Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
İnceleme - MEDENİYETİN ÖZÜ / Esra AKTAŞ - Yeni Kalemler
   
 MEDENİYETİN ÖZÜ / Esra AKTAŞ

MEDENİYETİN ÖZÜ / Esra AKTAŞ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 19.06.2011 - 20:16:22


Savaşın acı manzaralarıyla dolu bir Ankara sokağı.. Bozkırın o kuru, serin serin esen rüzgârını iliklerine kadar hissediyor bir millet bekçisi.. İncecik bir ceket, solmaya yüz tutmuş teninde..

 

 
MEDENİYETİN ÖZÜ / Esra AKTAŞ*  
 

Savaşın acı manzaralarıyla dolu bir Ankara sokağı… Bozkırın o kuru, serin serin esen rüzgârını iliklerine kadar hissediyor bir millet bekçisi… İncecik bir ceket, solmaya yüz tutmuş teninde… Evet, üşüyor; elini cebine attığında iki lirasının madeni sesi çalınıyor kulağına, paltosu yok evet… Ama dimdik alnı, günleri baltalayan bu asırlık ıstıraba karşın dimdik… Etraftan bihaber, adımlarının esiri olmuşken, derinlere bakan gözlerinden geçiyor acı hatıraları…

Hayatının farkına vardığı o yıllarda tek kanadının kırılışı: babasının yitip gitmesi avuçlarından… Yeni başlangıçlara “Merhaba” derken al alevlerin içindeki haykırışlar ve yoksulluğun sarıp sarmaladığı hayatı gözlerinin önünden geçti  “film şeridi” edasıyla…   

Köşeyi döndüğünde aksolmuş bedenini görüyordu sisli bir aynada; gözlerinde yıllanıp demlenmiş hüznün, mutluluk kırıntılarının izleri, ak düşmüş saçlarıyla bütünleşmiş, yaşlandığını haber veriyordu kendisine… Evvel zamanların bir yerlerde kilitli kalmış ünlü güreşçisi gözlerinde silik bir hatıra şimdi. Dizlerini yere vuruyor, zafer yumruğunu göklere kaldırıyordu yüce pehlivan. Ve kalbini kıpırdatan o sesler; kulaklarında… Uğrunda can vereceği o Kur’an-ı Kerim nağmeleri… Anın farkındalığına düştü ve gözlerini ayırıp geçmişinin aynasından usulca devam etti mücadele yoluna: ”Ey gölgeden ümmid-i vefa eyliyen insan! Kaç gün seni hatırlayacaktı şu karaltı?”  
 

Yağmur başlamıştı… Çisil çisil yağarak yeri değil, yürekleri ıslatıyordu. Gökyüzü, koyu karanlık bulutlarını saçmıştı etrafa. Bu, fırtınanın habercisiydi… Etraf düşmanlık kokuyordu. Bir şeyler yapmalıydı…

Süleymaniye Kürsüsü’nde: “Ey Türk halkı!” diye seslendi, önünde uzayıp giden insan seline… ”Bir parça kımıldan, diyorum, mahvolacaksın! Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz.”   Yürüyordu… Arabistan’ın tarih kokan sokakları… Kafasını çevirdiğinde Çanakkale‘nin mahşerî kızıllığıyla yüz yüze geldi. Alev deryasına dönmüş vatan toprağı ölü püskürtüyor. Etraf, Bedr’in arslanlarına, Mehmetçiklere, Kınalı Hasanlara kirli emellerin uzandığı cehennem yerine dönmüş… Alçaklara inat, ”Ana ben gidiyorum!” türküsüyle yeri göğü inletiyor Türk ordusu, milleti, kadınları, çocukları… Usulca akıveriyor vatan aşkıyla, yaşam çilesiyle yoğrulmuş yüreğinden içli bir gözyaşı… Kalbinde ve kaleminde yaşatıyor, Kılıç Aslan gibi iclâline hayran olduğu, şehit oğlunu bağrına basan Çanakkale’yi…  Aşılması zor, uçsuz bucaksız bir sokakla selamlaşıyor şimdi.

Önünde düz yollara açılan “gül-bülbül” anlayışıyla döşenmiş, mücadeleyi es geçen sapaklar vardı evet, ama karanlıktı. Havz-ı hayalinden çıkamayan suretlerle dolup taşıyordu. Komşusu aç iken yuvasında duyarsızca yatan “bizden olmayanlar”dandı onlar… Besmele çekip bu yolda gün ışığına ulaşmak için ant içti ıstırabın şairi…    Kara bulutlar çökmüştü yurduna, efkâr çöreklenmişti sisli dağına, tüten en son ocağına… Yorgunluk tadı vardı hislerde, dillerde zafer hasreti… Bir baş kaldırış, olsa bin can feda edilecekti taşına toprağına kurban olunan Türk yurdunun… Hayat belirtisi yoktu gözlerde, ama yekvücut olan kalpler vatan diye atıyordu. Mehmet’in gönlünde yatan yıllanmış sevdalısı elden gidiyordu… Beyninin derinliklerinden çekip alırken acı hatıralarını, düşüncelerinin ahengine ritim tutmuş adımları gittikçe yavaşlıyor…

Bir hayat kavşağında mücadelenin yaşattığı cehennemden nasibini almış küçük bir kız karşılıyor Akif’i ürkek bedeniyle… Savaşın izlerini bakışlarının en derininde yaşarken hayata inat bahar getiren masum gülümseyişi… Ve… İstiklâl Savaşı’nın “savaş” gerçeğiyle yüzleştiği cepheleri… Ekmek yok, cana can veren su yok; silah yok... Yamalarla birbirini tutan kahramanlık kefeni, ilik ilik olmuş haliyle kış soğuğuna karşın ayakta... Tek bir gerçek var, öyle bir gerçek ki sallar durur Osmanlının uyuyan beşiğini… Uyandırılır bebek nazlı beşiğinde ve: ”Ya istiklal, ya ölüm!” der “Hasta Adam”ı uyutan ninniler kesildiğinde… Yâd eller, kalbinde şimşek gibi parıldayan bu hisleri, gözlerindeki feri çekip alıyor, omuzlarına ağır bir yük bırakıyor… Mütevazı hayatının yaşam sancılarını sakinleştiren evine dönen sapaktan düşüncelerinin ağırlığını paylaştığı sandalyesine kavuşmak ümidiyle ilerliyor...

Gönlünü dağlayan yaralara bir nebze merhem olacak, Türk ordusunun kelimelerinin kifayetsiz kaldığı anda dili olacak haberi Hasan Basri Bey’den alıyor. Milletin bedbaht tablosunun çizileceği yarışmada, milli duyguların, vatan aşkının mısralara dökülüşüne paha biçilemeyeceğini söylerken buluyor kendini mücadele yolcusu Akif… İşte şimdi yazmalı, kalemi kâğıtla buluşturmalı… Yurt düşmanlar tarafından kuşatılmış... Türk neferi, medeniyet denilen tek dişi kalmış canavara bedenini siper etmiş zafer çığlıklarını atmayı bekliyor... Vatanı bekleyen en son nefes, kanını toprağa içirmeden, düşmanın başına dünyayı geçirmeden bayrağımıza namahrem eli dokundurtmayacak... Beyninde cereyan eden bu vatan sevdası, tüm bedenini adeta esir almış… Ellerini zapt edemiyor ve o yüce mısraların döküldüğü kalemi kavramış; hainlere inat, yokluğa inat parmakları kâh kâğıda kâh duvara çarpıyor, düşmanın kanlı pusudaki hainliğiyle savaşırcasına yazıyordu… Silah, kaleminin emrinde dizelere, toplar hayat söndürme aşamasında noktalara varıyor; Akif’in milletine yapılan haksızlığı sorgulamasıyla sorulara dönüşüyor, kâinata hesap soruyordu. Mukaddes topraklar altında binlerce kefensiz kahraman Türk askerinin salâvatıyla dile geldi, yiğit Türk ordusuna zaferi müjdeledi; milletin lâl olmuş diliyle duvarlara sığamadı Usta Akif’in kalemi… “Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak!”    Artık marştan başka bir şey düşünemez, duyamaz olmuştu… Evde, sokakta, camide sadece marş vardı düşlerinde ve bir mart günü saat 17.45’te Türk ordusunun, Türk milletinin yarasını sardı, derdine derman oldu Akif’in mısraları. Gururun, onurun arşı Usta Akif’e aitti  “İstiklal ’in Haykırış Türküsü”…  

 Yine cebinde iki lirası, sırtında tel tel olmuş ceketi; son sapaktaydı… Eli karnında adımlarını zar zor taşıyordu bir sonraya… Artık yorulmuştu, hastalıklar yakasına yapışmış, hayatla arasına aşılmaz duvarlar örüyordu. “Ey Müslüman cemaat! İslam’ın son mültecâsı olan bu güzel toprakları, düşman istilası altında bırakmayalım!”… Yüreği rahattı ama… Leyla’sına kavuşmak isteyen Mecnun misali umuduyla kalbinin bir yarısı İslamiyet’le diğer yarısı Türk milletini tüm dünyanın şahitliğinde randevulaştırmıştı. Usulca yürüyordu nice şehit oğlunun “Akif Akif!“ diye haykırışlarıyla sonsuzluğa… Dizleri üstüne çöktü, Safahat’in safhaları geçiyordu dize dize gözlerinden ve: ”Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırmasın!” diyerek emanet etti sevdalısını Türk milletine… Yamaçlar aşılmış; güneşin doğuşuna değmiş avuçlarıyla sıkı sıkı tutmuş yârini; al kuşaklara bürüyüp, ellere gelin etmemişti… İman dolu kalbi, dilinde sureleri, kalbinde dolup taşan vatan ihtirasıyla yükselerek arşa değmişti başı…

Tüm dünyaya şanlı dalgalanışıyla ”Türk’üz!” diye haykıran nazlı hilâle ritim tutmuş Bağımsızlık Marşı’mızın, kalbimizin en derininden dilimize dökülüşü, onun unutulmadığının resmidir. Mevlana’nın, Yunus Emre’nin attığı tohumla yeşeren Hakk’ın kulusun sen… İstanbul’un sevdası Fatih’sin; Göktürk’sün yurdu Çin esaretinden kurtaran; Oğuz’sun Metehan’sın; sen bir Mustafa Kemal’sin zulme alkış tutmayan şair… Sen ki kapalı kapılar ardında birkaç hayâsız kalemin antlaşmasıyla kapanan Anadolu kapılarını, kurtuluş mücadelesiyle ebediyen bedhah plânlara kilitleyen, Anadolu’nun tapusunu müjdeleyen yüce sözcüsün… “Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal”…

Unutulmadın ıstırabın şairi, emanetin canını feda ettiğin Asım’ın neslinde… İstiklal Marşı’mızın her söylenişinde dilimizde bir Fatiha’sın, kükreyen sesini her duyduğumuzda kalbimizde bir kımıldanış, uzunca bir yolsun beynimizde…  Anlıyoruz seni Ulu Çınar, anlatıyoruz nice Akif’lere… Yolun önümüzde bir kitap gibi açık seçik, sen dilimizde Bağımsızlık Marşı’sın, ey  “ Medeniyetin özü!”…

-------------------------------------

 *Ordu Atatürk Anadolu Lisesi Öğrencisi

 

 


  Editör :  Rıdvan GÖK

773 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 15 Puan Verildi
 Kaynak :  esra aktaş

 Kategori ¬ İnceleme

  Yorum ( 1 )   

 R.Gök

Tarih : 20.06.2011 11:59:36  

  Alkışa değer...

Kayıtlı İp: 88.231.245.52


Bir liseli olarak Mehmet Akifi böylesine anlayabilmeniz ve onun mukaddes çilesini böylesine derinlemesine hissedebilmeniz gerçekten alkışa değer. Bu miletin layık olduğu kutlu yarınlar sizlerle gelecektir. Yolunuz açık olsun...
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 29
 Bugün : 92
 Dün : 85
 Toplam : 74724
 Ip No : 54.161.49.216
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 5.9944 6.0052
  Euro 5.4057 5.4415
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.