Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Tiyatro - KISA OYUN: RÜYA TABİRİ - Yeni Kalemler
   
 KISA OYUN: RÜYA TABİRİ

KISA OYUN: RÜYA TABİRİ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 03.07.2011 - 15:56:35


Kır Ağası - (Sedirde bağdaş kurmuş oturmaktadır. Sıkıntılı olduğu bellidir. Havanın çok sıcak olduğunu hissettirircesine, sık sık alnının terini silmekte ve ellerini yelpaze gibi sallayarak serinlemeye çalışmaktadır. Bir ara ayağa kalkıp...

 

 

RÜYA TABİRİ*

 

ŞAHISLAR:

 

KIR AĞASI: Pala bıyıklıdır. Üzerinde kolları sıvalı bir gömlek, gömleğin üzerinde de yelek vardır. Yeleğin bir yanından köstekli saatin gümüş kordonları sarkmaktadır. Başında fötr şapka bulunabilir.

ZÜHTÜ: Hizmetkâr. Kılık – kıyafeti; ayakta şalvar, üstte bol ve eski bir gömlek şeklinde olabilir.

ÇARIKÇI EMMİ: Saçı- sakalı ağarmış bir ihtiyar. Şalvarlı, beli dolama kuşaklı, yakasız gömleklidir. Üstünde mat renkli kaba bir palto da olabilir.

 

SAHNE: Eski tip bir evin odası. Yerde kilim. Duvarda heybe, tüfek, seccade vb. asılı. Arka kısımda bir sedir. Pencereden masmavi gökyüzü görünür.

 

           Kır Ağası - (Sedirde bağdaş kurmuş oturmaktadır. Sıkıntılı olduğu bellidir. Havanın çok sıcak olduğunu hissettirircesine, sık sık alnının terini silmekte ve ellerini yelpaze gibi sallayarak serinlemeye çalışmaktadır. Bir ara ayağa kalkıp öteye beriye gezinir, oflayıp puflar.) Ooof of… Amma da sıcak var yahu, sanırsın Kerbela!... Adeta binlerce fırın yanıyor da alevlerini üzerimize püskürtüyor gibi… İşe bak ki, Ramazan da geldi; yarın akşam sahura kalkılacak!... Bu cehennem sıcağında oruç mu tutulur? Üstelik tiryakiyim de… En uzun günlerdeyiz, sabahlar akşam olur gibi değil… Ne yapmalı bilmem ki, oooh oh!... ( İleri geri biraz gezindikten sonra, birden sıçrar) Hay aksi şeytan, nasıl da düşünemedim… Sefere çıkan bir müslümana oruç farz olur mu? Olmaz tabii… O halde sefere çıkmalı, hem de derhal!...

           Kır Ağası- ( Ellerini çırparak seslenir) Zühtüüü!... Ulan Zühtüüü!...

           Zühtü- (Alelacele gelir) Buyurun efendim, bir emriniz mi var?

           Kır Ağası- Var ya… Kulağını aç da iyi dinle; atımı derhal hazırlayın, başka da ne lazımsa bir güzel tamam edin, sefere çıkıyoruz!

           Zühtü- (Şaşkın) Ba.. ba.. başüştüne efendim!...

           Kır Ağası- ( Uşak tam çıkarken) Dur bakalım!...

           Zühtü- ( Hemen döner) Buyurun efendim…

           Kır Ağası- Bana, şööle bir tas soğuk hoşaf getir de öyle git!

           Zühtü- Derhal efendim!...

           Kır Ağası- ( Bir tas hoşaf gelir gelmez başına dikip bitirir ve kolunun yeni ile ağzını siler. Karnını tutarak) Doğrusu bu yolculuk işini de çok iyi keşfettim canım… ( Başına işaret ederek) Buna kafa derler kafa… Böylece her köyde, hindili-kazlı, tavuklu-horozlu ziyafetlerle hoş bir gezi olacak vesselam!... Bana Kır Ağası derler, namım yediden yetmişe bütün köylerde yayılmıştır. Laf aramızda, köylüler de bu ağalarına çok iyi bakarlar, izzet-i ikramda bulunurlar, inkâr edemem doğrusu… ( Kas kas güler) Bu sıcak ve uzun günlerde oruç mu tutulur canım, hele kısa kış günleri bir gelsin bakalım… Allah biz kullarına zorluk çıkarmaz elbette… Ne buyurmuş Kuran’da: “Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir şey yüklemez.” (Yılışık bir ses tonuyla) Kurban olayım Yaradan’a…

           Zühtü- ( Kapıya vurur.)

           Kır Ağası- Geeel!...

           Zühtü- Atınız hazır ağam.

           Kır Ağası- Güzeeel!...

 

II. SAHNE: Ufak tefek değişikliklerle benzer bir sahnedir.

 

           ( Perde açıldığında ağa sedirde keyifli keyifli tespih çekmektedir.)

 

           Kır Ağası- Ulan ne güzel bir gezi oldu be!... Neydi o güzelim ziyafetler… Kafayı çalıştırmasaydım, mahrum kalacaktım az kalsın… ( Sırıtarak) Beni çok seviyorlar bu köylüler canım, çok... Eksik olmasınlar… ( Üst üste esnemeye başlar) Yolculuk iyiydi ama çok da yoruldum yahu! ( Yine esner) Oooh öyle de bir uyku bastırdı ki… (Olduğu yerde uzanıp uykuya dalar, ara sırada horlar.)

 

           (Zamanın geçtiğini göstermek için perde kapanır, az sonra tekrar açılır.)

 

           Kır Ağası- ( Şaşkın şaşkın bakınarak) Allah Allah!... Ne rüyaydı be! Kan- ter içinde kalmışım… Bu rüya da ne demek oluyor böyle? Ne güzel de uyuyordum… Hay aksilik, uykum kaçtı gitti… Hımmm… Bu rüyayı hemen tabir ettirmem lazım, yoksa meraktan çatlarım… ( El çırparak) Zühtüüü!... Zühtüüü!...

           Zühtü- ( Kapıyı çalıp girer, uykudan kalktığı gözlerini ovuşturmasından bellidir.) Hayrola efendim, gecenin bu saatinde?... Bir şey mi oldu?

           Kır Ağası- Oldu ya… Hem de çok önemli… Tez bana bir rüya tabircisi bulun, hemen şimdi anlaşıldı mı?

           Zühtü- Ama ağam, daha sabah bile olmadı, şu saatte kimseyi de rahatsız etmek olmaz ki…

           Kır Ağası- ( Öfkeli) Bak hele… Hâlâ konuşuyor… Tez gidin ve bana bir tabirci bulun, ötesini anlamam!... Rahatsız olan olsun be!... Ben ağayım, ağa, Kır Ağası… Anlaşıldı mı, kafamı kızdırmayın; kimsenin gözünün yaşına bakmam ulan!... Aptal aptal bakıp durma öyle, haydi fırla!...

           Zühtü- ( Çıkar.)

 

 III. SAHNE: Çarıkçı Emmi’nin evi. Sahne birkaç küçük değişiklikle aynıdır.

 

           Çarıkçı Emmi- ( Hafif nefeslerle uyurken hızlı hızlı kapı çalınır)

           Çarıkçı Emmi- ( Doğrularak kulak kabartır) Hayırdır inşallah… Kim ola ki bu saatte? ( Seslenir) Kim o?

           Zühtü- ( Sesi gelir) Biziz emmi, Kır Ağası’nın adamları!...

           Çarıkçı Emmi- ( Kapıyı açar. Karşısında üç kişi vardır. ) Buyurun, şöyle buyurun… Oturup bir nefeslenin…

           Zühtü- Yok emmi, biz oturmayalım, acelemiz var…

           Çarıkçı Emmi- Ne oldu çocuklar, ne var gecenin bu kör vaktinde, bu telaşınız nedir?

           Zühtü- Hiç sorma emmi, ocağına düştük, kurtar bizi şu dertten!...

           Çarıkçı Emmi- Fesuphanallah!... N’oldu evladım, iyice meraklandırdınız beni, bir söyleyin hadi!

           Zühtü- Hiç sorma be emmi, bizim ağa bir rüya görmüş de… Onu tabir ettirmek istiyor… Biz de çaresiz sana geldik…

           Çarıkçı Emmi- La havle vela kuvvete illa billah!... Şimdi sırası mı canım, gündüzler çuvala mı girdi;  bu ne sabırsızlık, bu ne densizliktir böyle?… 

           Zühtü- Aman Çarıkçı Emmi, boş çevirme bizi, kulun kölen olalım… Herif laftan anlamıyor. Zaten oruç falan tuttuğu da yok… Bütün gün zıkkımlanıp duruyor. Sırf oruç tutmamak için aklı sıra seferde bulunuyor, halden anlar bir tarafı yok vesselam…

           Çarıkçı Emmi- (Kafasını sağa sola sallayarak) Hay mendebur herif!... Gecenin bu vaktinde, ne biçim rüyaymış böyle… Görmez olaydı… Yatağıma daha henüz uzanmıştım, bakın şimdi şu aksiliğe… ( Bir yandan da hazırlanırken perde kapanır.)

 

IV. SAHNE: Perde açıldığında, Kır Ağası içerde yalnızdır. Az sonra kapı çalınır ve uşaklarla birlikte Çarıkçı Emmi görünür. Yaşlı adam, uykusuz ve yorgun olduğundan oflayıp puflamaktadır.

 

           Kır Ağası- (Eliyle uşaklara çıkmalarını işaret ettikten sonra, Çarıkçı Emmi’nin oturmasını bile beklemeden) Aman be emmi!

           Çarıkçı Emmi- Ne var?

           Kır Ağası- Bir rüya gördüm, şunu tabir etsene!...

           Çarıkçı Emmi- Dur be adam, biraz nefesleneyim, çatlamadın ya!

           Kır Ağası- Duramam emmi, duramam.

           Çarıkçı Emmi- Neden?

           Kır Ağası- Beklemek çok sıkar beni de…

           Çarıkçı Emmi- ( Sedirin bir kenarına ilişerek) Vah, vah, vah!...

           Kır Ağası- Bilir misin ki ne gördüm…

           Çarıkçı Emmi- ( “La havle” çektikten sonra) Hayırdır inşallah!

           Kır Ağası- Yemek yiyip yatıverdim, tamam yarıydı gece, bir öyle hayvana bindim ki, seçemedim iyice.

           Çarıkçı Emmi- Peki o bindiğin at mıydı, anlasak, neydi?

           Kır Ağası- Bilir miyim? Yalnız dört ayaklı bir şeydi…

                               Katır mı desem, eşek mi desem?

                               Öküz mü desem, inek mi desem?

                               Al at mı desem, idiç mi desem?

                               Koyun mu desem, çebiç mi desem?

           Çarıkçı Emmi- Güzel… Sonra?

           Kır Ağası- Biraz yürüdük…

           Çarıkçı Emmi- Geçtiğin nasıl bir yerdi?

           Kır Ağası- Nasıl mı yerdi?... Unuttum, görür müsün derdi?

                               Yokuş mu desem, iniş mi desem?

                               Uzun mu desem, geniş mi desem?

                               Çorak mı desem, çayır mı desem?

                               Sulak mı desem, hayır mı desem?

           Çarıkçı Emmi- Tamam! İlerde ne gördün?

           Kır Ağası- İlerde bir kocaman karaltı vardı…

           Çarıkçı Emmi- Peki ismi yok mu?

           Kır Ağası- (Yan yan bakarak) Bilmem, aman!

                               Ağaç mı desem, kütük mü desem?

                               Duvar mı desem, höyük mü desem?

                               Ağıl mı desem, hamam mı desem?

                               Yıkık mı desem, tamam mı desem?

           Çarıkçı Emmi- Ya sonra?

           Kır Ağası- Karşıma, baktım, dikildi…

           Çarıkçı Emmi- Kim?

           Kır Ağası- Bir adam…

           Çarıkçı Emmi- Tanıştınız mı?

           Kır Ağası- O, bilmem tanır mı, ben tanımam…

                               Babam mı desem, kızım mı desem?

                               Hasım mı desem, hısım mı desem?

                               Çıfıt mı desem, gâvur mu desem?

                               Şudur mu desem, budur mu desem?

           Çarıkçı Emmi- Uzatma, sen buluyorsun belânı Allah’tan… Bu muhakkak; yalnız pek seçilmiyor ne zaman…

                               Bugün mü desem, yarın mı desem?

                               Uzak mı desem, yakın mı desem?

                               Yazın mı desem, güzün mü desem?

                               Güzün mü desem, yazın mı desem?..

           Kır Ağası- ( Gözleri dört açılmış bir şekilde) Demeee!...

           Çarıkçı Emmi- ( Onaylarcasına kafasını sallamaktadır.)

 

PERDE

 

----------------------------

* Bu kısa oyunun konusu, Safahat (M. Akif Ersoy)’dan alınmıştır.


  Editör :  Rıdvan GÖK

463 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  r. gök

 Kategori ¬ Tiyatro

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 4
 Bugün : 42
 Dün : 69
 Toplam : 68199
 Ip No : 54.166.245.10
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.7207 4.7292
  Euro 4.3035 4.3320
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.