Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Hikâye - SUSKUN ŞEN SOKAK / Serpil AKDENİZ - H. Esra GÜLEÇ - Yeni Kalemler
   
 SUSKUN ŞEN SOKAK / Serpil AKDENİZ - H. Esra GÜLEÇ

SUSKUN ŞEN SOKAK / Serpil AKDENİZ - H. Esra GÜLEÇ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 30.05.2011 - 20:18:53


Tan yeri ağarıyordu. Güneş, birazdan bütün güzelliğiyle karşıdaki çıplak tepelerin ardından doğacaktı. Artık kalkmam gerekiyordu. ...

 

 
SUSKUN ŞEN SOKAK / Serpil AKDENİZ- H. Esra GÜLEÇ

      Tan yeri ağarıyordu. Güneş, birazdan bütün güzelliğiyle karşıdaki çıplak tepelerin ardından doğacaktı. Artık kalkmam gerekiyordu.

Ve güneş doğuyor. Dünya kurulduğundan bu yana nasıl doğuyorsa, öyle. İlahi Kudret’in verdiği o muazzam ahengi bir kere daha sergileyerek… Güneşin bu şekildeki doğuşunu izlemek, insanı öyle derin hayallere sürüklüyor ki... Sanki hayata yeniden başlamış gibi hissediyorsunuz kendinizi. İçinizde, o günün son derece güzel geçmesini, hatta her şeyin güneşin aydınlığı kadar belirgin ve pürüzsüz olmasını, dayanılmaz bir özlemle arzulayan bir ümit kuşu şakıyıp duruyor.

Okula gitme zamanıydı. Neredeyse onu bile unutacaktım. Çarçabuk hazırlanıp odadan çıktım. Çoğu sabahlarda olduğu gibi kahvaltıyı beklemeyecektim.

Sokaktayım.

Bizim sokak yine her zamanki sessizliğinde… Okula giden benden başka hiçbir kimse görünmüyor. Burada duranlar genelde, orta ve üzeri yaşlardaki insanlar. En küçükleri benim. Buraları her zaman sessiz ve sakin olur. Diyebilirim ki; ilçe merkezindeki, yıllardır değişmeyen ve hep sessiz olan tek sokak burasıdır. Sokağımızın adı ise kendine hiç mi hiç uymaz: Şen Sokak…

Sokağın içinden bir defa geçip de adını öğrenen herkes, kendini tutamaz, gülmeye başlar. Burada durduğum halde, ara sıra benim de içimden gülmek gelir. Ama burası, yıllar önce cıvıl cıvıl, şen şakrak bir yermiş. Eğlence, o zamana göre, her türünden bulunurmuş. Kasabı, bakkalı, manavı… Her şeyi varmış. Her taraftan çocuk sesi yükselirmiş. Ya şimdi? Kala kala bir emektar bakkal Hacı Amca kalmış. Zaten bunların hepsini bana o anlatmıştı. O anlatırken, kendimi hep o güzel günlerin içinde düşlerim. Bir de öyle ballandıra ballandıra anlatır ki Hacı Amca... Şen Sokak’ın, şen sakinlerini, günden güne büyüyen bir özlemle, tekrar tekrar yaşayarak... Hacı Amcayı dinleyip de o günlerde yaşamayı istememek elde değil.

Mesela şu köşede Kasap Muzaffer varmış. Tam şanına yakıştığı gibi iri yarı, pala bıyıklı bir adammış. Sinirli mi sinirli, aksi mi aksi. Mahallenin bütün çocukları kaçarmış ondan. O da pek sevmezmiş çocukları zaten. Hele et çalanlardan nefret edermiş. Eee, çocuklar da kedileri doyuracak, etsiz olur mu hiç! Alacak paraları olmayınca, çalmak için dükkâna gelirlermiş. Muzaffer Amca, yakaladığının kulağını büküverirmiş. Yakalayamadığı zamanlar ise hem çocuklar hem de kediler bayram ederlermiş. Kendi çocuğu yokmuş Muzaffer Amcanın. Bir karısı bir kendisi, dükkânın üstündeki evde otururlarmış. “Sinirliydi ya iyi adamdı” diyor, Hacı Amca ve bir ah edip “ karısı kanserden ölünce durmadı buralarda, çekti gitti köyüne. Bir daha da ne duyduk, ne gördük” diye ekliyordu.

Karşıda da Manav Hüsnü varmış. Hüsnü Amca kısa boylu, tombulca bir adammış. Kasabın tam tersi neşeli, yardımsever bir adammış.

Kasaptan kaçan çocuklar hep manava sığınırmış. Bu yüzden az kavga etmemişler kasapla. Hacı Amca burada neşeleniyor. “Saman alevi gibiydi kavgalarımız. Sabah tartışır, akşam sinemada aynı tabaktan çekirdek yerdik” diyordu. Hüsnü Amcanın bir kızı, bir de oğlu varmış. Karısı oğlunu doğururken ölmüş. Karısı ölünce çocuklarla ilgilenmek Hüsnü Amcaya düşmüş. Gözünden sakınarak büyütmüş çocuklarını. Kızı, üniversiteyi bitirince evlenmiş, Almanya’ya yerleşmiş. Oğlunu da göndermiş üniversiteye ya, o okuyamamış. Siyaset işlerine takılmış. Bir sokak kavgasında öldürülmüş. Hüsnü Amca da üzüntüsünden felç geçirmiş. Kızı da almış, Almanya’ya götürmüş babasını.

Bir de muhtar amca varmış. Yıllarca bu mahallenin muhtarlığını yapmış. “Mahalleyi iyi çekip çeviriyordu. Çok derdini çekmedi bu mahallenin. Zavallı adamın saçlarını ağarttık.” diyordu Hacı Amca ve bir kahkaha atıyordu. Muhtar Amca gençken istediği kızı alamayınca, başka biriyle de hiç evlenmemiş. Öyle, tek başına geçirmiş ömrünü. Belli ki, bu mahalleyi ailesi saymış ve hep bu mahalle için çalışmıştı. Vadesi dolunca da vefat etmişti.

Bu güzel nisan sabahında bunlar neden aklıma geldi bilmiyorum. Hacı Amca’nın anlattığı bu insanlar, birer masal kahramanı gibi yer etti hayalimde. Bu sokaktan her geçişimde, bu sessizlikte, o cümbüşün hayalini kuruyorum. Köşede elinde etlerle kasabı, karşımda mavi önlüğüyle manavı, kaldırımda oturan dedikoducu kadınları, ip atlayan kızları, kızların oyununu bozan erkek çocuklarını… Ve bu sokağın nasıl bu yalnızlığa itildiğini düşünüyorum. Belli ki bu sokak da arıyordu o insanları.

Ben bunları düşünürken, kendimi, bakkalın yolunu tutmuş halde buldum. Bütün bunların üstüne Hacı Amca’yı görmeden gitmek istemedim. “Karşılıklı birer çay içer, o günleri birlikte yâd ederiz” diye düşündüm. Ama bakkala geldiğimde Hacı Amca’yı bulamadım. Dükkân kapalıydı. Bu işte bir terslik olduğu kesindi. Hacı Amca, ‘saat yedi’ dedin mi açardı dükkânı. Ve saat yedi buçuk. Hızlı adımlarla Hacı Amca’nın evine vardım. Evin önü kalabalıktı. Herkeste bir telaş. Eve giren çıkan belli değil. O kalabalığı gördüğüm an kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Dizlerim titreye titreye yaklaştım eve. Bu evde neler olduğunu duymak istemediğimi bile bile, komşulardan birine ‘ne oldu?’ diye sordum. “Hacı Amca’yı kaybettik” dedi.

Yüreğime bir hançer sapladılar o an. Sanki bütün hayalleri parçalayıp attılar. Şen sokak tamamen susmuştu artık…

Cenaze arabası giderken zar zor bir duvara yaslandım. Gözyaşlarımı durdurmaya gücüm yetmiyordu. Kafamı kaldırıp sokağa baktım. Sokak da ağlıyordu. Sessiz sessiz, için için ağlıyordu. Yapayalnız kalmıştı Şen Sokak. Kafamı kaldırıp bir de gökyüzüne baktım. Nisan sabahlarına yakışır bir şekilde, pırıl pırıldı gökyüzü. Bu sabah nasıl duygularla uyandığımı hatırladım. Ve ümit kuşumun sustuğunu hissettim.

İçimde de tam bir sessizlik var şimdi. Tıpkı bu sokaktaki gibi. Derin bir sessizlik… Bir tek Hacı Amca’nın sesi kulaklarımda: “hepimiz misafiriz bu diyarda. İster bu gün olsun, ister yarın. Elbet gelecek ölüm. Elbet gelecek…”


  Editör :  Rıdvan GÖK

771 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 5 Puan Verildi
 Kaynak :  serpil-esra

 Kategori ¬ Hikâye

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 63
 Dün : 61
 Toplam : 142978
 Ip No : 35.168.111.204
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.