Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Biyografi - FİHİ MA FİH/ Adem YILDIZ - Yeni Kalemler
   
 FİHİ MA FİH/ Adem YILDIZ

FİHİ MA FİH/ Adem YILDIZ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 28.02.2010 - 19:37:25


Ürkek bir kalp ve durgun bir bakış.. Üzerimize çullanan yorgunluğun güneşin doğmasıyla bizlere uyandırdığı ilk heyecan. Mafihin gönlünde korlaşmış bilmecelerin çözülmeye yüz tuttuğu zaman.

 

 
FİHİ MA FİH/ Adem YILDIZ*

Ürkek bir kalp ve durgun bir bakış…

Üzerimize çullanan yorgunluğun güneşin doğmasıyla bizlerde uyandırdığı ilk heyecan. Mafih’in gönlünde korlaşmış bilmecelerin çözülmeye yüz tuttuğu zaman. Ve yolları kıskandıran yolculuğun bir medeniyete kapı araladığı fikrini hüzünle sonlandıran.

Nedense Mafih hep böyle düşünmüştür Ortadoğu’nun sessiz atan dost yüreğini. Ashab diyarını, Memâlik-i Osmâniyye’nin 400 yıl hükümferma olduğu toprakları, İslam dünyasının küçük kalbinin attığı mekânları bir bilmece çözer gibi tek tek kareleri doldurduğunda anlamıştı o.

Vatanından ikinci vatanına çiçeklerle karşılanmıştı. Aslında vatanları ayıran hudutlar değil ayrı düşüşlerdir. Ne güzel demişti Adil: “Ne gereği var sınırların kaldıralım, hepsi biziz.”Bu cümleleri ötelerden duymak Mafih’i ayrı bir heyecana gark etmişti. Mefkûresinde ışıldayan yabancılık hissi birden dağılıvermişti. Uzun yolculuğun böyle başlaması ne kadar manidardı.

Sınırları ayıran soğuk demirler sıcak yüzlerle ısınıyordu ama yine de hoş bulunmuşluk hali unutamayacağı zaman dilimlerindendi.

Yollar güneşi kovalarken ulaştığımız H………. ‘da eda ettiğimiz sabah namazı Mafih’in içinde sıradanlaşan duyguları yeniden canlandırdı.Hele ki elinde kılıcı ten üstünde baş,taş üstünde taş bırakmayan ünlü kumandanı  bu topraklarda bu mekanlarda görmek herkesi 1400 yıl  öncesine götürmüyorsa neye yarardı?Yatakta öleceğini nerden bilebilirdi mübarek.Ama öyle olmuştu.sıradan bir asker olarak ölmüştü.Sıradan bir kabri vardı.Sıradan olmayan hayatı ise akıllara durgunluk verircesine etkileyiciydi Mafih için.

Cuma gününün şehri ısıtmaya yüz tuttuğu dakikalarda buruk bir sevinçle ayrıldı Mafih bu beldeden. Terkisine birkaç okka da koyarak hazineden.

Çöl beklentisi içinde geçen seyahat rüzgârın nefesine direnmeye çalışan üç beş ağacı ve taş yapılı evlerin sırt sırta verdiği köyleri, kasabaları aşarak geçiyordu. Yönü batıya çevrilmiş başka güzellikler arzu edercesine ilerliyordu araç. Ne var ki yol boyu seyre dalınacak çok da güzellik yoktu.

İşte yol üstü sayılabilecek bir kasaba. Dağların içine oturtulmuş. Yollar bomboş. Ne bir canlı ne bir ses ne de bir nefes. Günlerden Cuma ve noel ertesi.Bu ne büyük tevafuk.Cami ve kilise yan yana.İkisi de yorgun ama ikisi de umutlu bir sabaha uyanmış.Hz İsa dilince konuşurlarmış burada.Mahfi dikkat kesildi Adil’in dilinden dökülenlere.Cihanda tek Arami dili burada yani M…………’da konuşulur ve bilinirmiş.İşte bir canlı tarih şehri.Tarihi şehir ve şehirlerin tarihlerine milat bir manzara. Mafih gibi her şey içinde, ama her şey dışında. Şair misali “:Ne içinde zamanın ne de büsbütün dışında.”

Siyah beyaz güzelliklerin diyarında payitahta doğru uzanan yorgun yollar kucak açmış bekliyor. Güneşin şuleleri sessiz gölgeleri ısıtırken girdi Mafih gürültülü, ama Cuma sessizi şehre. Cumanın bereketi ışıdı kalplere varıldığında Ehl-i Beyt hazirelerine. Göz görürse gönül bir başka sever ya. Öylece doldu sımsıcak duygular gönüllere. Muhammedi ruh hayat buldu yeniden. Ve Mafih’in ruhu içti ab-ı hayatı bir an. Bulutlar mesrur, kuşlar memnun, kalpler yaralı, eller dualı ve derken geldi ayrılık zamanı.

İşte büyük kumandan Selahattin. Çiğnetmedin hâk-i ecdadını. Ve senle olmaktı sen olmaktı bütün murat. Gönüller buruk, yürekler yanık. Bıraktığı ateşte tutuşmak istedi Mafih. Tuttu yüreğini, tuttu elini ama ne yanacak gönül duydu ne verecek el. Uyandı o anda. Silkindi, çevresine bakındı. Kefensiz yatanları gördü. Ve kan kırmızı bayrağı. Vatan mı, toprak mı, ecdat mı, hasret mi hangisinde durmalı diye geçirdi içinden. Burdaki yabancılığa inat manevi bekçisi topraklarımın ruhunuz şad olsun.

Eyyubi’nin nefesini duymak, bir nebze de olsa nefes olmak için girdi E….. camiine.Bir kesik baş, bir kesik baş daha.Taş üstünde taş,omuz üstünde baş mı kalmalıydı onlar başsız kaldıkça.Başım yoluna feda, Canım ruhuna sunarken elveda.

Mafih yürümüyor, uçuyordu. Mafih konuşmuyor, yaşıyordu. Ve zaman çarkını tersine döndürüyor tarih sayfalarından üzerimize altın tozlar serpiyordu. Abdülhamid-i Sani sen Koca Sultan! Kepenkleri kapansa da yalnızlıkta seni doya doya andı Mafih. Adil’in gözlerinde keşkeler okunuyordu söyleşirken. Ruhlara dolan manevi hazla ihtişamlı çarşıda adımlar atılıyordu. Her adımda arkamızdan sanki bir el iyi ki varsınız iyi ki geldiniz dercesine sırtımızı okşuyordu. Dünya nefesini tutardı sen konuşunca yüce sultan. Heyhat biz konuşulanları bile anlamaz olduk. Mahcubuz, zayıfız hayalinin yanında bile.

Gözler bir ihtişama, bir medeniyete açıldı. Kokusu bile başka. Sinan’ı mı düşünmeli, Süleyman’ı mı özlemeli bilinmez. Orda sessiz bir çığlık var. Kuytu bir köşede yaşamaya mahkûm edilmişçesine küçük ve mütevazı bir makber. Bütün heybetiyle adeta medeniyetler dokuyan bir milletin son resmi şimdi nasıl da mahzun. Anlayamadılar seni ve anlatamadılar seni. Mafih olanca gücünü topladı fakat büyük bir vicdan azabıyla iki damla gözyaşı akıttı gönlüne. Sonra o iki damlada boğuldu nefesi. Bu ne vefasızlık, diye geçirdi içinden. Ruhu pak cennetmekân Sultan Vahidettin.

Soğuk taşlar siyah beyaz. Zihinlerde bir berraklaşma ve sonsuz haz. Yavuz’u anıyorlar Mafih ve arkadaşları. Elinin değdiği yerde güller bitiren veli sultan. Muhyiddin-i Arabî yıllarca seni bekledi. Sin şına girdi vesselam. Arabî’nin muradı gerçekleşti. Seni bulan komutan ne yüce ne büyük. Önde efendiler efendisi arkasında Yavuz. Çölü arşınladı, aşılmazı aştı, görünmezi gördü, erişilmeze erişti. Muhyiddin hazretleri seninle ebedileşti. Gök kubbede bir büyük yıldız daha parladı o günden bu güne. Mafih bu güzelliği gördü. Artık yeryüzü daha aydınlık ama ruhlar hala karanlık. Bir ışık da bize uzat oradan sen ey nebi!

Mafih kendi içinde kayboluyordu, yok oluyordu. Yoklukta kendini buluyordu. Yolculuk uzadıkça sıcak kutsallara soğuk terler döküyordu otobüs. Nasıl varılmalıydı yanına, nasıl gözyaşı dökülmeliydi daha düşünemeden B…………’ya ulaşıldı.Yeryüzü efendisinin mübarek ayaklarının bastığı , dolaştığı, rahiple buluştuğu, ticaret yaptığı kutsal belde. Havasını teneffüs edemedi Mafih. Akşam biraz daha güneşini bekletti. Güneş biraz daha akşama nazlandı. Ama bütün ruh ve renk sanki bir an-ı seyyaleydi.

Selahaddin-i Eyyubi’nin kalesi ufaldı gözümüzde. Büyürken nebi soluklu şehir gözümüzde. Günün bittiğine mi yanmalı, yanamadığımıza mı yanmalı. Açlık ve susuzluk o varsa önemsiz, o yoksa neye yarar tokluk.

         Ve geçen bir gün daha yoğurmuştu Mafih’i derinlerde. Aslında yorulmamıştı, yoğrulmuştu manevi bir havayla. Kapanan gözler yorgunluğa değildi, güzellikleri sindirmek içindi.

Uyanan güneş değil duygularıydı Mafih’in, üstelik hiç uyumamışçasına. Günün ışıkları H…………’in üstünde taş yapıları ısıtırken seyredilecek birkaç manzara gelivermişti gözünün önüne. Etrafa bakındı ama manzarayla kimse ilgilenmiyordu. Kendini yabancı hissetti ilk defa bu dost memlekette. Oysa birazdan bütün düşünceleri değişecekti. Çoğunluğun Mafih’in dilini konuştuğu veya anladığı bu şehirde 1110 rakamının gizemini çözmeye çalışırken üç kişilik düşündü Mafih. İçindeki yine içinde kalmıştı.

Uzayan çarşılar, küçük dükkânlar ve menzilde küçük bir mescid. Mübarek bir mekân ve bir yudumda içilen manevi atmosfer. Tadına doyulmaz bir güzellik deryasından hüzünlü ayrılış. Aslının vaslına vuslattır gerçek sıla. Ah, diyebildi yüreği parçalanırcasına Mafih sessizce.

Ürkek bir kalp ve durgun bir bakış. Mafih: “Her şey yerli yerinde” diye düşündü, içini kemiren duyguların gölgesinde. Ama tattığı lezzetler ve gördüğü güzellikler yine içinde kalmıştı. Onun içindir ki burada ki her şey gibi Mafih de FİHİ MA FİH’ti aslında.

---------------------------

*Konya Sosyal Bilimler Lisesi Edebiyat Öğretmeni


  Editör :  Rıdvan GÖK

1017 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 20 Puan Verildi
 Kaynak :  adem yıldız

 Kategori ¬ Biyografi

  Yorum ( 1 )   

 Doğan

Tarih : 11.03.2011 20:51:46  

  aczi evvel, min küllilvücuh...

Kayıtlı İp: 88.254.5.145


Ahh Kalbimizi bir kez daha ıskaladık. İnanın böyle eserlerin tadına baktıkça, daha öncekilerin ne kadar çaresiz kaldıklarını görüyorum. Gönlüm terk-i diyar edercesine çırpınıyor...
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 12
 Bugün : 8
 Dün : 99
 Toplam : 77582
 Ip No : 54.225.59.14
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 6.2671 6.2784
  Euro 5.5463 5.5830
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.