Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Röportaj - KİTAPLAR IŞIĞINDA MÜLAKAT / Meryem COŞKUN - Yeni Kalemler
   
 KİTAPLAR IŞIĞINDA MÜLAKAT / Meryem COŞKUN

KİTAPLAR IŞIĞINDA MÜLAKAT / Meryem COŞKUN
 Yazı Boyutu

 Tarih : 13.06.2011 - 20:17:03


Bir pazar sabahı Gündüz Vassafın bir kitabını bulma arayışı içinde, çok sevdiğim Cevdet abinin dükkânına girdim. Bir sürü kitabın ve kitaplara gerektiği değeri verebilen bu insanın yanında, aradığım kitabı unutup muhabbete dalmışım..

 

KİTAPLAR IŞIĞINDA MÜLAKAT / Meryem COŞKUN

 

Bir pazar sabahı Gündüz Vassaf’ın bir kitabını bulma arayışı içinde, çok sevdiğim Cevdet abinin dükkânına girdim. Bir sürü kitabın ve kitaplara gerektiği değeri verebilen bu insanın yanında, aradığım kitabı unutup muhabbete dalmışım…  O koyu muhabbetin içinde, birden;  “ Karşımda böyle bir insan varken niye onunla mülakat yapmıyorum?’’ diye düşündüm ve soracağım soruların heyecanı, alacağım cevapların merakı içinde kalemime sarıldım. Cevdet abiye isteğimi dile getirip-kabul gördükten sonra-hemen sorularımı yöneltmeye başladım.

—Kendinizi biraz tanıtır mısınız?

—İsmim Cevdet Gölcü, hukuk fakültesi mezunuyum, gördüğünüz gibi kitapçılıkla uğraşıyorum.

—Hukuk mezunu olduğunuz halde neden bu meslek, kitapçılıkta size daha cazip gelen nedir?

Hafif bir tebessümle elini kitaplara uzatıp:

—Bütün caziplik bunlarda. Onları çok seviyorum. Hukukçuluğa gelince; hukuksuzluğun diz boyu olduğu bir ülkede, hukukçuluk yapmak istemedim. Hukukta bahsedilen o özgürlüğü, adaleti kitaplarda buldum. Bu yüzden bu mesleği tercih ettim.

Bana garip gelen bu olay, onu hiç rahatsız etmiyor, hatta mutluluk veriyor olmalıydı ki; gözleri büyük bir memnuniyetlik ve kendinden emin bakışlar fırlatıyordu. Herkesin büyük bir arzuyla girmek istediği bu fakülteden mezun olup da o taraflarda hiç dolaşmaması durumunun özünü hala algılayamamıştım.

— Bu mesleği hukukçuluğa tercih etmenizden, bu mesleğin sizi ekonomik olarak da tatmin ettiği bağıntısını çıkarabilir miyiz?

—Benim tercihimin maddiyatla hiçbir alakası yok. Bence biz, bütün insanları kör olan bir ülkede, gözlük satan bir dükkân gibiyiz. Bu yüzden ekonomik rahatlığımız ne kadar olabilir?

Artık tatmin olmuştum ve duygularım hayretler içinden hayranlığa doğru kayıyordu.

—Pekâlâ! Kitaplara dönelim. Aslında en çok merak ettiğim şey bu; halkımız ciddi anlamda kitap okuyor mu?

—Paranın okumaktan çok önce olduğu bir yerde insanlar ne kadar okuyabilir? Geçim derdinin ön planda olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Bunun yanında insanlar kitaplara göstermeleri gereken değerlerini yitirmişler, yani insanlar kültürlerini arka plana atarak hayatlarını idame ettiriyorlar. Bu yüzden insanlar kitap okumuyor, okumadıkları gibi okuyana da değer vermiyorlar.

Cevdet abi bunları söylerken yüzünde öyle bir kızgınlık ve kırgınlık vardı ki, bunu herkes kolaylıkla okuyabilirdi. Onu bir konudan biraz uzaklaştırıp başka konulara dalmak istedim.

—Sizce okumamanın nedeni nedir? Herkesin dilinden düşürmediği ‘’pahalılık’’ olabilir mi?

Bana bir hâkimi anımsatan gülüşüyle:

—Hayır, aslında kitaplar pahalı değil. Ortalama okunabilecek bir kitap beş-on lira arasında değişiyor. Günlük bir paket sigara içen biri, dört günlük sigara yerine çok rahat bir kitap alabilir. Ayrıca ikinci el kitap satımından özellikle öğrenciler çok ucuza kitap alabilirler. O da olmazsa birçok kitapçı kiraya kitap veriyor ekmek fiyatına, bunlardan yararlanabilirler. Etik olarak karşı olduğum korsan kitaplardan dahi faydalanabilirler. Yeter ki okumak istesinler, yani okumamak için kitap fiyatları mazeret sayılmaz.

—Korsan kitaplara karşıyım, dediniz. Korsan kitap satımı sizce hangi anlayış dâhilinde yapılıyor?

—Hangi anlayışa ve hangi doğruya girdiğini tahmin edemiyorum. Bir insanın, tabiri caizse, ‘’el emeği göz nuru’’ yaptığı, meydana getirdiği eseri bu kadar insafsızca harcamak benim hiçbir mantık çerçeveme sığmıyor. Ama artık bunu engellemek gittikçe zorlaşıyor. Ben bu konuda kendime düşen görevi yapıyorum, yani korsan kitap satmıyorum.

Cevdet abinin gözlerindeki pırıltı sönmemiş hala neşe saçıyordu etrafa. Bu kadar olumsuz olaylara karşı onu ayakta tutan ve direndiren tek şey kitaplara olan sevgisi olsa gerekti. O böyle onurlu bir yürekle anlattıkça ben kendimden ve insanlıktan utanıyordum.

—Biraz da müşterilerinizden bahsedelim. Dükkâna gelen insan profilleriniz nasıl? Yani ne tür insanlar nasıl kitaplar almak için geliyorlar?

—Genellikle öğrenci kesiminden ders kitabı mahiyetinde almak için geliyorlar. Ders kitabı olmasa da öğretmenlerin tavsiye ettiği kitaplar alınıyor, bu liseler için de üniversite için de geçerli. Halktan da genellikle, yemek, dua ve rüya tabirleri gibi kitaplar rağbet görüyor. Akademik çevre ve memur kesiminden fikir ve roman tarzı kitaplara bir eğilim var ancak.

Muhabbetimiz iyice koyulaşırken çaylarımız geldi. Çayın bu dükkânın vazgeçilmez bir elemanı olduğunu bildiğim için yadırgamadan yudumlamaya başladım…

—Sizce, Türkiye’deki kitaba ve okumaya verilen değeri diğer ülkelerle kıyaslayacak olursak, sonuçlar iç açıcı mı?

—Avrupa topluluğu ülkelerinde yaşayan bir insan kitap için yıllık 42 pount harcarken, Türkiye’de bu rakam 1 poundun altındadır. Yine Avrupa ülkelerindeki bir insan günlük ortalama 22 dakikasını okumaya ayırırken, Türkiye’de bu rakam 19 saniye gibi çok komik bir zaman dilimindedir. Bu istatistik bilgilere göre takdiri size bırakıyorum.

Bu rakamlar çok korkunçtu. Avrupa’yla Türkiye arasındaki gelişmişlik farkını bunlar gayet açık bir şekilde ortaya koyuyordu.

Cevdet abinin söylediği bu rakamlara inanmak istemiyor olacaktım ki, iyi bir şeyler duyma ümidiyle bir çıkış yapmayı denedim:

—Bahsettiğimiz, Türkiye’deki bu okuma seviyesi, umarım sadece kitaplar için geçerlidir!

Nerdeyse yarılamış olduğu çayını yine o farklı tebessümüyle karıştırmaya başladı. Onun da bu rakamları sevmediği anlaşılıyordu ve bana yine olumlu şeyler söylemeyeceğini de kestirebilmiştim.

—Hayır! Bu sadece kitaplarda değil, gazete gibi sürekli yayınlarda da geçerli. Yine çok ilginç rakamlar vereceğim; 140 milyonlu nüfuslu Japonya’da günlük gazete tirajı 68 milyon iken, Türkiye’de çanak, çömlek vererek ancak 4 milyonu zorluyoruz. Yine sekiz milyon nüfuslu, Azerbaycan gibi Türkiye’den geri sayılan bir ülkede dahi bu rakam dört milyonun üzerinde durmakta. Takdir yine sizin…

—Ne yalan söyleyeyim ki, bu kadarını beklemezdim, bu rakamlar dehşet verici. Ama bunun bir sebebi olmalı, bu yozlaşma öyle durup dururken çıkmış olamaz.

—Zaten birdenbire olmadı. Ülkemizde Avrupa’da yani genellersek Türkiye dışındaki gibi kültür devamlılığı oluşturulmamıştır. Harf inkılâbıyla, aydın olan insanlar bir gecede cahil konumuna düştüler. Kültür ve hazinemiz olan kitapları vagonlarla hurda, kâğıt olarak kendi ellerimizle Avrupa ülkelerine sattık. Yani kültür miraslarımıza böyle sahip çıkarsak, işte böyle kültürsüz bir nesil yetiştiririz. Ayrıca bence televizyonun da çok büyük etkisi var. Türkiye’de bir insan televizyon karşısında ortalama 4,5 saat harcarken, Avrupa’da bu 3 saate, Japonya gibi gelişmiş bir ülkede 2 saate indirgenmiştir. İnsanlarımız kültürü televizyon etkileşimleri ile almaya çalışmakta bundan dolayı sonuç herkesin gördüğü gibi “tele voleci” bir toplum!!!

Çayını masaya koydu ve kendinden emin gayet doğal bakışlarla yüzüme baktı, bu rakamlar beni umutsuzluğa sürüklemişti yine kendi cehaletime kızıp bu rahat insanın karşısında dahi utanıyordum. Tüm bunların bu beklemediğim rakamlardan olduğu belliydi. Ben yine ümitlenip zoraki sormak istedim.

—Bu yozlaşmayı ortadan kaldırmak için insanların neye ihtiyacı var?

—Tek çözüm yolu yine okumakta! Türkiye’de %99’u Müslüman olan bir ülkede yaşıyoruz. Dinimizin ilk emri “Oku” , “Yaratan rabbinin adıyla oku”  ile geliyor. Din insanlara ilk emir olarak “okumayı” tavsiye ediyor. Bir toplumun değişmesi için okumanın önemine vurgu olarak bu ayetlerin inmesi ardından gelen ayetlerin de yazma üzerine olması çok enteresandır. Örneğin Kalem suresinde “ İnsanlara kalemle yazmayı öğretti.” Ayeti ilk emrin akabinde gelmektedir. Bir toplumu değiştirmeye ve onu düzeltmeye istekli insanlar o toplumu ancak okuma yazma ile düzeltebilirler.

Yine bakışları keskindi, hiç yutkunmadan konuşmasına devam ediyor hiç kimseden onay istemediğini gösteren mimikleriyle emin konuşuyordu.  

—Pekâlâ, biz gençlere okumak ve sevgisi nasıl aşılanabilir?

Gülümsedi ve bize birer çay daha söyleyip devam etti konuşmasına:

—Aslında bu işi küçük yaştayken yapmalıyız, küçükten eğitilen bir insan kazandıklarını gençliğinde de, yetişkinliğinde de devam ettirir.

—Öyleyse çocuklardan bahsedelim, neler yapmalıyız?

—Küçüklerin ellerine Barbie bebekler ve tabancalar vermek yerine boyama kitapları, resim kalemleri, kâğıtlar vererek çocuğun eğitime hazırlanması gerekmektedir. Burada da takdir edersin ki, en büyük görev anne - babalara düşmektedir. Okul çağına gelen  çocuğun eline -okusun okumasın- kitap verilmesi, çocuğun kitaba daha yakın olmasını sağlar.

Bir yudum çayla durakladı, biraz soluklanıp heyecanından hiçbir şey kaybetmeden devam etti.

—Çocuk dersleriyle ilgilenirken dahi, ona dersten daha tatlı gelebilecek masal kitapları okumak çocuğun dağılan motivasyonunu da düzeltir. Çocukları kütüphanelere ve kitapçı dükkânlarına götürerek oradan kitap alma yolunu öğretip, teşvik etmeliyiz. Çocuğun kendi kitaplığını oluşturmasına başlangıç olacak bir kitap almasını ebeveyn sağlamalı. Okullarda ise ezberci bir eğitimden çok çocuğun bilgiye ulaşması için araştırmaya gidecek yolların öğretilmesi gerekir.

Bir hayli yorulmuştu kendisini daha fazla zorlamak istemediğimden son sorumu yönelttim.

—Bu mesleği tercih etmek isteyenlere tavsiye eder misiniz?

—Mesleğim benim için çok özel, kitapları gerçekten seven, onlarla dost olan ve “ekonomik boyutunu gözardı” edebilirim diyen herkese tavsiye ederim.

—Bana verdiğiniz tüm bilgiler için çok teşekkür ederim, bir o kadar sıkıntının içinde bana zaman ayırdığınız için de çok teşekkür ederim.

Emin ve keskin bakışlarla gülümsedi ve kitapları gösterip:

—Bu hazinelere gerektiği değeri veren herkese ayıracak kadar çok zamanım var. Rica ederim,  kapım öğrenmek isteyen gençlere her zaman açık.


  Editör :  Rıdvan GÖK

472 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 10 Puan Verildi
 Kaynak :  meryem

 Kategori ¬ Röportaj

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 10
 Bugün : 42
 Dün : 69
 Toplam : 68199
 Ip No : 54.166.245.10
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.7207 4.7292
  Euro 4.3035 4.3320
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.