Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Gezi - BAHÎRADAN SÜZÜLEN YAŞ - Yeni Kalemler
   
 BAHÎRADAN SÜZÜLEN YAŞ

BAHÎRADAN SÜZÜLEN YAŞ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 30.03.2009 - 11:22:18


Ocak sonları olmasına rağmen, tatlı bir bahar serinliği ile başlayan o günümüz ne kadar da başkaydı. Bir hafiflik, bir fevkaladelilik vardı üzerimizde.. Yüreklerimizde göklere ağan derûnî bir sevinç vardı. ...

 

 BAHÎRA’DAN SÜZÜLEN YAŞ            
 
                     Rıdvan GÖK
 
Ocak sonları olmasına rağmen, tatlı bir bahar serinliği ile başlayan o günümüz ne kadar da başkaydı. Bir hafiflik, bir fevkaladelilik vardı üzerimizde…
 
Ya o, yüreklerimizdeki göklere ağan derûnî  sevinç neydi? Oysa bugünün sabahına gelinceye değin ne kadar yer gezmiş, ne kadar yorulmuştuk.
 
Kıpır kıpırdı her birimizin yüreği. 
 
Rahip Bahîra’nın Kilisesi’ne gidiyorduk… En Sevgili’nin misafir edildiği o kutlu yere…

 

Busra, Şam’ın yüz otuz beş kilometre güneyinde idi. Yolculuğumuz fazla uzun sürmeyecekti, çünkü dümdüz bir arazi üzerinde gidecektik. Ömür boyu unutamayacağımız, çok farklı bir yolculuktu bu.

 

Birkaç gündür gezdiğimiz, ziyaret ettiğimiz yerlerde gördüklerimizi, hissettiklerimizi anlatmaya kelimeler nasıl kifayet etsin? Anlatmakla olmaz, yaşanması lazım; bütün derinliğiyle…

 

“Allah’ın kılıcı” Halid Bin Velid, Hz. Meryem’in bir süre yaşadığı Maalula şehri, Hz. Bilal-ı Habeşî, Kerbelâ şehitleri, Selahaddin-i Eyyubi, Muhyiddin-i Arabî, ilk Türk hava şehitleri, Sultan Vahdeddin, büyük Emevi halifesi Ömer Bin Abdülaziz, Hz. Zekeriyya, Hz. Yahya… Pek çok sahabe, tarihin hâlâ çok canlı izleri ve elbette bizden kalanlar…

 

Halep, Humus, Şam şehirleri ve buralarda bulunan tarihî camiler, tren istasyonları, saat kuleleri, kaleler, bimarhaneler, En Sevgili’nin ayak izi… Bunları teker teker anlatmak sayfalar tutar.

 

Gördüklerimizle, hissettiklerimizle sağanak sağanak lâhûtî esintiler içinde kaldık, farklı âlemlere yükseldik. Saadet Asrı’nın o kutlu zaman dilimiyle yüz yüze geldik. Emevi dönemini, bu dönemdeki yürekler parçalayan Kerbela olayını yaşadık şehitlerin makamlarında… Hele hele, Hz. Hüseyin’in mübarek başının medfun bulunduğu türbede, Lübnanlı bir Arabın okuduğu yürekleri dağlayan o mersiye nasıl unutulur? Sonra diğer tarihî dönemlerin izleri ve tabiî ki Osmanlı…

 

Dört yüz iki yıllık uzun dönemin hatıraları hâlâ o kadar canlı ve hayatın içinde ki… Çarşılar, camiler, tren istasyonları, saat kuleleri, bîmarhaneler, mevlevîhaneler ve daha neler neler… Araya giren doksan yıllık süreyi çıkarınca, kendinizi, pekâlâ memleketimizin tarihî dokusu canlı bulunan herhangi bir şehrinde hissedebilirsiniz. Halk zaten bizden… Sınırların ne kadar uydurma, ne kadar zorakî olduğunu çok iyi anlıyorsunuz.

 

Uzaktan bakıp değerlendirmemizle burada gördüklerimiz ve yaşadıklarımız ne kadar farklı. Biz, bunları uzun uzadıya anlatmayı başka bir zamana bırakıp Bahîra’ya dönelim.

 

Rahip Bahîra ve En Sevgili… Okuduğumuz muhtelif siyer kitaplarında şahit olurduk adeta o muazzam sahneye. Okudukça, kelime kelime tebessümler yağardı dünyamıza O’nun nur çocukluğundan. Rahip Bahîra’nın, O, Gül-i Rana’nın peygamberliğine yetişememiş olmasına da üzülürdük içten içe. İşte şimdi oraya, O’na, O’nun misafir edildiği o kutlu yere gidiyorduk. Bu ne büyük bir saadetti…

 

Buraya kadar gördüklerimiz, yaşadıklarımız elbette unutulamaz. Fakat ay ve yıldız ışıklarıyla güneş ışığı bir olabilir mi hiç? Ziyaret ettiğimiz peygamberler (Hz. Zekeriya, Hz. Yahya), sahabeler ve velîler, gerçekte o Güneş’in pervaneleri değil miydiler? Güneş, yani En Sevgili… “Âlemlere rahmet olarak gönderilen”, “İki cihan Serveri”, “Sonsuz Nur”… O’ndan bir iz bulmak için gitmenin saadeti nasıl anlatılabilir?

 

Kilometreler tükendi, sayılı saatler, sayılı dakikalar bir bir geçti. İşte Busra… Hepimizde bir başkalık…

 

Tarif edilemez duyguların eşliğinde yürüyoruz. Roma döneminin canlı bir alışveriş şehri olan Busra’da o zamanlardan kalan şehir harabeleri… Sütunlar, kemerler, yollar, sokaklar ve taşlar… Kapkara taşlar… Her tarafta taş yığınları… Ama biz, taşların arasında O Sevgili’yi, O’nun gül kokusunu arıyoruz. Yüreklerimiz O’nunla dopdolu…

 

İlk olarak, O’nun devesiyle beraber dinlendiği yere geliyoruz. Hz. Ömer bir cami yaptırmış buraya. Devesinin ayak izlerinin bulunduğu taş da caminin içinde korunmakta. O izler alıp götürüyor önce bizleri… O, buraya gelmiş ve devesi burada çökmüş… O devenin bastığı şu taş nasıl kıskanılmaz…

 

Ordan çıkıp az öteye yürüdüğümüzde, birden karşımıza çıkıyor meşhur kilise: Rahip Bahîra’nın Kilisesi… Yürekler şimdi bir başka çarpmaktadır artık… O’nun on iki-on üç yaşlarında iken misafir edildiği yerdir burası… Allah’ın “Habîbim” dediği “Âlemlerin Efendisi”nin uğradığı yer… Kilise ana iskeletiyle hâlâ ayakta. Simsiyah taşlardan örülmüş. Roma devrinden kalma Latince yazılı bir kitabesi var kapısının sol tarafında. Gözlerimiz taş duvarlarda O’ndan nişaneler arıyor. O, şu kapıdan girdiğinde, başının üzerindeki bulut nerede beklemişti acaba? İçerde toprak zeminden başka bir şey göremiyoruz… Bizi çepeçevre kuşatan duygu sağanağı gözlerimizden taşarken, duvarlardan ısrarla O’nu soruyoruz. Islak gözlerle yaptığımız onca ısrara daha fazla dayanamıyor kapkara taşlar ve anlatıyorlar bize hafızalarına nakşettikleri o muazzam sahneyi:

 

"…

Bahîra kendilerini şevkle karşıladı:

— Safa geldiniz! Hepiniz tamamsınız değil mi? Gelmeyeniniz yok herhalde…

Cevap verdiler:

— Hepimiz geldik, sade eşyamızın başında küçük bir çocuk bıraktık. Yalnız o gelmedi.

 

Bahîra dalgın nazarlarını ayrı ayrı herkesin çehresinde gezdirdikten sonra, aradığı alameti bulamamış gibi gözlerini yere dikti:

— Sizden bilhassa bu çocuğu getirmenizi rica ederim.

 

İkinci amca Hâris, hemen fırladı. Nur çocuğu alıp ziyafet yerine getirdi. Herkes sofraya oturdu ve cömert rahibin ikramıyla yemek, zevk ve neşe içinde tamamlandı. Rahibin işi gücü, dudaklarında fevkalâde mânidar bir tebessüm, Nur Çocuğu süzmek, hep O’nu incelemek…

 

Yemekten kalkıldı. Sohbet, muhabbet… Artık sıra veda ve teşekküre gelmişti. Rahip birdenbire, bütün zaman ve mekânın müstakbel Peygamberine döndü:

— Sana bir şey soracağım! Lât ve Uzza aşkı için bana doğru cevap verir misin? Söyle!

O zaman, Nur Çocuğun sesi şiddetle yükseldi:

— Bana ne sorarsan sor, cevap vereyim. Fakat bana Lât ve Uzza üzerine yemin verme! Benim en ziyade nefret ettiğim, işte bunlar ve benzerleri putlar!

 

Bu cevap karşısında merakı büsbütün taşan Bahîra:

— Öyle ise, dedi; Allah aşkına söyle! Söyler misin?

— Hemen sor, cevaba hazırım!

Ve münzevî rahip, Nur Çocuğa, hususi hallerinden ve hayatının binbir hususiyetinden sual üzerine sual sordu. Uykuları nasıldır, rüyaları ne biçimdir, ne yer ne içer, sevdikleri ve hoşlandıkları nelerdir, vücudundaki işaretler vesaire…

 

Her suale beklediği cevabı aldığı ve son derece memnun olduğu, tavrından seziliyordu. Sualler ve cevapları bitince rahip, büyük bir hürmetle elini uzattı. Nur Çocuğun elbisesini kavradı ve müsaade istedi:

— İzin verir misin, bir noktaya bakacağım?

Buyurun!

 

Rahip gayet tazimkâr, elbiseyi Nur Çocuğun omuzlarından sıyırdı. Çocuğun sırtını açtı ve Nübüvvet Mührü’nü gördü. Bu hallere anlaşılmaz gözlerle bakan Kureyşlilerin hayret nazarları önünde, Nübüvvet Mührü’ne doğru eğildi ve o noktayı derin bir saygı edasıyla öptü. Kureyşlilerde hayret büsbütün derin… Birbirlerine bakıp adeta sormak istiyorlardı:

— Ne var, ne oluyor? Bu çocukta fevkalâde olan neymiş?

Bahîra Ebu Talib’e döndü:

— Şimdi söyle bana, bu çocuk neyindir?

— Oğlum…

— Oğlun olması mümkün değil… Hatta babasının hayatta bile olmaması lazım…

— Kardeşimin oğludur. Dediğin gibi, babası, henüz doğmadan vefat etti.

— İşte, şimdi doğruyu söyledin! Şimdi öğütlerimi dinle! Kardeşinin oğlunu buradan ileriye götürmen doğru olmaz. Yahudiler, çocukta, benim gördüğüm işaretleri görürlerse, O’na fenalık etmeye kalkarlar.

— Masum bir çocuğa neden fenalık etsinler?

— Çünkü kitaplarda gördüğümüz ve büyüklerden öğrendiğimiz bilgilere göre, bu çocuk istikballerin en büyüğüne namzettir. İnsanoğlu O’na tâbi olmak için yaratılmıştır. Yahudiler kıskanır ve fenalık etmeye kalkarlar. Sen vazgeç bu seyahatinden! Nasihatimi tut!

 

Bu sözler Ebu Talib’in ciğerine kadar işledi ve ruhunda tam bir emniyet ve itimat doğurdu. Hep beraber Bahîra’nın yanından ayrıldılar. Ebu Talib, kervan arkadaşlarına emir verdi:

— Haydi, Mekke’ye dönüyoruz!  Şam’a kadar uzanmaktan vazgeçiyorum. Mallarımızı buralarda satabiliriz.

 

Ve sattılar ve döndüler. (*)

 

Rahip Bahîra, onları uğurlayıp döndüğünde, iplik iplik yaşlar süzülüyordu gözlerinden."

 

Bunları anlattıktan sonra sustular. Taş duvarlar, yeniden taş katılığında ebedî bir sessizliğe büründü…

 

Ayrılmak kolay mı? Gönlümüzden coşan duygular galeyan halinde…

 

Duygularımızın dilini kelimelerle ifade etmekten aciz bulunduğumuz şu anda; kırık dökük, perişan birkaç veda cümlesi kopuyor ruhumuzdan:

 
Ey şurdaki toprağın, şu kapkara taşların gördüğü Sevgili! Keşke biz de Sen’i görme şerefine nail olan şu toprak zerrelerinden bir zerre olabilseydik… Sen’i seyreden şu kara taşlardan biri olsaydık da sonsuza kadar aziz hatıranı taşıma bahtiyarlığına erseydik… Bahîra’dan süzülen bir damla yaş olup şu taşlarda donup kalsaydık. O kadarını söylemeye layık göremiyoruz kendimizi, ama ah Sen’in başının üzerinde, her dem Sen’i gölgeleyen bulutun olabilseydik…

 

Sen’inle dopdolu olduğumuz şu anda, yüzüsuyun hürmetine, Sana “Habîbim” diyen Yüce Yaratıcıya niyazda bulunmak istiyoruz… Biliyoruz ki, O, Sen’in adın anılarak yapılan yakarışları asla geri çevirmez…

 

Her şeyin ve her şeyimizin sahibi olan Yaratıcımız, Sen’in hürmetine dünyamıza iyilik ve güzellikler yağdırsın… Sen’in hatırın için milletimizi yeniden izzet ve şevket sahibi bir millet olarak yüceltsin… Bütün mü’minlere gerçek bir dirilişle uyanma ve ayağa kalkma iradesi versin… Acze düşürülen, en küçük insanî haklardan bile mahrum bırakılan kimseleri Sen’in adına tutsun kaldırsın… Yeni bir gül medeniyeti için ruhlarında sevgi sevgi çınar büyüten güzide kullarını mansur ve muzaffer eylesin… Sen’in aşkına ey Sevgili; bizleri umduklarımıza nail, korktuklarımızdan emin eylesin… Sen’in gül hatırına, O Kadir-i Mutlak, Kendisine adadığımız sevgilerimizi kabul eylesin; yetiştirmeye çalıştığımız gülleri soldurmasın… Sen’in rızan için, dünyamızı yaşanmaz hale getirmeye çalışan karanlık düşünceli güçlerin tuzaklarını boşa çıkarsın ve güçlerini darmadağın etsin… Asırlardır hasret kaldığımız gül kokulu baharlara, Sen’in aşkına, kavuşabilmeyi müyesser kılsın…

 

Sen ey Allah’ın biricik Habîbi, hep aramızda ol, bizleri bir an bile olsa bırakma! Çünkü Sen’i “Âlemlere rahmet olarak” Gönderen; “Sen içlerinde iken Habîbim, Allah onları azaplandırıcı değildi” buyurmaktadır. Ne olur, her zaman ve daima bizimle ol, bizimle kal ey Gül Yüzlü; Sen’in sevgine tutunanları mahzun ve mükedder eyleme!...

 

 --------------------

 

(*) Çöle İnen Nur- N.Fazıl Kısakürek


  Editör :  Rıdvan GÖK

917 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 37 Puan Verildi
 Kaynak :  rıdvan gök

 Kategori ¬ Gezi

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 9
 Bugün : 43
 Dün : 69
 Toplam : 68200
 Ip No : 54.166.245.10
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.7207 4.7292
  Euro 4.3035 4.3320
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.