Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Deneme - HASRET / Nesrin ÇAPUTCU - Yeni Kalemler
   
 HASRET / Nesrin ÇAPUTCU

HASRET / Nesrin ÇAPUTCU
 Yazı Boyutu

 Tarih : 20.06.2011 - 20:16:01


Telli turnam selam götür sevdiğimin diyarına/ Üzülmesin, ağlamasın belki gelirim yanına/ Hasret kimseye kalmasın, sevdalılar ayrılmasın/ Ben yandım eller yanmasın, sevdalılar ayrılmasın

 

HASRET / Nesrin ÇAPUTCU

 

Telli turnam selam götür sevdiğimin diyarına

Üzülmesin, ağlamasın belki gelirim yanına

Hasret kimseye kalmasın, sevdalılar ayrılmasın

Ben yandım eller yanmasın, sevdalılar ayrılmasın

 

Asırlardır bu ve buna benzer türkülerle acısını dindirmeye çalıştı sevenler, hasret çekenler, sevdiğinin yolunu gözleyip gözyaşı dökenler… Teselliyi dertli bir türkünün nağmelerinde buldular. Kimi zaman gözyaşları içlerine aktı da kimseler görmedi, hissetmedi. Hasretler yürekler yaktı da dile gelmedi.

 

Ne gelinler, ne sevdalılar geldi geçti Anadolu’muzdan. Ne sevdaları bağrında büyüttü bu topraklar. Ne Ayşeler, ne Fatmalar bastı bağrına… Gözyaşı doldu taştı çoğu zaman derelerimiz. Hasret çekenler çileli gözleriyle baktılar dağlara da bu acıya onlar bile dayanamadı.

 

“Hasret nedir, sevgi nedir” sorusunun cevabını başka bir diyarda aramaya lüzum yok. Hasreti Anadolu gelinlerinden daha iyi kimse bilemez. Fedakârlığı, sadakati, yol gözlemeyi en iyi bilenler onlardır. Bilip de söyleyemeyen, hissedip de yüze vuramayan…

 

Kimi zaman tarlada görürüz onları, kızgın güneşin altında toprak çapalarken. Kimi zaman yıkık bir köy evi mutfağında yemek başında, kimi zaman derede çamaşır peşinde. Ama nerede olurlarsa olsunlar, yüreklerindeki hüzün de onlarladır. Aslında en iyi tiyatrocu onlardır. Kalpleri kan ağlarken sahneye gülerek çıkarlar. Seyirciye hiçbir şey hissettirmemek için ellerinden geleni yaparlar. Sevmek budur, çünkü onlar aşkı şehir kadınları gibi göstere göstere yaşayamazlar. Sevgileri el değmemiştir, sevgileri yüzünden çektikleri çile de… Bu sebeple susarlar ve aşkı tiyatro oynar gibi yaşarlar.

 

Dertlerini paylaşacağı kimsesi yoktur, dağlarla çevrili bu küçük köyde. Ne bir telefon, ne bir radyo… Sevdiğinden haber verecek tek vasıta, ta uzaklardan geldiğine inandığı o beyaz kanatlı kuştur. Yıldızlardan, kuşlardan, güneşten medet umar adeta. Yalvarır her bir yıldıza sıcak yaz gecelerinde. Sonbaharda rüzgâra döner yüzünü, belki yüzüne değen rüzgâr sevdiğinin de yanına uğramıştır diye. Ellerini başının altına koyar, uzanır yatağına, gözlerinden dökülen yaşlar yastığını ıslatır. Hüznü baktığı tavanı deler geçer ve hayal eder kendisinden binlerce kilometre uzakta olan sevdiğini. Onun yanında olmayı geçirir içinden mahcubiyetle. “Ne yapıyordur acep şimdi?” der kendi kendine. “Uyumuş mudur şu anda, o da beni düşünüyor mudur? Yoksa bitmeyen işler içinde kaybolup gitmiş midir?” Sonra, kendisini sevdiğinden ayıran, aralarına derin hasretler koyan ülkeye, Almanya’ya, lanetler yağdırır. “İstemiyom…” der köyünün şivesiyle, “…para pul istemiyom ben.”

 

Sayısını şaşırdığı daha kaç uzun gece geçer böyle habersiz. Almanya’ya olan öfkesi arttıkça artar. Sevgisiyle öfkesi yarışmaktadır adeta. Bu küçük köy, onu sıkmakta, bunaltmaktadır artık. Derdinden anlayacak, onu teselli edecek kimsesi yoktur yıldızlardan, bulutlardan, kuşlardan başka… “Sizler de olmayaydınız…” der içini çeke çeke, “…sizler de olmayaydınız ne yapardım ben?” Ağıtlara özdeş türküler yakar mahzun sevdası için, hiçbir zaman karşılık bulamayacağı mektuplar yazar. Bu mektuplar ki, romanlara sığmayacak güzellikte içli yürek atışlarını saklar, sırdaş olur sonsuza kadar.

 

Günler böyle gelip geçer ardı ardına. Hasretle büyütülen bir sevgiyle ve biraz da öfkeyle. Öfkelidir, çünkü son mektubu alalı bir seneyi geçmiştir. “Geleceğim” denilen gün o kadar eskimiş,  o kadar gerilerde kalmıştır ki… Bir yığın yalanın sıralandığı mektuplarla birlikte, sevdiğine olan inancını, güvenini de ateşe atıp yakar gelin. Artık gözyaşları, aldatılmışlığın acısını akıtır sessiz çığlıklarla. Yıllarca tek başına, sevgisini büyüten gelin, çilesini de bu kadar ustaca büyütebilecek midir acaba? Belki bir başkası yaşayamazdı bunca acıyı yaşadığında. Ama Anadolu kadını için söylenemezdi bu. Anadolu kadını, Anadolu gelini, sevgiyi, fedakârlığı temsil ettiği gibi gücü de temsil eder. Aşkı gibi öfkesi de içindedir, kimseler bilemez. Gözlerinden akan yaşlarda çaresizlik yoktur. Ağlayışında bile soylu bir çilenin nasıl yudum yudum içildiğini görür ve hayran kalırsınız. İçin için bir yanıştır bu ki, şikâyet yoktur, isyan yoktur onda; gittikçe içe doğru derinleşen, mütevekkilâne bir duruş vardır… Ne çocuklarına, ne de başka birine hissettirmez acısını, sevgisi gibi…

 

Hem annedir, hem de baba. Bir babanın koruyuculuğu ve bir annenin şefkatini taşır durur yorgun omuzlarında. Akşam evden gelen de odur, evde yemek hazırlayıp çocuklarını doyuran da o. Tarlada ekin eken de odur, evde dikiş diken de.. Her iki rolü de başarıyla oynar. Bazen bir babadan daha güçlüdür çocuklarını korumada; bazen bir anneden daha şefkatlidir çocuklarının derdine derman olmada. Dostluğu simgeler, gücü simgeler, sevgi ve şefkati simgeler.

 

Yıllar eskitemez onu,  meydan okur bütün varlığıyla. Yıllar geçtikçe kalbindeki ateşi küllenir, sönmeye yüz tutar. Köylerde adettir; bir kız gelinlik giyip çıktığı eve bir daha geri dönemez. Başına geleni çeker, çilesini doldurur; boşanma yoktur lügatinde. Susmaktan ve kaderine boyun eğmekten başka çaresi yoktur. Bu yüzden, biten aşkının yerini sadakat alır.

 

Artık cam önünde oturup koca yolu beklemek, dam üstüne çıkıp yıldızlardan haber sormak çok gerilerde kalmıştır. Kabullenmiştir başına gelenleri; yokluğu içine sindirmek belki bir ömre mal olmuştur, ama sonunda yaraları da kabuk bağlamıştır. Uzaklardan gelen kuşlara haber sormaz, hatta kuşları görmemek için sımsıkı yumar gözlerini, kabuk bağlayan yaralarının yeniden kanamasını istemez. Çünkü bu yaranın kapanması bir ömre bedel olmuştur.

 

Kim bilir, belki kafasını kaldırıp kuşlara baksa, yarasının açılmadığını fark edebilecek. Bir cesaret edebilse, anlayacak ne çok şeyleri unuttuğunu ve hasretinin eskisi kadar can yakmadığını. Ve anlayacak nihayetinde, onsuz da yaşayabildiğini; bağrına taş basarak ayakları üzerinde durabilmeyi öğrendiğini, gözlerindeki yaşların buz tuttuğunu ve artık ağlamadığını…

 

 


  Editör :  Rıdvan GÖK

618 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 10 Puan Verildi
 Kaynak :  nesrin

 Kategori ¬ Deneme

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 89
 Dün : 76
 Toplam : 115719
 Ip No : 35.175.180.108
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.