Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Gezi - ALMANYA GEZİ NOTLARI / Ahmet KENARLI - Yeni Kalemler
   
 ALMANYA GEZİ NOTLARI / Ahmet KENARLI

 Yazı Boyutu

 Tarih : 30.03.2009 - 21:19:34


Okulumuzda Avrupa Birliği Comenius Okul Ortaklığı Programı kapsamında birkaç yıldır yürütülen çalışmalara, öğretmenlerimizin özverileri de eklenince, bir anda kendimizi Sun Ekspresin Münih uçağında bulduk.

 

ALMANYA GEZİ NOTLARI

Okulumuzda Avrupa Birliği Comenius Okul Ortaklığı Programı kapsamında birkaç yıldır yürütülen çalışmalara, öğretmenlerimizin özverileri de eklenince, bir anda kendimizi Sun Ekspres’in Münih uçağında bulduk. Lise yıllarımda Reşat Nuri Güntekin’in "Anadolu Notları" kitabını okumuştum. Bu gezi yazısını kaleme almamda ilham kaynağım oldu. "Söz uçar, yazı kalır" diyerek kaleme ğıda sarıldım.

Yurt dışına çıkabilmek için iyi bir hazırlık ve plânlama gerekiyor. Bürokratik engelleri aşıp gezi vakti gelince, bir pazartesi sabahının erken saatinde Konya’dan yola çıktık. Varış yerimiz Antalya hava alanı. Bu şehirden Avrupa ülkelerine gitmek için daha çok seçeneğiniz var. Özellikle yaz aylarında her gün onlarca uçak, ülkemize turist getiriyor. Yurt dışına çıkış harcını yatırıp, pasaport işlemlerini yaptıktan sonra nihayet uçaktayız. Tahminen 300 kişilik kapasiteye sahip. Daha önce de uçağa binmiş olmama rağmen heyecan verici bir kalkış yaşadım. Önce pistin başına varış, gittikçe artan bir hız, ürkütücü bir motor gürültüsü, bir anda ayaklarınızın yerden kesilmesi ve aşağılarda kalan bulutlar… Ömrümün en uzun hava yolculuğu… Benim gibi sık sık uçağa binemeyen insanlar için değişik bir tecrübe.

Uçağımız, Konya şehirlerarası terminalinden, otobüslerin hareketi gibi, tam vaktinde kalktı. Haberlerden duyduğumuz rötarı yaşayamadık! Uçak yolculuğu gürültülü, zaman zaman yaşanan küçük sarsıntılara da alışmanız gerekiyor. Sık sık yapılan anonslar sonucu bağlanan ya da çözülen emniyet kemerleri. Baktım olmayacak, inene kadar kemerimi çözmedim. Bulutların üstünde uçuyoruz. Şehirler minyatür gibi. Hep duyduğumuz anları yaşıyoruz. Aklıma Türk Yıldızları geldi: Olağan üstü bir hız ve akrobatik hareketler… Kendi kendime karar verdim: Bir daha uçakla ilgili korku filmi izlemeyeceğim. Endişelerimi yenmeye çalışıyorum. Hostes kızlar yüzlerce kere uçmuşlardır! Yolculara bakıyorum. Sanırım çoğu Alman. Bir kısmı kitap okurken, bir kısmı kafalarını yaslamışlar kestiriyorlar. Biz mi? Bir an önce yolculuğun bitmesini bekliyoruz. Ayaklarımız yere değecek abi!

Münih havaalanına inişe geçiyoruz. İnerken gördüğümüz karlı hava daha sonraki günlerde yoktu. Sivaslı iki Türk kızının yardımlarından sonra iki katlı bir trenin 2. katında Regensburg şehrine doğru yolculuğa başladık. Oldukça iyi bir tren; fakat daha sonraları bindiğimiz trenler, bizim mavi trenler kadar bile değildi.

Almanya bizim için tanıdık bir kapı. Kimileri için acı ve ikinci vatan, kimileri için umut kapısı, kimileri içinse "Alamanya"... Bizim içinse gezilip görülecek bir ülke. Almanya... Tarihinin kokusu yeni olan, yaralarını çok çabuk sarmış insanlar ülkesi. Dünya Savaşlarının belini kırdığı, taş üstünde taşın kalmadığı; fakat inadına güzellikleri olan şehirlerin diyarı. Savaşlardan yenik ayrılmışlar, binaları yıkılmış; ama izin vermemişler umutlarının yıkılmasına..

Kendi ülkelerini terk edip, uzak diyarlara giden bir neslin evlatları yaşıyor şimdi orada. Üçüncü, hatta dördüncü nesil Türkler yaşıyor. Sayıları 3 milyon civarında; ancak 1 milyon kadarı Alman nüfus cüzdanı taşıyor. 40 binin üzerinde üniversiteye giden öğrencimiz,70 bin iş adamımız var. Bu iş adamları 350 bin kişiye istihdam sağlıyorlar. Bütün istediğimiz kültürel kimliğimizi korumak. Birçokları için onlar "kaybedilmiş bir nesil"; ama ben bir noktanın altını çizmek istiyorum: Birlikte yaşayan, aynı okullara giden Türk ve Alman çocuklar, yıllar sonra birbirlerine düşman olmayacaklar. Birbirlerini tarihten aldıkları önyargılarla değerlendirmeyecekler.

Hepimizin bir “Alamancı” tanıdığı vardır mutlaka. Ermenek-Güneyyurt’ta İlkokul öğrencisiydim. Kasabaya sarışın bir Alman kadın gelmişti de onu görebilmek için sokak başında karargâh kurmuştuk. Bir yabancıyla, ‘gâvur’ dediğimiz insanlarla, ilk karşılaşmam o zamana rastlar. Şimdi ben onların ülkesindeyim. Ülke topraklarına adım atar atmaz modernleşmenin farkına varıyorsunuz. Köylerinin bile şehirlerinden farkı yok. Bu yolculuk benim için Almanlar hakkındaki önyargılarımın yıkıldığı bir gezi oldu. Filistinli tıp öğrencisinin Bayern Eyalet Biletini kullandıran Alman aileye teklif ettiği paranın kabul edilmemesi, bana ilk şoku yaşattı.Dilimizde "Alman usulü" diye yerleşik bir deyim bile varken, bu manzara beni tam anlamıyla şok etti. 'Belki Alman değillerdir' diyen düşüncelerimi, adamın yol boyunca içtiği bira bertaraf etti. Ne de olsa Almanlar biracı!

Trenden Regensburg’da indikten sonra ne yapacağımızı kara kara düşünürken- her halde kalp gözü açık- ev sahibi okulun müdürü, orada beliriverdi. Regensburg’da ikinci şokumu, bizi almaya geldiklerinde yaşadım.İki ayrı taksiyle bizi karşıladılar ve 25 km. kadar uzaklıktaki Burglengenfeld’e götürdüler. Hıristiyan İlahiyatçısı bir Alman öğretmenin evinde misafiriz. Evin mahzeninde bizden önce gelen Bulgar ve Letonyalı misafirler var. Binlerce kilometrelik yoldan gelen bizlere, sadece kızartılmış tavuk ikram etmeleri, bizleri biraz şaşırttı. Gerçi, oraların domuz etinden yapılan meşhur bir yemeğini reddetmemiz sonucu, buna biz razı olduk. "Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer"miş... Bize oldukça sıcak davranıyorlar. Duvarlar Hz. İsa’nın heykelleri ve resimlerle süslü. Sanki bir ibadethane gibi. Eşyalar oldukça sade. Tahta masa, alçak tavan, loş bir aydınlatma... Almanların aydınlatmada tasarruflu olduğunu sürekli gözlemledim. Bizde gündüz gibi aydınlatılan cadde ve sokaklar, oldukça lüks gibi geldi bana. Yemekten sonra bizi kalacağımız otele götürdüler. Odamıza yerleştik. İlk günümüzden aklımda iz bırakan bir ayrıntı… Almanya kokuyor! Ne olduğunu anlayamadım ama Almanya kokuyor…

Kahvaltı çok da bizimkine benzemedi; ama öğlen ve akşam yemeklerinden sonra kahvaltının kıymetini anladım. Bulgaristan ekibi bize yol gösterdi ve çalışmaların yapılacağı okula geldik. Ülkeler hazırladıkları sunumları yaptılar. Biz de okulumuzu ve Konya’yı tanıttık. Mevlana Müzesini, 2007 Mevlana yılında, milyonlarca insanın ziyaret ettiğini öğrendiklerinde oldukça şaşırmış göründüler. Ne de olsa Bulgaristan nüfusundan çok daha fazla bir rakam. Toplantı; konuşmalar, gülüşmelerle devam etti. İngilizce yapılan konuşmalara nasıl Fransız kalınacağını güzelce gösterdim. Aslında en sevdiğim özelliklerimden biri, yaşadığım acı deneyimlerden ders almam. İngilizce ya da Almanca bilmemek, bu gezide zor anlar yaşamama neden oldu. 'Onlar niye Türkçe bilmiyor?' Ya da 'ben Farsça konuşurum' savunması biraz havada kaldı; ama asıl sorun şurada; aldığım bu dersin ödevlerini yerine getirmeyi düşünmüyorum. Aslında bu rahatsız edici rahatlığımın, zaman zaman beni de rahatsız ettiğini itiraf etmeliyim. İlkokul sonrası yazıldığım Ortaokulda sadece Fransızca öğretmeninin olması, daha sonra da derse bedencinin girmesi,bu konudaki en büyük şanssızlığımdı; fakat yine de 'çat-pat anlaşabilmek gerekirdi' diye hayıflandım. Bu konudaki gayretlerinden dolayı Serap Hanım'ı takdir etmemek mümkün değil. Bu arada, dakikalarca yabancı dilde konuştuktan sonra bana dönüp “tamam mı?” Ya da “sen ne dersin?” Sorularına muhatap olmayı incelikle düşünülmüş, zekâ dolu bir "dalga geçme" şeklinde yorumlamanın ne kadar doğru olacağını kestiremiyorum.

Bulgarlar dört öğretmen, dört öğrenci ile gelmişler. Kız öğrencilerden biri Türk: Melek Ahmet. Çok güzel Türkçe bilmesine rağmen gezi boyunca bizlere mesafeli durdu. Kırcaali’deki bir okuldan gelmişler. Türkiye sınırına oldukça yakın olan Kırcaali’nin belediye başkanının Türk olduğunu öğrendiğimde fazla şaşırmadım. Okul müdürleri başlarında. Avrupa’daki Türk imajına oldukça yakın görünüşve sempatik. Geçtiğimiz aylarda Türkiye Başbakanı ile aynı masada yemek yediğini anlatıyor bizlere. Başbakanımızın "çok gezdiğini" söyleyince, Eyüp Hoca espriyi patlatıyor: “Öyle olsaydı arada Türkiye’ye de gelirdi…”

Letonya’dan beş bayan öğretmen gelmiş. İmren Hanım onlar için “Beşi bir yerde” ifadesini kullanıyor. Letonyalı öğretmenin zihnindeki "Türk" imajının olumsuzluğuna dikkat çekerek, kendimizi yeterince anlatamadığımız sonucuna ulaşıyorum.

Gezmeyi seven bir millet olduğumuz söylenir. Öyle komşu gezmeleri değil, başka kültürlere uzanmaktan söz ediyorum. Alman öğretmenlerin defalarca yurt dışına çıktıklarına fazla şaşırmadım. Göçebe bir kültürden gelen Türk milletinin az seyahat etmesi ilginç bir çelişki olsa gerek. Ama sanıyorum artık kabuğumuzu kırıyoruz.

Öğleden sonra trenle Regensburg’a gidiyoruz. Her yanı ağaç dolu bir yoldan gittik uzun bir süre. Kanaviçe işleme gibi dalları olan çamlar bizim Karadeniz’in iğne yapraklı çamlarına pek benzemiyor. Renkleri kara yeşil. Kocaman ağaçlar, gün ışığını tutsak edercesine, kapamış gökyüzünü. Uçsuz bucaksız ormanın içinde yapılaşma hiç yok. "Devlet önce yıkar, ama eninde sonunda bize tapuyu verir nasılsa" deyip bir gecekondu yapmayı hiç kimse akıl edememiş!.. Yani şaşmadım desem yalan olur!

Şehirde bir tuhaflık var; ama henüz anlayamadım. Otobüs yolculuğu sırasında bir anda yanımızdan hızla geçmekte olan motosiklet gürültüsüyle irkildim. Meğer yanılmışım; yirmi beş-otuz yaşlarında güzel bir bayan burnunu siliyormuş!... Bizden başka herkes olayı çok normal karşıladı. Kültür farkı… St. Peter Katedrali'nde ayin var. Şehri gezerken Mustafa’yla tanıştık. Güzel bir büfe işletiyor. Çay ikramını gruptan kopmamak için geri çeviriyoruz. Şehrin caddelerinde gezindik. O ana kadar dikkatimi önemli bir ayrıntı çekti. Anlamakta zorlandığım tuhaflığı çözdüm: Şehirde trafik karmaşası yok, yol kenarına park etmiş araçlar yok, korna çalan yok, seyyar satıcı yok, dilenci yok, kavga eden yok, yok… Herkes kendi işinde, herkes birbirine saygılı. Bu arada, kırmızı ışıkta karşıdan karşıya geçen iki Alman kızını görmek, bendeki "kuralcı Alman" imajının çizilmesine neden oldu. Hızlı davranıp fotoğrafını çekemediğim için üzüldüm.

Akşam Burglengenfeld’de bizim dönercinin yanına gittik. O anda dükkânında yoktu. Çalışan Alman kadınla da bir türlü anlaşamadık. Yakınlarda bir Türk marketinin olduğunu öğrenince oraya gittik. Bir Türk aile bizi sevinçle karşıladı. Uzunca bir süreden sonra, selâm verecek insanlar bulmanın mutluluğunu yaşadım. Hemen bizleri evlerine aldılar. Çay istedik. Demleme çay… Hasret kaldığımız iyi demlenmiş çaydan doyasıya içtik. Ev sahiplerinin misafirperverliği bizleri çok mutlu etti. Daha sonraki günlerde de sık sık yanlarına uğradık. O gün akşam Türk komşuları da geldi. Duymayanlar, ertesi gün, ev sahibemize sitem etmişler. Almanya’da otuz yılı aşkın bir süredir yaşayan dostlarımız, yıllardır iki ülke yurttaşı. Onca yıl yaşadıkları ülkeyi de benimsemişler. O ülkenin yaşamına uymanın ötesinde bir benimseme bu. İki ülkeyi de kendi ülkeleri saymalarını, ilk zamanlardaki kadar yadırgamıyorum artık ben de. Türkçesini bulmakta zorlandıkları sözcüklerdeki bocalamalar beni eğlendiriyor.

Herkesin bir hikâyesi var. Ev sahibimiz Sinoplu. Bir yanlışlık sonucu Türkiye’ye girişi yasak. Ancak çocukları gelebiliyor. Arada bir anne-babasını Almanya’da ağırlıyormuş. Üzücü bir durum. Seçimlerde oy da kullanamıyor. Maalesef dengeleri değiştirecek bir oydan yoksun kalmış Türk demokrasisi!.. İmparatore’de kahvemizi yudumlarken yeni hayat hikâyelerini dinliyoruz. Burası çok ilginç. İtalyan yemekleri, müziği, içkileri, hatta duvar resimleri olan bir lokanta; ancak sahibi Türk. Tanışmaktan ve hikâyesini dinlemekten zevk aldığım olgun bir insan. Hepsinin gözlerinde memleket özleminin buğusu var. Ekmek parası ve sosyal hakları olmasa oralarda kalmaya niyetleri yok. Benim gözlerimde artık Almanya başka türlü bir anlam kazanmıştı. Orada yaşayan Türklerin samimiyeti, gerçekten görülmeye değer. Sanırım, bizim kadar onlar da bizleri görmekten mutlu olmuşlardı.

Bize Seyyid Bilal Camisi'ni gezdiriyorlar. Burada gördüğümüz sıcak ilgi de bizi çok memnun etti. Bu yörede yaşayan Türkler genelde Sinoplu. “Arabalarının son iki rakamı 57 ise hemşerimizdir” diyor Ahmet Bey’in oğlu. Almanya’nın hemen her şehrinde caminin olduğunu öğreniyoruz. Basından okuduğumuz Nazi’ler ya da “Camilerin minaresi kalbime batıyor.” diyen politikacıları olsa da genelde Alman toplumu hoşgörülü.

Burglengenfeld Belediye Başkanını ziyaret ettik. Karşılıklı hediyeler alıp-verdik. Şehrin tarihi kalesini ziyaret etmemiz için araba tahsis etti. Çıktığımız kuleden 360 derece her tarafı görebiliyoruz. Çevresinde özürlüler için yapılmış tesisler var. Seralarda çalışan, masa-sandalye boyayan özürlü insanlar topluma kazandırılmaya çalışılıyor. Burglengenfeld'de apartman kirliliğine rastlamak mümkün değil. Buraları, önlerinde bahçesi, çocuk oyun alanı olan müstakil evler kaplamış durumda. Evler gerçek anlamıyla yaşanılacak mekânlar olarak düzenlenmiş. Şehirleri genel olarak çok temiz ve güzel.

Küçüklüğümden beri duyduğum “Müslüman’ın üzerine güneş doğmamalı” sözünü sanki Almanlar sahiplenmiş. Akşam hava kararmadan bütün işyerleri kapanıyor. Çocuklar erkence yatıyor. Meydanlar Türk çocuklara kalıyor! Güneş doğar doğmaz herkes işinde-gücünde. Emekliler bile en azından evlerinin önünü süpürüyorlar.

Alış-veriş için girdiğimiz markette ilk terslikle karşılaştık. Market arabasını almak için jeton gibi bozuk euro atmalısınız. İşiniz bitince parayı geri alıyorsunuz. Market poşetlerini, çok cüzi de olsa, para karşılığı vermelerini ise doğrusu yadırgadım.

Yemek için yeniden okuldayız. Suyun ve ekmeğin olmadığı, damak tadımıza uymayan yiyecekler. Diğer ülke misafirleri, domuz etli yemekleri iştahla midelerine indirirlerken, bizi davet eden Türk teyzenin yemeklerini hayal etmeye çalışıyorum. Okulu gezerken rastladığımız Türk öğrenci İbrahim için izin aldık. Benim en iyi tercümanım oldu. Yedi yüz öğrencinin olduğu okul, bizim alışık olduğumuz manzaradan çok uzak. Okulda hiç gürültü yok. İbrahim’den çok şey öğrendim. Okul idarecilerinin en çok kızdığı şey sakız çiğnemek, sigara içilmesi ve kopya çekilmesiymiş. Cezası, fazladan çalışmalar yapmak... Bu cezanın oldukça caydırıcı olduğunu öğreniyorum. Kimse öğrencilerin saçına, kıyafetine karışmıyor. Bir eli cebinde, diğeri ile el kol hareketleri yaparak müdürü ile konuşan öğrenci, bizde pek hoş karşılanmaz.

Almanya’nın yüz ölçümü 357.000 km²dir. Nüfusu ise 83 milyon civarında. Bunun 3 milyon kadarı Türk. Türklerin en yoğun yaşadığı Münih caddelerindeyiz. 68. vilayetimiz denilen, 45 bin kadar Türk’ün yaşadığı, Almanya’nın en güzel kentlerinden olduğu söylenen, kendini beğenmiş izlenimi veren Almanya’nın 3. büyük şehri ve Bavyera eyaletinin başkenti olan Münih. Biraz soğuk yüzlüdür, ama yine de Münih cadde ve sokaklarında dolaşmak sizi eğlendirebilir. Hele bir de hava bugünkü gibi ise..

Trafiğe kapalı meşhur bir caddesini geziyoruz. Tapınaklarının duvarlarına, insan şeklinde kanatlı melek figürlerinin yerleştirildiği, binaların dış kısmına insan heykellerinin- gelip-geçenlere bakar şekilde- kondurulduğu bir Avrupa şehri. Mağazalar şık ve alımlı. Ancak gördüklerim beni hiç şaşırtmıyor. Bırakın İstanbul’u, Konya’da bile daha güzelleri var. Şehrin güzelliği, düzenli trafiği, insanların belirlenmiş kurallara bağlılığı imrenilecek şeyler. Hayatın akışı rahat ve huzurlu. İlk kez ambulans sireni duyduk Münih’te. Sebze, meyve bizdekinden çok pahalı. Örneğin, bir kilo domates, bizim paramızla döt liranın üzerinde. Benim şimdiye kadar hiç görmediğim Brezilya menşeli meyveler rafları süslemiş. Onlara da pahalı geliyor bu fiyatlar, ama olaya 'hayat standardı' yönünden bakmaya çalışğımda, bizden çok da pahalı olmadığını görüyorum. Euro bazında, bizim aylık gelirimiz, onlara göre oldukça komik bir rakamda.

Son akşam, okulda ülke danslarının sergileneceği salondayız. Topluca yapılan -bazı filmlerden aşina olduğum hareketli gösteri- oldukça eğlenceliydi. 'Türk ekibinin itibarını Serap Hanım ile Bulgar müdür kurtardı' desem, yalan olmaz! Yemekte yine domuz eti var! Yani, benim için yiyecek bir şey yok... Domuz eti yerine tercih ettiğimiz tavuk etini de yemek istemiyorum. Davetlilerin tokluğuna inat, aç çıktım okuldan. şündüm de Konya’da olsaydım, kendimi attım mı dışarı, en azından bir çorbacı bulurdum!..

Başkalarına böyle bir geziyi tavsiye eder miyim bilmiyorum. Sanırım bu sorunun cevabı, yolculuktan ne beklediğinize bağlı. Bilirdik topraklarımızı çok sevdiğimizi de şimdi daha iyi anladık. Oralarda Türk görmenin bizlere bu kadar mutluluk vereceğini hayal bile edemezdik; ancak yaşadık. Artık Almanya coğrafya kitaplarında kuru bilgileri olan, komşunun gidip-geldiği bir ülke değil. Almanya, sadece Almanların da değil. Sonuçta belki hiç göremeyeceğim yerleri gördüm, farklı insanlarla tanıştım ve hafızama yeni anılar ekleyerek memleketime döndüm.

Ahmet KENARLI (Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesi Md. Yard.)


  Editör :  Rıdvan GÖK

1570 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 227 Puan Verildi
 Kaynak :  A. Kenarlı

 Kategori ¬ Gezi

  Yorum ( 5 )   

 beyzanur özçelik

Tarih : 18.10.2010 20:38:03  

  almanya gezisi

Kayıtlı İp: 88.254.17.0


hocam ellerinize sağlık gerçekten harika yazmışsınız bir an kendimi orada hissettim ellerinize sağlık :)
 SEMİH

Tarih : 06.09.2010 15:58:06  

  çok güzel

Kayıtlı İp: 212.175.115.197


Almanyayı ben de gördüm.Konuları çok güzel ele almışsınız.Hatıralarım canlandı.
 fatih tosun

Tarih : 17.02.2010 17:57:12  

  .....

Kayıtlı İp: 78.161.150.163


hocam ellerinize sağlık çok güzel olmuş yazılarınızın devamı dilerim....
 faith ertakin

Tarih : 16.02.2010 17:50:53  

  hocam

Kayıtlı İp: 194.54.45.9


hocam emeginze saglık teşekürr ederizz allh razı olsun
 Sibel

Tarih : 08.07.2009 22:32:23  

  Almanya.....

Kayıtlı İp: 78.165.229.43


Yazınızdan etkilendim.Teşekkürler...
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 2
 Bugün : 32
 Dün : 85
 Toplam : 142796
 Ip No : 3.235.62.151
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.