Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Köşe Yazısı - ÂŞIKLAR VARDI - Yeni Kalemler
   
 

Doğan KARA ¬

Doğan KARA

 ÂŞIKLAR VARDI

ÂŞIKLAR VARDI
 Yazı Boyutu

 Tarih : 25.04.2011 - 22:58:48


Aşıklar vardı: Canı için değil cananı için seven aşıklar... Aşk yolunda sevgiliden başka her şeyden geçmiş aşıklar... Mumun cezbesinde kendini kaybedip ölümü bile görmeyen aşıklar vardı... Duyulurdu sesleri; gönüldendi şikayet, aşıklık feda olmaktı..

 

ÂŞIKLAR VARDI…

 

         Âşıklar vardı... Henüz zaman işlemez, dünya dönmez iken; ezel meclisinde Sevgili’nin mutlak güzelliğine vurulmuşlardı. Aşk belasının bizzat âşık tarafından istendiği, adına Kalu Bela’da aşk dendiği ve yaratılışa da sebebiyet vermiş olan ilahi bir duyguydu tattıkları. Hüsn-i Mutlak’ı gören ruhlar, “Bela” kelimesiyle çağırmışlardı aşkı, sanki söylenecek başka söz yokmuş gibi. Onlar ki, bu mecliste Rablerinin elinden vahdet şarabını içmişler ve daha sonra da bütün ruhlar gibi etten kemikten kıyafetlere bürünerek dünyaya gönderilmişlerdi. Dünyada ayrılık orucunu tutanlar, ölümün visali ile yeniden sevgiliye ulaşacaklar, onun sonsuzluğunda kendilerini bulacaklardı. Hep olan sevgilide hiç olmak ne demektir, anlayacaklar; teslim olacaklar ve aşkın en yücesini tadacaklardı.

        Âşıklar vardı... Onlar ki; kâinattaki her şey gibi; dünya gibi, ay gibi, gökyüzü gibi, Sevgili’nin cezbesine irade ile karşı koyamayıp sema ederler; bu dönüşün kıvrımlarında ve ney’in nalân oluşlarında aşkı anlamaya çalışırlardı. Anlamak kolaydı belki de. Zor olan elbette anlatmaktı. Belki o yüzden pirleri gibi kendilerine “hamuş” derler, dillerini lal, ağızlarını suskun ilan ederlerdi. Gönül dilleri ise hiç susmaz, hep aşkı ve aşığı anlatırdı ama o da duymasını bilen içindi zaten. Saz-ı derunun tellerine bir kere dokunulunca aksi kıyamete dek silinmezdi. Ne çok şey söylerdi gönül dili, ne sırları beyana cüret ederdi. Aynı ney gibi… Neden şikâyet, neyi hikayet ettiği; ancak gönül ehli, hal ehli olan kişilerce idrak edilebilirdi. Kal ehli, bu dilden anlamaz, inkârı daha yakın görürdü kendine. Ney ise Hz. Âdem’in bedenine can veren ilahi nefes gibi, âşıkların nefes-i ateşînini bekler; mana âleminin kapılarını tasavvuf erbabına bu aşk ateşinin yakıcılığıyla açardı.

        Âşıklar vardı... Bütün ruhların toplandığı o mevkide, sevgilinin gözlerinden sunulan bir “Merhaba” ile kendilerinden geçmişler ve diğer verilen selamları da bu sarhoşluğun noksanlığı ile duymamışlardı. Herkes onları üzümün tadıyla akıldan geçmiş sanırken, onlar Elest Meclisi’nde mest olanlardandı. İleride beşeri olarak addedilecek olan bu aşk, aslında beşerin değil ruhun varlığında ve onun gölgesinde gelişip serpilmişti. İnsana verilen hafızanın sadece zamanı ve mekânı hatırlayabiliyor olması yüzünden sevgilinin yüzünü unutmuşlardı. Ama bu sarhoşluk, elbette ruhların anavatanına yani Bezm-i Ezel’e aitti. Ve onlar ne talihsiz âşıklardı ki; Galip Dede’nin tabiriyle istekler ve arzular o can meclisinde bölüşülürken, onlara muhabbet hissesi olarak, bir terzinin kumaş artıkları gibi parça parça olmuş bir gönül düşmüştü. Renk renk desenler, işlemeli kumaşlar, ipekliler ve kadifeler değmezdi zaten aşığın eline. Ama gülün dikenleri şerha şerha ederdi bülbülün küçücük kalbini.

         Âşıklar vardı... Bir pervanenin muma müptela kesilişi gibi, sevgiliye meftun olurlar, onun ayak izlerini takip ederek mahallesine ulaşırlardı. Üstleri başları yırtık, pejmürde bir halde adeta dilencileri aratmazlardı. Tek farkla; onlar sevgiliden aşk dilenirler, maddi olan hiçbir şeye tenezzül etmezlerdi. Sevgilinin kapısında rakiple mücadele ederler, kendilerini mumun ışığından uzak tutmak isteyenlere karşı feda olmak pahasına mücadele ederlerdi. İçlerinden şanslı olanlar ya da feleğin iflah olmaz talihinden bir umut ışığı koparabilenler; o kapıyı çalıp, “Bir içim su!” isterlerdi. Ve yine aynı ayrıcalığı ellerinde tutanlar, başlarını kaldırıp sevgilinin yüzüne bir lahza bakarlar ve ölümü arzularlardı. Sevgilinin gül kokusunu alabildiğince içeren o topraklara yani sevgilinin ayağının değdiği yerlere, türab olmak isteyişleri hep bu yüzdendi. Belki kabirleri, sevgilinin geçiş güzergâhına kurulurdu da; böylece sevgili, mezarlarının üstüne her basıp geçişinde de kendilerini ona kavuşmuş sayabilirlerdi.

         Âşıklar vardı… Mecnun’a meydan okurlar, onu aşkına sadık kalmamakla suçlarlardı. Bülbülün derde sabrı olmadığını söyleyerek onun feryadından şikâyet ederlerdi. Bu yolda asıl olan, şikâyet değil aşka duyulan memnuniyetti. Azap ki onlara göre lezzet demekti ve aşkın ıstırabı bu yüzden güzeldi. Aşkın ıstırap kadehinden bir kere içen, bir daha bırakamıyordu zaten elinden. Onlar ki, helak olmayı derman zehrinde görürler; aşk derdini en büyük mükâfat sayarlardı. Asla sırrı açığa vurmazlar, sevgilinin adını dillere düşürüp, sözü sırra ortak etmezlerdi. Aşka duyulan sadakat, ancak bu kadar mükemmel olabilirdi. Mecnun -ki bu yolda örnek alınan bir isimdir- o bile bu hatayı yapmış; sırrını kurtlara, kuşlara ceylanlara açmıştı. Ama Mecnun’dan da sadık olan âşıklar “Tekerrür etmesin” diye,  aşkın tarihinden örnek almasını bilirlerdi.

         Âşıklar vardı… Sevgilinin güzel yüzünü kendi cennetleri sayarlardı. Ama Fuzuli’nin deyişiyle, âşıkları bu güzel yüzden men etmek isteyenler,  oranın âşıkların gerçek cenneti olduğunu bilmezlerdi. Belki de bu sebepten, o yüze bakmayı haram sayarlar ve aşkın inceliklerini anlayamazlardı. Sevgilinin yüzü gerçek cennettir, desek de; o yüze bakmak büyük cesaret isterdi. O yüze bakıp halini arz etmek, daha bir cesaret isterdi. Aşk ki insana cesaret vermese bütün bunlar nasıl yapılabilirdi? Âşık çoğu kez yanındaki ağyardan sevgiliyi boş bulamaz, onu boş bulunca da kendini orada bulamazdı. İrade ki âşıklarda zaten bulunmazdı. Acınası bir hal… Sevinilecek tek yanı ise cesarettir. Âşıkta, kendi gönlü kadar bulunan cesaret… Mevlana’nın deyişiyle Allah’ın sığdığı tek yer olan gönül kadar: Sonsuz bir cesaret…

         Âşıklar vardı… Dicle nehrinin daima güneye, Sevgili’nin yurduna aktığı ve kutsal topraklara vasıl olamayınca da başını taştan taşa vurduğu gibi; sevgilinin diyarının yollarını gözlerler, saba rüzgârından sevgilinin haberini sorarlardı. O saba rüzgârı ki, aşığın haline acır, sevgilinin saçlarından kopardığı küçük bir esintiyi aşığa ulaştırırdı. Âşık, bu haberi sevgilinin sıhhatine delalet sayar, yaşam sevinci bilirdi.

        Âşıklar vardı… Kim bilir şimdi nerdeler, hangi sevgilinin izindeler? Tabi, yegân yegân tükenmedilerse hala…

       Gerçekten aşkı anlayanlar; belki hala duyabilirler geceleri, bülbülün feryadını. Uyumaktan imtina edip de karanlık gökyüzünü seyredenler; belki görebilirler can mumunun şulelerini asumanda ve titreyişlerini, gecenin karanlığına damla damla aksedişlerini... Sabahları, şafak vakti erkenden kalkanlar; belki alırlar sevgilinin kokusunu serin rüzgârlardan…

         Dereleriyle, şelaleleriyle, çağlayanlarıyla baştan başa bir ırmak gibidir aşk: ilahi, beşeri, mecazi, hayali… Bazen birbirlerine karışsalar da bu aslında onların özünde birçok ortak özellik taşıdığını gösterir. Sahili olmayan sonsuz bir denizde dalgalara esir olmuş bir damla, nasıl ki o denizin yapısını yansıtırsa…

       

 

Doğan KARA

        


551 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 60 Puan Verildi
 Kaynak :  Doğan KARA

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 6
 Bugün : 86
 Dün : 76
 Toplam : 115716
 Ip No : 35.175.180.108
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.