Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Köşe Yazısı - DEREDE KAYBOLAN UMUTLAR - Yeni Kalemler
   
 

Rıdvan GÖK ¬

Rıdvan GÖK

 DEREDE KAYBOLAN UMUTLAR

 Yazı Boyutu

 Tarih : 29.01.2010 - 00:18:05


Bingöl; memleketimizin doğusunda, dağlar arasında kaybolmuş bir il. Zorlu kışların hüküm sürdüğü, yüz yılların çilesiyle sarmaş-dolaş yaşamakta olan şehrimiz.. Ülkemizin batısında yaşayanlar için burası; ruhlarda soğuk ürpermeler uyandırarak, ...

 

 
DEREDE KAYBOLAN UMUTLAR / Rıdvan GÖK

 

Bingöl; memleketimizin doğusunda, dağlar arasında kaybolmuş bir il.  Zorlu kışların hüküm sürdüğü, yüz yılların çilesiyle sarmaş-dolaş yaşamakta olan şehrimiz… Ülkemizin batısında yaşayanlar için burası; ruhlarda soğuk ürpermeler uyandırarak, tâ Kaf Dağı’nın arkalarına kadar uzaklaşır gider.

 

‘Bingöl’ denilince, Kemalettin Kamu’nun yüreklere işleyen o meşhur şiirini nasıl hatırlamayız:

 

“…

Okuma yok, yazma yok, bilmeyiz eski, yeni,

Kuzular bize söyler yılların geçtiğini.

Arzu başlarımızdan yıldızlar gibi yüksek;

Önümüzde bir sürü, yanımızda bir köpek,

Dolaştırıp dururuz aynı dâüssılayı,

Her adım uyandırır acı bir hâtırayı.

 

Hulyâna karışmasın ne şehir, ne de çarşı,

Yamaçlarda her akşam batan güneşe karşı

Uçan kuşları düşün, geçen kervanları an,

Şehrin uğultusundan usanmış ruhumuzun

Nadir duyabildiği taze bir heyecanla,

Karıştım o gün bugün bu zavallı çobanla,

Gönlümü yayla yaptım Bingöl çobanlarına.”

 

Aşılmaz dağları, yaylaları, coşkun akan suları, ırmaklarıyla kendi kaderini yaşayan yoksul şehir...

Belki bugün, şairimizin mısralarında dile getirdiği; ‘okumanın yazmanın olmadığı, eskinin- yeninin bilinmediği’, ‘yılların geçtiğini kuzuların söylediği’ zamanlarda değildir Bingöl, ama yine de burada yaşayanların çoğu için “arzu yıldızlar kadar yüksek”lerdedir hâlâ.

 

Asliye Ayaz ve Zeynep Varış; biri sekiz, diğeri on üç yaşlarında iki küçük kız… Arzuları, hayalleri, başlarından ne kadar yüksekte olursa olsun, yüreklerini doldurmaktaydı boydan boya. Soğuğun iliklere işlediği zorlu kış günlerinde, içlerini ısıtan, hayata sımsıkı tutunduran sebepti…

 

Kitap alacaklardı… Kitap için harcayacakları birkaç liraları vardı, ama ya kendilerini götürüp getirecek olan vasıtaya ne vereceklerdi? Bunun da çâresini buldular: Yürüyeceklerdi… Hem ilk defa olmayacaktı ki bu.

 

Hayallerinin peşinden yürüdüler… Sevgi ve heyecanla dolu olarak… Evet, ilk defa yürümüyorlardı belki, ama şimdi kıştı ve Çapakçur Deresi deli-dolu akıyordu.

 

Aralarındaki yaş farkı, samimiyetlerine engel değildi. Çünkü onlar, hayallerine ve umutlarına yürüyen iki dert ortağı idiler. Kim bilir, yol boyunca, minicik yüreklerinin özlemlerini nasıl dillendirdiler, neler neler anlattılar birbirlerine?...

 

Gittiler ve dönmediler. Dönemediler… Günlerce süren aramalardan sonra ulaşılabildi narin bedenlerine. Birer gün arayla geri verdi bedenlerini Çapakçur Deresi. Oysa birer liraları daha olsaydı yanlarında, her şey ne kadar da başka olacaktı… ‘Arzu başlarından yıldızlar gibi yüksek’ olmuş, varamamışlardı işte…

 

“Toprak, yine hep verdikleriyle övünecek, aldıklarından hiç bahsetmeyecek”… Bu iki küçük kızın ölümü, ailelerinin dışında, kimsenin umurunda bile olmayacak. Tuzu kuru olan, sıradan hayatın sarmalında sürüklenen insanlar, bildikleri gibi yaşayıp gidecekler her zaman olduğu gibi.

 

Moda tutkularla, kendi küçücük dünyalarında memnun; ihtiraslarına gömülmüş, çilesiz, sancısız kişiler için onların ölümü bir mânâ ifade eder mi? Ya facebook’larda, msn’lerde geyik muhabbetleri ile saatlerini dolduran lise ve üniversite gençliğimiz, iki küçük kardeşlerinin farkına varırlar mı dersiniz? Onlar vıcık vıcık videolarla, birbirlerini sömüren yılışık “çıkma”larla, bitmek tükenmek bilmeyen sahte telefon konuşmalarıyla ölümsüz(!) sevgilerini anlatıp duracaklar yine… Böyle, ağızlarının tadını kaçıracak münasebetsiz haberlerle ne diye ilgilensinler ki…

 

Bu suç hepimizin… Devlet olarak, millet olarak, öğretmen ve aile olarak… Sokak ve mahalle olarak… İnsanlarımıza, sadece bedenleriyle değil, ruhlarıyla da yaşamayı öğretemediğimiz için. Veya daha önceleri bu ruhu veren sosyal yapımızı muhafaza edemediğimiz için… Gençlerimizin gönüllerinden maveraya pencereler açıp da onları ölümsüz sevgilere ve ideallere yükseltemediğimiz için…

 

Memleketimizin her tarafında, yediden yetmişine, insanlarımızı, gönül köprüleri kurarak-bir zamanlar olduğu gibi- aynı mânâ evreninde buluşturabilseydik; Asliye ve Zeynep’lerimiz, böylesine kahredici bir ölümle, aramızdan ayrılıp gitmeyeceklerdi. Ne kadar ilginçtir ki, ruhlarımız daraldıkça, sürekli kaybetmişizdir asırlar boyunca, hâlâ da kaybetmekteyiz…

 

Ağlayan gözlerdeki yaşları silemedik, dertlilere deva, çaresizlere çare olamadık… Bir kere daha vurgulayalım; bu suç hepimizin!... Yavuz Bülent Bâkiler, yüreklerimizin acılı sesine ne de güzel tercüman olmakta:

 

“…

Gökteki yıldızlar kadar sayısız

Ah yurdumun kimsesiz ve yoksul çocukları

Anladım farkınız yok koparılmış başaktan!

Alın bu gözleri benden, alın bu yüreği artık

Utanıyorum yaşamaktan.”

 

Gelin, yüreğini bütün insanlığa harman eden sevgi kahramanlarının kafilesine bizler de katılalım. İş işten geçmiş olmadan… Soylu hüzünlerde buluşanların sayısı arttıkça, baharlar da birbiri ardınca sökün edecek; her yan güllük-gülistanlık olacaktır.

 

Yoksa… Her birimize dokunacak olan o İlâhi kasırga, ağlayanın hakkını gülende asla bırakmayacaktır.

                                                                  


1244 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Yazıya Toplam 44 Puan Verildi
 Kaynak :  r.g.

 Kategori ¬ Köşe Yazısı

  Yorum ( 1 )   

 özgür umay

Tarih : 16.03.2010 13:18:13  

  çok güzel bi yazı tebrik ediyoru hocam..

Kayıtlı İp: 88.232.2.123


vicdan denen nesne ortalarda pek görünmüyor günümüzde ne yazık ki..
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Yazara Ait Diğer Yazılar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 2
 Bugün : 63
 Dün : 61
 Toplam : 142978
 Ip No : 35.168.111.204
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.