Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Deneme - SEVDAYA SEBEP ARAMAMAK LAZIM / Cemilenur BAYRAM - Yeni Kalemler
   
 SEVDAYA SEBEP ARAMAMAK LAZIM / Cemilenur BAYRAM

SEVDAYA SEBEP ARAMAMAK LAZIM / Cemilenur BAYRAM
 Yazı Boyutu

 Tarih : 09.07.2011 - 20:46:17


Sen elmayı seviyorsun diye, elma da sevmek zorunda mı seni? diyor Nazım Hikmet şiirinde. Şimdi, Nazım olup düşünmek lazım; burada anlatılmak istenen ne ola ki? Ona bunu yazdıran hissiyat hangisidir?

 

SEVDAYA SEBEP ARAMAMAK LAZIM / Cemilenur BAYRAM

    

    Sen elmayı seviyorsun diye, elma da sevmek zorunda mı seni?”  diyor Nazım Hikmet şiirinde. Şimdi, Nazım olup düşünmek lazım;  burada anlatılmak istenen ne ola ki? Ona bunu yazdıran hissiyat hangisidir? Aklında, gönlünde neler varken, kâğıda dökülenler bu olmuştur? 

Şiirin özünde anlatılan, Tahir’in Zühre’ye olan özgür aşkıdır. Tahir sever,  Zühre’nin onu sevip sevmediğinden bağımsız, zaten böyledir aşk.  Yoksa birini, sizi sevdiği için mi seversiniz? Sizi sevmese de sevmeye devam edebilir misiniz? Sevgi denilen duygu tek başına yaşanan bir tür delilik hali midir? İlla ki karşılıklı mı olmalı sevgiler? Bu kadar bencil mi insanoğlu?  Yüzyıllardır anlatılan o efsane aşklar yalan mı yoksa?  Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin gibi destansı aşkları destansı yapan nedir ki? Aslında hiçbiri kavuşamıyor, kavuşsalar destansı aşk falan olmuyor, çünkü onlar aşka âşık kahramanlar… Nasıl ki Mecnun Leyla’yı bulduğunda ‘Sen Leyla’ysan, ben kimim diyor?’  Leyla da o, Aşk-ı Mecnun da o… Mecnun’un ancak adı var! 

İnsanoğlunun hayatındaki en yüce duygudur sevgi. Tüm ömrü boyunca bunun için çabalar durur, mutluluğa ulaşmak için uğruna feda eder birçok şeyi, ama neden sonra çabalarının karşılığını alamadan hayal kırıklığına uğrar. Bu yüzden, sevdaya sebep aramamak lazım! Sevgi, aşk denilen duygular, genel anlamda insanın kendisi için kendisinde besleyip büyüttüğü şeylerdir ve bunların kime, ne zaman akacağı belli değildir, önemli olan akmasıdır, kim olduğu da değildir.  

“Sen elmayı seviyorsun diye, elmanın seni sevmesi şart mı?” diye sorsak birilerine,  alınan yanıt 'evet' olur, çünkü 'ben de onu seviyorum'  derler. Sevdikleri birinden mutlaka karşılık almak isterler. Onların bu sevgiden beklentisi, karşısındakinin de onu sevmesidir. Fakat tersinden okusak bir de soruyu, 'biri bizi seviyor diye, bizim de onu sevmemiz şart mıdır?' Burada verilen cevaplar ise 'hayır' olacaktır büyük ihtimalle. İşte bu yüzden, sevgide benmerkezciliğin yeri olmamalıdır. 'Seni sevmek kısmetmiş' deyip, onun hangi durumda olduğuna aldırmadan mutlu olmaktır, mutlu etmektir. Sevdiğiniz insan sizsiz de mutluysa, siz de hissettiğiniz o derin sevgiyle onun mutlu olmasını diliyorsanız, nasıl beklersiniz ondan size ait olmasını; mutsuz olmasını. Siz yine sevmeye devam etmelisiniz. O istemiyor diye, sevmiyor diye hayata küsmek yakışmaz; tüm gerçekliğiyle yaşamalısınız aşkınızı içinizde o hiç bilmese de, hiç istemese de. Sonuna kadar yaşamalısınız acısını da, var olduğunu bilmenin huzurunu da. Gerçek sevgi, gerçek aşk budur aslında. Elma esprisi bir yana, ne kadar derin düşünülüp yazılmış dizeler.

Buradaki elma ise tesadüf olarak seçilmiş bir meyve  değildir. Bu meyve en eski günahın aktörlerindendir. Ama ayrıca, elma iki kişinin bir oluşunu kavramsallaştıran ‘bir elmanın iki yarısı’ haliyle de sevgiye paydalık etmektedir.

Güvenli bir sığınak arayışı içindeyken; “Aşk imiş her ne varsa bu âlemde / İlm bir kıyl u kal imiş ancak” diyen Fuzuli’nin sesini duyuyor, bu sese yürümekten kendimizi alıkoyamıyoruz. Evet, bu âlemde her şey sevgi üzerine, yaradılış dahi aşk üzerine başlıyor. Yaratıcı, ‘Habibim’ deyip seçtiği kişi için yaratıyor âlemleri. O Habib ise, Yaratıcısından öğrendiği sevgiyle paralel seviyor insanlığı.

Peki ya, İlahi Kudretin, kimseyi ayırt etmeden karşılıksız sevmesi, yaratması, zenginliklerle donatması ve daim onları –onlardan fazla- düşünmesi, nasıl bir sevginin sonucudur? İşte İlahi aşkın nuruna doğru yaptığımız manevi yolculuklarda, bizler de tasavvuf deryasına doğru kanat çırpmaya başlıyor ve asıl sevginin kaynağından öğreniyoruz bu duyguyu. Vardığımız yer; ‘karşılıklı ya da karşılıksız aşk diye bir şey yoktur. Aşk için karşılık beklemeye gerek yoktur, insanın sevmesi için bir şey beklemesi gerekmez’ oluyor.

Ve belki de, aşkı yaşamak için sevgili dahi gerekmez. Çünkü sevdaya sebep aramamak lazım. Kalp sevgiyle dolduktan sonra,   herkes size yar oluyor, içteki bu sevgi her şeyi yarar hale getiriyor, fakat sevgisiz çarpan bir kalp için her şey zarar olabiliyor. Bu yüzden Yaradan’dan öğrendiğimiz biçimde hiç karşılıksız, beklentisiz sevmek lazım. Sevgiyle tüllenen kalplerde, beklentiye yer yoktur. Bir beklentiyle sevilirse, bunun adına sevgi konamaz zaten. Âlemler, sevgiyle kucağını açmıştır, beklentisiz, her şey muhabbet denilen bu ilahi cezbeyle raks etmektedir. Ve kalbinde gerçek sevgi olan herkes de bu ritme ayak uydurmaktadır.

Nazım Hikmet’ in şiirindeki cevabını aradığımız soruya, başka bir şiirde cevap buluyoruz, şiir türünün bu tılsımlı dili sayfalarca, yıllarca sürecek açıklamaları bir çırpıda özetleyiveriyor bize. " Sevmek, sevgiliyi bir beyaz güvercin gibi alıp okşamak ve yüreğine bastırıp korumaktır. Ama sevgiliyi daha güzel ufuklar bekliyorsa, onu salıvermektir sevmek. O'nun uçsuz bucaksız gökyüzünde kanat çarpışlarından sonsuz haz duymaktır sevmek. O'nun kendisinden uzaklaşmasını izlemek değil, Gerçeğe uçmasına, hakikate yaklaşmasına sevinmektir sevmek, ‘beni bırakıp nereye gidiyorsun’ demek değil, ‘gittiğin yerlerde, dualarımla seni koruyacağım’ diyebilmektir sevmek..."

Gerçek sevgiye dair olan muhabbetin sonunda, gökten üç elma düşer; biri Tahir’e, biri Zühre’ye, biri de siz okuyanlara… Ben mi? Ben elma sevmiyorum(!)…


  Editör :  Rıdvan GÖK

3000 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 20 Puan Verildi
 Kaynak :  cemilenur

 Kategori ¬ Deneme

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 87
 Dün : 76
 Toplam : 115717
 Ip No : 35.175.180.108
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.