yıl fındık bahçelerinde dedemin kabrine doğru uzayan yürüyüşler yapardık seninle.Gelecekle ilgili planlarımızı konuşur, Konya ve Ordu arasında mekik dokuyan değerlendirmeler yapardık.Son yıllarda memleketini, bizleri özlediğini söyler, Ordu’ ya geri dönme arzunu dile getirirdin bizlere. “Bu şehir” derdin, “Bu şehir her mevsim ayrı güzel.'' Öğrencilerime köyün fotoğraflarını gösteriyorum. Burası gerçekten var mı, ne kadar güzel bir yer. Kartpostal gibi öğretmenim diyorlar. ''Konya’ nın tadını aldım, sizlerden uzak olmuyor. Sizleri özlüyorum.” derdin. Belli ki memleketinin toprağını, havasını gerçekten özlemişsin.

   Araba kullanmayı öğrenişim çok hoşuna giderdi. Seni köyümüze götürüp getiriyorum diye bana az dua etmedin. Sen Konya’ dayken ben, hafta sonları köye her gidişimde sana mutlaka telefon açıp köyün yeşilliğini, çiçeğini, böceğini ballandıra ballandıra anlatıp aklımca hava atardım. Köye gitmeyi öyle severdim ki… Kanatlanıp uçardım sanki…Şimdi ise içim buruk sızlarken seni öyle upuzun, hareketsiz, dedemin yanına yatmış gördükçe gözyaşlarıma engel olamıyorum. Gözümden boncuk boncuk akan sıcak yaşlara engel olamıyorum. Her zamanki gibi ben gevezelik edip bıcır bıcır konuşuyorum ayakucunda; ama sen sessizce yatıyorsun. Mavi gözlerin beni artık görmüyor.

   Son yazında yakında öleceğinden bahsediyorsun. Nasıl da hissettin bunu, aklım bir türlü almıyor. Neden vedalaşamadık seninle öyleyse? Yoksa bu bir ayrılık değil miydi? Benim senin kabrine ziyarete geleceğimi biliyordun değil mi?

    Bizden ayrılışının üzerinden bir ay gibi kısa bir zaman geçmişti. Şafak amcam terfi etti, ailece ne zamandır beklediğimiz an gelip çattı; amcam tuğgeneral rütbesini sırtlandı. Ama Şafak amcam için aldığımız yaş pasta bile ortamın acı havasını tatlandıramadı.

   Diğer amcam Coşkun GÖK ve ailesi ile Konya defterini gidişinden 2 ay sonra tekrar açtık. Orta Anadolu bozkırları düğüm oldu açıldı düğüm oldu açıldı önümüzde.Yollar bitmek bilmedi. Hepimizin boğazında kekremsi acı bir tat… Herkes acısını meraklı bakışlardan saklama gayreti içinde… Bense Coşkun amcamı daha fazla üzmemek için arabanın arka koltuğuna sinmiş sessizce ağlarken buluyorum kendimi. Evine vardığımızda kapıda gözlerimiz seni aradı; ama nafile… Yengem ile kızlarını neşelendirmek üzere orada olduğumuza göre acımızı arabaya kilitleyip göstermelik yapmacık bir neşeyi yüzümüze yerleştirmek lazımdı. Öyle de yaptık. Her şeye rağmen evin her yerine sinmiş, çöreklenmiş bir acı sırtımıza semer gibi vuruldu. Kimse geceyle boğuşmak istemediğinden sabaha kadar sohbet ettik. Konya’ nın tadı damağımızda kalarak geri dönüş yoluna girdik yine yeni yeniden…

 

   Vefat ettiğin gün sana gelecektim. Küçük Tuna’ mı alıp seninle anılarıma bir yenisini eklemeye… Sufi sohbetlere… Ama on iki temmuz sabahı sessizce diğer aleme göçüşünü izledim.Böyle mi olacaktı? Artık bu noktadan sonra sözcüklerim duygularımı anlatma yolunda yetersiz kalıyor. Cenazede sanki karşıma dikilmiş, ağlama yanındayım der gibi gözümün önündeydin. Sanki hala Konya’ dasın. Bazen dersteyken pencereden dalıp gidiyorum. Bazen en olmadık zamanda aklıma düşüveriyorsun: Bulaşık yıkarken, kitap okurken, güzel bir yazı yazıp seninle paylaşmak istediğimde, sevdiğin sonbahar gazellerini rüzgarla savrulurken gördüğümde, ışıklarda arabamın içinde beklerken, aklıma takılan bir sorunun cevabını bulamadığımda “Bunu Rıdvan amcam mutlaka bilir! Bir de ona sorayım!” deyip telefona sarılıp seni aradığımda…Gözlerim buğulanıyor. Seni rüyalarımda görürsem kendimi şanslı hissediyorum. Biliyorum bulunduğun yerde çok rahatsın. Allah yoluna kendini bunca adamışlık, bunca fakir fukaraya yardım, öğrencilerini büyük bir sabırla işleme, bu kadar okuma, yazma, aydınlatma, böylesine bir iman zayi olmaz, akıp gitmez hakkın Hakk’ a kavuştuğu bu seyahatte. Senin gibi bir amcaya sahip olduğum için kendimi şanslı sayıyorum. Benimle gurur duyacağın, yapı taşlarını koyduğun bu yolda yürümeye devam edeceğim. Önceleri ölüm sözü tüylerimi diken diken etmeye yeter de artarken artık bana ürküntü vermiyor,ölümden korkmuyorum, duyuyor musun beni? Lakin şairin de dediği gibi sevdiklerimizden ayrılmak acı. Ben de her an ebedi uykunun bir nefes gibi ensemde soluduğunu unutmayacağım. Senden yadigar, karşılıksız sevmek ve sevilmek, iyi ahlak, yarın ölecek gibi diğer dünyaya yatırım, hiç ölmeyecek gibi bu dünya için çalışma...Gözün arkada kalmasın hatırana çok iyi bakacağız.

   Yazımda kendi bakış açımla amcamı dillendirdiğim şu birkaç saatte bir yelkenliye binip geçmiş sergüzeşti  tazelemeye çıktım sanki. Meğer hepimizin hayatında ne büyük bir boşluğu dolduruyormuşsun da haberimiz yokmuş sevgi elçisi Ordulu Yunus Emre Amcam Rıdvan GÖK. Senin için dile kolay 51 yıl; benim için seninle geçen dolu dolu 33 yıl…

 

 

 

                                                                                Gonca Gül GÖK USTAOĞLU

                                                                                Edebiyat Öğretmeni


  Editör :  Rıdvan GÖK

717 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 123 Puan Verildi
 Kaynak :  Yeni Kalemler

 Kategori ¬ Biyografi

  Yorum ( 10 )   

 esra a.

Tarih : 19.02.2012 14:43:08  

  bir veda daha..

Kayıtlı İp: 88.254.8.201


evet ben de az da olsa tanımıştım Rıdvan hocamızı.sıcacık gülümsemesiyle hoşgeldim sayfasına..boğazımızda düğüm oldu aniden çekip gidişi.. dilimize dökülmeye ürken cümlelerle derman oldunuz gonca hocam bizlere..bir kere daha el salladık kaleminizden dökülen her kelimenin büyüsüyle yepyeni duygu yolculuklarına çıktığımız edebiyat geminize..ellerinize sağlık hocam,mekanınız cennet olsun Rıdvan hocam...
 muteber aydın

Tarih : 14.02.2012 20:02:18  

  Rıdvan Gök

Kayıtlı İp: 94.120.183.52


Evet yazınızı okuyan arkadaşlarınız haklı siz ağlatmak için yazıyorsunuz . Amcanız kadar olmasa da siz bu işi beceriyorsunuz hocam . Anlattığınıza göre Rıdvan Gök gibi bir insan ancak sizin gibi bi öğretmenin arkasında dağ olabilirdi . Allahtan rahmet size ve tüm ailenize başsağlığı diliyorum.
 özge gür

Tarih : 13.02.2012 11:18:19  

  yazınızı okumak içimizde olan anlayamığımz duyguların tercümanı...

Kayıtlı İp: 88.225.160.160


böyle bir öğretmenin ,boyle bir amcaya sahip olması rastlantı değildir. arkasından bu kadar güzel düşünceler bırakan bir insan bize yukardan el sallıyor ve yuzu guluyordur .sizi cok sevıyoruz hocam .iyi ki tanımışız sizi .yine bizi etkıleyen duygu selıyle geldiniz .yazılarınızı beklıyoruz hocam .sevgılrle
 talip öztürk

Tarih : 08.02.2012 19:56:21  

  mistik yazara...

Kayıtlı İp: 88.232.98.231


yorumunun başlığını mistik yazara koydum...neden bilmiyorum ama sizin yazılarınızda bir şey var insanı içine çeken büyüleyen gizli bir gücünüz var bence...siz sadece iyi yazmıyorsunuz siz yazdığınızı yaşattırıyorsunuz,bir adam kelimelerle bu kadar anlatılabilirdi herhalde..kendisini tanımasamda tanımış kadar oldum sizin sayenizde...Rıdvan hocaya Allahtan rahmet diliyorum ... Yüreğine kalemine sağlık mistik yazar...
 zehra

Tarih : 08.02.2012 00:17:44  

  ..

Kayıtlı İp: 88.254.6.177


tanımadığım halde çok etkilendim hocam . şaşırdım yazınızın sonuna geldiğimde ağladığıma . mekanı cennet olsun başınız sağolsun hocam .
 nevin nar

Tarih : 07.02.2012 17:26:51  

  geriye kalanlar

Kayıtlı İp: 88.232.32.250


Bazen gitmek daha kolaydır geriye kalmaktansa. Geride kalanlar asla dolduramazlar gidenlerin boşluklarını... Aslında hüzün dolu bir mutluluktur bu boşluk. Dünyada yeri doldurulamayacak kadar özel insanlarla yaşamanın verdiği bir mutluluk... ALLAH rahmet eylesin. Sadece kısa bir yazıda anlatılınca bile insanı farklı dünyalara sürükleyen eşsiz insanı tanıyan herkesin başı sağ olsun.
 Büşra Kaynak

Tarih : 01.02.2012 00:20:27  

  Kaleminize sağlık...

Kayıtlı İp: 188.41.56.42


Yazınızı okurken gözyaşlarıma hakim olamadım. Rıdvan Hocam bu diyardan gittiğinden beri telefon rehberimde bana bakan ismi öylece dururken, işte tam da şimdi olsaydınız arayıp derdimi anlatırdım derken nasıl gözyaşlarıma engel olabilirim ki? Şimdi keşke ilk öğretmenlik heyecanlarımı anlatabilseydim ikilemlerimi, kendinin bizim için ne kadar önemli olduğunu...Kaleminize sağlık onu hiç kimse böyle anlatamamıştı...Çok sağolun.
 Fisun Dehmen Şişman

Tarih : 30.01.2012 09:16:22  

  Rıdvan Göke

Kayıtlı İp: 88.251.20.164


Kaleminize ve yüreğinize sağlık.Arkadaşım ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..Mekanı Cennet olsun. Yaşlar kurur,iniltiler durur,çukurlar dolar,yangınlar söner,mezarlar çöker,viraneler şenlenir,her şey bitti sanılır.Yalnız kitapların arasın da hareketsiz duran barut tozlarına benzeyen yazılar hatıralar kalır.(Ahmet Hikmet) Doğankentte görev yaptığım meslektaşım mavi gözlü, sessiz büyük adama ;gözlerimden akan sessizce yaşlar...
 Ahmet KARAHAN

Tarih : 29.01.2012 20:10:30  

  Rıdvan GÖK

Kayıtlı İp: 78.179.138.63


Mümin bir kul olduğuna şahitlik ettiğim sevgili öğretmenimin hayatını bize bir nebze de olsa, yeniden hatırlatan kardeşime selamlar olsun. Mirasın kıymetini bilmesini isterim. Onu her zaman hayırla yâd edeceğim. Allah mekânını cennet eylesin. İlk yazımı gördüğünde (yıl 1988), postu delmişsin dediğini unutmam.
 Faruk

Tarih : 26.01.2012 18:46:42  

  Yüreğine sağlık

Kayıtlı İp: 188.56.2.174


Çok büyük bir beğeni ile okudum. Ellerine yüreğine sağlık.
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 10
 Bugün : 43
 Dün : 69
 Toplam : 68200
 Ip No : 54.166.245.10
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.7207 4.7292
  Euro 4.3035 4.3320
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.