Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Hikâye - YEDİLER VE YETMİŞLER / F. Tuğba UYSAL - Yeni Kalemler
   
 YEDİLER VE YETMİŞLER / F. Tuğba UYSAL

YEDİLER VE YETMİŞLER / F. Tuğba UYSAL
 Yazı Boyutu

 Tarih : 05.06.2010 - 14:33:58


Yaşamdan bir dakika çalmak zor. Yüzümde yeni oluşmaya başlayan çizgileri yok etmek de... Geleceğin kaygısı her aynaya bakışımda yeniden canlanıyor. Yağmurun sesi; geçmişinden bir parça kopart, geleceğini aydınlat diyor. ...

 

YEDİLER VE YETMİŞLER / F. Tuğba UYSAL*

 

Yaşamdan bir dakika çalmak zor. Yüzümde yeni oluşmaya başlayan çizgileri yok etmek de... Geleceğin kaygısı her aynaya bakışımda yeniden canlanıyor. Yağmurun sesi; "geçmişinden bir parça kopart, geleceğini aydınlat" diyor. Anılarıma dönmem için gerekli olan ortam...


Yüksek binaların arasında kalmış bir çocuk parkında soluklanmaya karar verdim. Evden çıkarken en çok istediğim şey, ağaç yapraklarının hafif rüzgârda birbirlerine sürtüşmeleriyle çıkardıkları sesi hissetmek, terk edilmiş sokaklara arkadaşlık etmekti. Yağmur sonrasında temizlenmiş taze toprak kokusunu tatmak için dahi olsa, kimsenin bu soğuk havada dışarı çıkacağına ihtimal vermiyordum. Oturduğum ıslak bank hafif titrememe neden oluyor. İnadına, ciğerlerimi soğuk havayla dolduruyorum. Aldığım her nefeste yüzüm biraz daha uyuşuyor. Niyetim, biraz yalnız kalıp duygu serüvenimin özetini çıkarmak, belki biraz da geleceğimin sessizliğini bozmaktı. Ne var ki, rüzgârın uğultusuyla şiddetleneceğine inandığım yalnızlık isteğim de beni kendi halime bırakıyor. Bir teselli arar gibi yüzüme çarpan esintinin arkasında oluşabilecek her türlü sese kulak kabartıyorum. Gözlerim parkın girişindeki daralıp uzanan kısma dalıyor. Önce bir çocuk sesi geliyor. Tanıdık bir yüz görmek için içten içe umutlanıyorum.

 

Biraz sonra bir adam beliriyor girişte. Az önce duyduğum sesin sahibi, bu adam olabilir mi? Bir çocuk sesi duyup duymadığımın tereddüdünü yaşarken, adamın bir kaç adım gerisinde, sesin gerçek sahibi bir kız çocuğu... Ben onu henüz keşfetmişken kızgınlıkla bağırıyor babasına:
“ Hani nerede gökkuşağı? Yok işte...” Kandırılmışlığın verdiği hırsla besliyor öfkesini. Sesinin daha yüksek çıkması için çabalayarak: “Yalan söyledin, yağmurdan sonra yedi tane renk görecektim hani?...”

 

Baba sabırla kızını inceliyor. "Kızarık burnu, çatık kaşlarıyla beş yaş daha büyük göründüğünü zannediyor olabilir mi?"diye geçiriyor içinden muhtemelen. Kızına nasıl söz anlatacağını planlıyor kendince. Gözlerini kısıp, açıyor. Sanki daha önceden hazırlanmış bir konuşmayı yapacakmış gibi ellerini hareketlendirerek: “Ama yedi rengin oluşması için bir şey daha gerekli” dedi. Kız çatık kaşlarını araladı, şaşkınlıkla hafif yukarı kaldırdı. Sesi önceki hesap soran sesine nispeten daha titrek: “Neee?” dedi. Kızını ikna etmek için kapıyı araladığını anlayan baba, biraz daha rahat bir dille: “Güneş… güneş doğmadı ki… Yağmurdan sonra eğer hava güneşliyse…”

Kız omuzlarını silkti, kaşlarını yeniden devirdi. Aralanan kapı babanın yüzüne çarpmıştı. Aralarında koyu bir atışma başladı. Onlar güneşin gerekli olup olmadığını hararetli bir şekilde tartışırlarken parka yeni bir kişinin giriş yaptığını fark ettim.

   

60–65 yaşlarında yaşlı bir adam. Sessizce ağır adımlarla bize yaklaştı. Babayla kızın tam karşısındaki banka oturdu. Babayı baştan aşağıya süzdü, arkasından kız çocuğunu... Onları dikkatle dinlemeye başladı.

 

Kız babasına karşı mağlup düşmemek için olmayacak bir istekte bulunuyordu: “Beni salıncakta salla!” Adam ‘yeter artık!’ diyen bakışlarıyla “Olmaz. Bak ıslak...” dedi. Kız dudaklarını büzdü. Alt dudağı yere doğru eğildi. Kızının ağlamasından korkan adam, sanki her an çığlığı basacakmış gibi, telaşla devam etti: “Bizi bu havada buraya kadar sürükledin. Sen de ben de üşüdük. Bir de seni sallarsam donarsın. Hasta olursun. Sonra annen bana kızar. Vurulacağın iğneler de cabası...”

  

Kızın zorla ayaklarını sürüyerek parka girişi ile adamın bu sözleri arasında oluşan çelişkiden rahatsız oluyorum. Sürüklenen, sanki küçük kız değil de babaydı. Gözüm bir anda yaşlı adama takılıyor. Sabırla benim gibi baba kız arasındaki tartışmayı izlemesine şaşırıyorum. Daha önce, yaşlı insanları, hep tanımadıkları kişilerin işlerine karışan; huysuz-yaramaz çocuk gördüklerinde ise ya hışımla kızan ya da tatlılıkla öğütler vermeye çalışan insanlar olarak düşünürdüm. Ama bu yaşlı adam, benim çizdiğim resme uymuyor. Sanki film izler gibi soğukkanlılıkla, tarafsızca tartışmayı dinliyor.

 

Kız, arka arkaya, babasından olmadık isteklerde bulunuyor: “Bisiklete bineyim, eve kadar yarış yapalım...” Baba her birini sabırla reddediyor. Yaşlı adam, babanın her "olmaz" cevabında,  çocukla alay eder gibi, yarım ağız gülümsüyor. Çocuk, bu defa, babasını zırh gibi çevrelemiş olan sabrı kırmak için daha fazla uğraşıyor. Adamı kızdırmak için ceza verircesine parkta koşmaya başlıyor. Babasını tepkisizliğine karşı yaramazlıklarını arttırıyor. Su birikintilerinin üzerinde zıplıyor, dizlerine kadar suya batıp çıkıyor. Babası istifini bozmuyor. Babasının tutumu karşısında, daha çok hırçınlaşıp hırslanan kızın çaresizliğini görmek, ihtiyarı bir kat daha keyiflendiriyor. Tiz kahkaha sesi bana kadar ulaşıyor.

   

Kulaklarında çınlayan bu sesten sonra kız, gözlerini ihtiyarın sönük kıvılcımlar saçan gözlerinde sabitliyor. Biraz önceki davranışlarıyla en az beş on yaş büyük görünmeye çalışan kız, tam da yaşıtlarına yakışır bir tavırla yaşlı adama dil çıkarıyor. Çocuğun peşinden koşup yakalayacağına inandığım, belki kulağını çekeceğini düşündüğüm yaşlı adam tekrar beni şaşırttı. Önce kıza bir baktı. Sonra babasına anlamlı bir bakış... Sonra tekrar kıza döndü. Sinsi, alaylı gülüşleriyle kızı sinirlendirmeyi başardı.

   

Aralarındaki sürtüşme kıvılcımlarını izlemekten haz duydum. Ancak ihtiyarın bakışlarından rahatsız olan babanın müdahalesi ile çocukla yaşlı adam arasındaki çekişme alevlenmeye fırsat bulamadı.

 

Baba, kızın omuzlarından çekerek: “Hadi bak insanları da rahatsız ediyorsun. Hem istersen eve giderken sana çikolata da alırız…”  Kız inatlaşmayı bıraktı. Babası sonunda anahtar sözcükleri söylemişti: "Çikolata alırız…" Onlar parktan ayrılırlarken, yaşlı adam, gözlerini onlardan uzaklaştıramadı. Hala bankta oturuyordu, ama gözleri onlarla beraber ilerliyordu. Küçük kız parktan çıkarken ihtiyara döndü. Yaşlı adam, kızın çatık kaşlarının arasından geçeceğine inanarak kıza göz kırptı.

     

Nihayet ihtiyarla baş başa kaldık. Ben onun her hareketini bilinçli bir şekilde incelerken, o bana inat, hiç benim tarafıma bakmıyordu. Başını bir sağa çevirdi bir sola... Ağaçları tek tek inceledi. Sonra barınacak yer arayan gözleri yere devrildi. Benim göremediğim ve hiç bir zaman öğrenemeyeceğim çocukluk anılarına daldı. Sessizce yanına sokulsam  anlatır mıydı acaba? Yeni bir ses böldü düşüncelerimi: “Baba burada mıydın?” Koşarak adama yaklaştı. Derin bir oh çekti. Verdiği nefes havada buharlı bir kavis oluşturdu. Orta yaşlarda bir kadın: “Kaybolduğunu zannettim. Geçen yaptığın gibi, gittin diye korktum…” Adam kızına bakıp gülümsedi. Konuşmamak için yeminliydi sanki. Hâlbuki ben onun sesini çok merak ediyordum. Umutlu bir ses tonu olabilirdi. Ya da vazgeçmiş... Kendinden vazgeçmiş...
“Baba iyisin, değil mi?” Kızı da benden yanaydı anlaşılan. Babasının sesini duymadan rahatlamayacaktı içi. Şu yaklaşık yarım saat diliminde bu adamla ilgili öğrenebildiğim tek şey inatçı olduğuydu. Beni bu defa yanıltmadı. Tekrar gözlerini yere doğru sabitledi. Yerdeki taşlarda bizim göremediğimiz yazılar var da içinden, dua eder gibi, onları mı mırıldanıyordu acaba? Kızı, ellerini babasının ellerine değdirdi: “Çok üşümüşsün…” Adamın, bir bebek eli, her an kırılacakmış gibi duran ellerini, biraz daha kavrayarak: “Hadi gidelim evimize, bak hasta olacaksın sonra burada” dedi.

 

Adam donmuş gibi hiç hareket etmeden kızını dinliyordu. İhtiyar tepki vermedikçe kızı endişeleniyordu. Çocukla oynarken her hareketinde can bulan bu adam, şimdi ilgi çekmek için kendini bir kapsüle hapsediyordu. Kadın, sesi titreyerek: “Hadi babacığım... Lütfen...” Yaşlı adamın sonunda inadı kırıldı.  Kafasını yavaşça kızına döndürdü: “Eve giderken lokum da alacak mıyız?” Adamın sesi ne bıkkındı, ne de otoriter. Sadece bir çocuk sesini andırıyordu. Kızının huzur dolu, sevinçli sesi yükseldi: “Tabii baba, almaz mıyız?” Adamın gözlerindeki titrek ışık, eski gücünde parlamaya başladı: “Ama meyveli olacak…” “Tamam, baba, meyveli olacak. Merak etme.” Kızının koluna girdi. Küçük kızla nasıl eğlendiğini anlatmaya koyuldu.

 

Ağır adımlarla uzaklaştılar benden. Yaşlı adamın küçük kızdan gözlerini ayıramaması gibi ben de ondan gözlerimi uzaklaştıramıyordum. Gözlerimi değil de ruhumu... Küçük bir kız çocuğu, yaşlı bir adam... Her ikisine de eşit mesafedeyim. Ne çikolatayla kandırılabilecek kadar küçük, ne de lokumla avunacak kadar yaşlı. Tavşanın aslanmış gibi davranmasını, koca bir çınarın da aslında küçük bir filiz olduğunu gördüm. Çocukluk ve yaşlılık.... Her ikisi de aynı çarkta dönen simetrik parçalar.  Bir baba kızı daha parktan gizlice yolcu ettim.

 

Rüzgârın ittiği boş salıncağın gıcırtıları bana da" Güle güle " diyor. Ben de bu soğuk havada salep içerek kendimi kandırabilir miyim? Parkın girişi olarak kabul ettiğim yer, çıkışı oluveriyor bir anda. İçimde sıcak mı sıcak bir kıpırtı var…

 
 ------------------
*Konya Anadolu Öğretmen Lisesi Öğrencisi

 NOT: Bu hikâye, Özel Darüşşafaka Lisesi'nin, "Türkiye Liselerarası Sait Faik Öykü Yazma Yarışması"nda kitaba alınmaya değer bulunmuş ve çıkarılan antolojide yayımlanmıştır.

                                                                                                                                            


  Editör :  Rıdvan GÖK

812 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 10 Puan Verildi
 Kaynak :  Tuğba

 Kategori ¬ Hikâye

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 2
 Bugün : 91
 Dün : 116
 Toplam : 150683
 Ip No : 54.237.183.249
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.