Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Köşe Yazısı - ESKİ EDEBİYAT TUTKUSU - Yeni Kalemler
   
 

Doğan KARA ¬

Doğan KARA

 ESKİ EDEBİYAT TUTKUSU

 Yazı Boyutu

 Tarih : 20.06.2011 - 15:34:30


Eski fakat eskimeyen bir edebiyat. Klasik ama alışılagelmişin dışında heyecan dolu bir tat... Aşk, iştiyak ve ihtiras... Gözüm, canım efendim, sevdiğim devletlu sultanım edebiyat...

 

ESKİ EDEBİYAT TUTKUSU

 

         Günlük hayatımızda sıkça ihmal ettiğimiz ve biraz da unuttuğumuz bir konu: eski edebiyatımız… Bazı televizyon yapımlarında ve nadiren edebiyat dergilerinde karşımıza çıksa da, bu konuda, eski heyecanımızı yitirmiş gibiyiz sanki. Gönlümüzde gazellere karşı bir tutku hissetmiyor, sakilerin şuh kahkahalarını işitmiyor gibiyiz. Artık hangi birimizin kitaplığında bir Fuzuli divanı var? Ya da hangimiz hafızamızda çok değil sadece birkaç beyit tutabiliyoruz?

        Eğer biz, farklı arayışlar içinde özümüzü unutuyor, kültürümüzden tavizler veriyorsak; zaman her gün bizi zarara sokuyor demektir. Bizler, bir devrin doruklara ulaşmış ve doğu edebiyatını yeniden şekillendirmiş bir şiir kültürünü, bile bile yıpranmış sayfalara hapsetmemeliyiz. Bunca güzelliği, nezaketi ve inceliği hiç yaşanmamış saymak ve bu konuya ilgisiz kalmak, inanın elimizin altındaki hazineleri kullanmamak gibi bir şeydir.

          Aslında “eski” kelimesi “Çoktan beri var olan, üzerinden çok zaman geçmiş bulunan” anlamına gelir. Bu açıdan bakıldığında divan şiirinin üstünden geçen zaman; onun güzelliğine güzellik, yürüyüşüne ayrı bir endam ve zarafet katmıştır, denebilir. Çünkü yüzyıllar boyunca âşıklar bu beyitlerle ağlamış ve bu beyitlerde teselli bulmuştur. Yine bu beyitlerde aşklarının izlerini bulmak mümkündür.

           İnsan bir aşk beyiti okurken düşünür “ Acaba hangi âşık bu mısraları okuduğunda ağlamış ve bu harflere gözyaşı değdirmiştir?” diye. Bu, bir insana verilebilecek en büyük teselli değil midir? “Aynı duyguyu paylaşan insanlar birbirini anlayabilir.” der Mevlana. Aynı duyguyu paylaşan âşıklar da bu duygunun adının aşk olduğunu bu beyitlerden öğrenmemişler midir?

         Bu şiir geleneği, eskiyle yeniyi, öncekiyle sonrakini buluşturan büyük bir yapıdır. Ve bu yapı, bugün unutulmakla pek bir şey kaybetmez aslında.  Tam tersine onu anlayan ve onda yaşayan insanlar azaldıkça değerine değer katar. Ve asıl kaybedenler, eskiye kulak tıkayanlar olacaktır.

           Günümüzde bu tutku unutulduğu gibi buna bağlı olarak aşkın da ne demek olduğu tam olarak düşünülmüyor. Berraklığı üstündeki hayâ perdesiyle özdeşleşen, dokunmayı gönle vurulan bir zincir sayan aşklar vardı. Eskiden, sevgiliyi incitmemek için ona bakmaktan korkan,  hayal etmeyi ölümle bir tutan, değil ihaneti sevgilinin adından başka söz söylemeyi küfür sayan âşıklar vardı. Sevgili, aşığa “Bir gün rüyana girerim.” dediğinde sevincinden gözüne uyku girmeyen dil hasteler vardı. Ve “Bir içim su!” diyerek hasretle sevgilinin kapısını çalarlardı. Ve emin olun o dönemlerde yaşasaydınız ve gül bahçenizden bir saba yeli geçseydi, ateş kesilirdi.

          Şimdi durup düşündüğümüzde aslında ne çok şey kaybettiğimizi görüyoruz. Ve halimize üzülemiyoruz bile. Kaybettiğimiz şeyler artık bize çok uzak geliyor. Artık ne şiir meclislerinde gazeller okunuyor ne şiir meclisleri kuruluyor, ne de mektupların sonuna hasretle azade bir mısra iliştiriliyor. İnsan; hisseden, anlayan, üzülen hüzünlenen bir varlık olmaktan çok, beslenip uyuyan, çalışan, unutan mekanik bir varlığa dönüyor sanki. Manevi hayatımız ve zamanda yaptığımız manevi yolcuğumuz ağır yaralar alıyor böylece.

         Belki hala geç kalmamışızdır bir şeyleri değiştirmek için. Belki hafızamıza alacağımız birkaç beyit, anlamak için çaba sarf edeceğimiz birkaç mısra, bizi eskiye sadık gençler haline getirebilir.

          Belki eskiden olduğu gibi şimdi de duyarız bülbülün içli ötüşlerini geceleyin. Belki günün birinde bir gazelde rastlarız kendimize. Yorulduğumuz, hayata anlam veremediğimiz bir anda yeniden hayat ümidimiz olur eski edebiyatımız.

         Ama ne yazık ki tatmadan bilemiyoruz bir şiirin lezzetini. Ve o lezzet hiçbir şey kaybetmiyor kendinden, ama biz sıkıcı hayatımızda, çizdiğimiz çerçevelerin arasına sıkışıp kalıyoruz. Oysa her beyitte farklı bir tat, her gazelde farklı bir ülkenin anahtarı gizlidir. Her manada ayrı bir derinlik, her derinlikte kişinin kendisine özgü bir alt sınır sezilir. Dimağınızın dayandığı ölçüde, vurgun sınırına kadar inersiniz.

          Fuzuli’nin rindane ve lirik söyleşinden sıyrılıp Baki’nin düşünce ve fikir dünyasına, oradan da Galip Dede’nin tasavvufi yolculuğuna çıkabiliriz. Nedim’in şarkılarında lale devrinin eğlence meclislerini görüp, oradan Muhibbi’nin, Nefi’nin ve birçok şairin hiç girilmemiş esrarengiz dünyalarına tanık olabiliriz. İstemek ve hissetmek yeterli olacaktır manevi bir dünya turu için.

          Eski edebiyatımıza yapılan yersiz eleştirilerden ve haksızlıklardan sonra belki savunma adına güzel bir yazı olmuştur “Eski Edebiyat Tutkusu”. Unutmayalım ki anlamadan eleştirmek, önyargılı davranmak her zaman insana olumsuz sonuçlar getirir.

           Eğer bizler insan olduğumuzu ara sıra hatırlamak istiyorsak geçmişi ısrarla unutmamalıyız ve eski edebiyatımıza sadık kalmalıyız. Bir tutkudur divan şiiri, onun kollarına kendimizi bırakarak yaşamayı yeniden öğrenebiliriz. O, bizi doğru yola götürecektir.

           Eh, ne de olsa  *“Biz bülbül-i muhrik-dem-i gülzâr-ı firâkız.”  Sabâya sorun ki nasıl ateş kesilmede diyarımızda…

 

 

Doğan KARA

 

 

               *Biz ayrılığın gül bahçesinde yanık ve ateşli şakıyışlarla meşgul olan bir bülbülüz.  


516 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 40 Puan Verildi
 Kaynak :  Doğan KARA

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 4
 Bugün : 91
 Dün : 76
 Toplam : 115721
 Ip No : 35.175.180.108
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.