Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Hikâye - SON İSTASYON / Nur Banu POLAT - Yeni Kalemler
   
 SON İSTASYON / Nur Banu POLAT

SON İSTASYON / Nur Banu POLAT
 Yazı Boyutu

 Tarih : 21.12.2009 - 11:12:57


Küçük kız, kulakları tırmalayan siren sesiyle irkildi. Sonbaharın yorgun ışıkları yüzüne vurmuş, terlemişti. Annesinin kucağından doğruldu. Sol eli bileğinden kesikti. Bir patatesi andıran kolunun ucuyla gözlerini ovuşturmak istedi. ...

 

SON İSTASYON/ Nur Banu POLAT*

    Küçük kız, kulakları tırmalayan siren sesiyle irkildi.  Sonbaharın yorgun ışıkları yüzüne vurmuş, terlemişti. Annesinin kucağından doğruldu. Sol eli bileğinden kesikti. Bir patatesi andıran kolunun ucuyla gözlerini ovuşturmak istedi. Annesinin parmakları saçlarını okşarken, dudakları da alnıyla birleşti.

       Sıkıntılı bir güne başladıklarını hissediyordu kız. Neler olduğunu hatırlamaya çalıştı. Dışarıda akıp giden manzaraya baktı. “Trende miyiz anne?” diye sevinçle pencereye abandı. Annesi zoraki gülümsemeyle kızın sevincini paylaştı: “Hı hı, evet kızım!”  dedi, “Büyük babana gidiyoruz…” "Büyük baba?”  "Kocaman biri olmalı" diye düşündü. “Büyük baba!” Dudaklarını büzmüş korkuyla annesine sokulmuştu. Annesi bağrına basarken; “Korkma" dedi, "sana kimse dokunamaz!”

      Annesinin kolları arasından tabutu gördü. Neler olduğunu hatırlamaya çalıştı. Annesinin çığlıkları, polisler, komşular, kalabalık ve küçük gecekondunun bahçesine kurulan kazanlar, savrulan dumanlar, ağıtlar… 

    Babasını bu sandığa neden koymuşlardı, anlamıyordu.  Annesine olanca saflığıyla sordu. “Anne babam cezalı mı?”  Annesi daldığı manzaradan başını çevirdi. Bu kelimeler yüreğinde adeta kıyamet kopardı. “Ne, ne!” diyebildi. Farkına varmadan, elleri kızının dudaklarını kapattı. Kızı; “Babam cezalı mı?” dedi yeniden.

     Anne, büyük bir acıyla, kızının yanaklarını öptü. Bir yandan da: “Affet beni kızım!”  diyordu. Annenin bedeni istemsiz sallanıyordu.  O acı olayı hatırladığında böyle sallanır, dudakları arasından inlemeyi andıran bir ıslık yükselirdi. Bu inleme, acının ana yüreğinde bestelenmiş çığlığıydı. Esmer haleler oturmuş göz çukurlarından süzülen yaşlar, solgun yanaklarından kaydı; kızının saçlarına damladı. Kirpikleri hiç kıpırdamıyordu. Camlardan akıp giden karışık görüntüler ötesinde, farklı bir zamana bakar gibiydi.

    Büyük şehre bir yıl önce yerleşmişlerdi.  Kocası market çalıştırıyor, o da temizliğe gidiyordu. Bir yıl içinde hayatlarını düzene koymuşlar,  biraz birikim ve çoğu borç ile hayallerindeki çamaşır makinesini ve koltuk takımını alabilmişlerdi. Evin ihtiyaçları ağırlaştıkça onun çalışma temposu da artmış, haftanın her günü temizliğe gider olmuştu.

     Kızını bırakacak kimsesi olmadığı için, işe giderken onu evde yalnız bırakıyordu.  Kız, ilk günler sıkıldı, ağladı; ama zamanla alıştı. Kendi kendine oyunlar oynuyor, karnı acıktığında annesinin hazır bıraktığı yiyeceklerle karnını doyuruyordu. Çocuk, kendisini annesinden uzaklaştıran koltukları hem seviyor, hem de onlara kızıyordu.  Annesini çok özlediğinde “Annem sizin için çalışıyor” diyor ve onlara bir süre küsüyor, onlarla konuşmuyordu.

   Babasının lavaboda unuttuğu jileti eline aldığında, bunun felaketi olacağını bilmiyordu. Bir süre suyla, sabunla uğraştı.  Ardından elindeki jiletle salona geldi. Annesi makası bulamamış, bebeğinin elbisesini jiletle düzeltmişti, bunu hatırladı.  Elindeki jileti koltuğun minderine hafifçe dokundurdu. Kumaş yarıldı, içinden beyaz bir kuş tüyü çıktı. Tüy çok güzeldi.  Parmaklarıyla tutup yukarıya kaldırdı, üfledi ve tüy uçtu, uçtu... Daha çok tüy olmalıydı koltuğun minderinde,  jileti daha çok yere sürdü, açılan yarıklardan uçan tüyler, salonun dört köşesinde dağıldı. Çok eğlenceliydi, hiç bu kadar mutlu olmamıştı. Küçük avuçlarını açıyor, uçuşan tüylerin konmasını bekliyor, ellerine konan tüyleri yeniden üflüyordu.

    Bir şeylerin yanlış olduğunu, işten dönen annesine kapıyı açınca, hissetti. Oysa o bu oyunu annesiyle paylaşmak istemişti; ama beklediği olmadı. Kapıyı açar açmaz, annesi bir çığlık attı, kapının girişinde dizleri üstüne çöküp kaldı. 

    Babası o gün geç geldi, annesine bağırdı, çağırdı.  Sonra da onu kolundan sertçe tutup, koltuğun yanına getirdi. Hala salonda tüyler uçuşuyordu. Babası; “Hangi elinle kestin?” diye sordu ve elini bileğinden,  büyük koltuğa sıkıca bağladı. “Sabaha kadar burada kalacaksın, cezalısın.” dedi, bir de tokat vurdu.  Korkmuş, ağlamış ve uyumuştu. Bir aralık sesler duyar gibi oldu. Salonun ışıkları yanınca, gözleri, simsiyah olmuş parmaklarına takıldı, ardından annesinin çığlığını duydu… Ertesi gün gözlerini bir hastanede açtığında, o simsiyah elin yerinde, bir tutam bez sarılı olduğunu gördü.

    Anne, kızının parmaksız bileğini avucunda okşarken, yeniden sorduğu soruyla irkildi.  “Anne babam neden o kutuda, cezalı mı?” Annesi cevabı olmayan mırıldanmalar içinde, eşinin neden tabutta olduğunu düşünüyordu. O da bilmiyordu ki bunu. Hiç sorulmazdı onun fikri, hiç ama hiç anlatılmazdı erkek işleri. O kendini bildiğinde bir hiç olduğunu öğrenmiş, hiçliği kabullenmişti.

    Eşi de aynı kültürün insanıydı. O kültürde, aile erkekten oluşurdu. Erkek bakar, besler, döver ve küçük kızları koltuklara bileklerinden bağlayıp, terbiye ederdi. Kadın, sadece susar, yapma bile diyemez, kendi yüreği tutsak olduğundan, kalkıp çocuğunun bileklerini çözüp onu affedemezdi.

    Hırsla tabuta baktı.  “Bu yuvada benim de varlığım olsaydı;   kızımızın bilekleri kangrenden kesilmezdi. Benim de varlığım olsaydı; o viran evde sen vicdan azabından içkiye başlamazdın.  Benim de varlığım olsaydı; böyle bir parkta, kimsesiz can vermezdin…  Benim de varlığım olsaydı;  kaderim babamın evinde yazılmazdı. Benim de varlığım olsaydı;  ben şimdi, burada, bu acılarla yapayalnız kalmazdım. Benim de varlığım olsaydı…”

   Kalkıp, tabutu açarak bunları yüzüne haykırmayı o anda çok istedi. Kucağındaki kızı olmasaydı, yapardı bunu.

    Kızı, babasının neden sandıkta uyuduğunu, akşam evlerinde yalnız kalınca da sormuştu. İçindeki isyan, gözyaşı ve hıçkırığa dönüşmüş, çareyi uyumakta bulmuştu, yine uyumak istiyordu. Göz kapakları düşerken trenin raylarda bıraktığı fren sesi ve nerdeyse kulakları delip gecen siren sesiyle dışarıya baktı. Anlaşılan bir istasyona gelmişlerdi. Bu arada güneş gri bulutlar ardında kaybolmuş, gün ortasında hava kararmıştı. Tren tamamen durunca, kar atıştırdığını fark ettiler. Çocuk bunu annesiyle paylaşmak istedi, göz göze geldiler. Annesi istemeden hıçkırdı ve zorla gülümsedi,  yüzünde çizgiler adeta donmuş gibiydi.  Kız, başını cama dayadı. Anne de kızının yanında cama dayandı. 

    "Bu kış, kar çok yağacak" diye düşündü kadın. Akasyaların dallarında kalmış birkaç yaprağın çırpınışlarına takıldı gözleri. Bu yapraklar gibi yalnızdılar dünyada. Bir anda her şey yıkılmıştı.  Oysa üç gün önce akşam yemeğini hazırlamış, eşinin dönmesini bekliyordu. Önce sebepsiz bir acı çökmüştü yüreğine, balkondan, komşusu Ayşe Abla’ya seslenmişti. Senenin ilk kar taneleri düşmeye başlamıştı kaysı ağacı dalları arasından.  Onlar konuşurken polisler gelmişti. Kocası mahallenin parkında ölü bulunmuştu. Bir anda ortalık ana baba gününe dönmüştü…

     Kim yaptı, niçin yaptı, neden öldü hiç bir fikri yoktu. Polisler "kalp krizi" demişlerdi. Yasını tutmadan, acısına alışmadan, kayın babasından telefon gelmiş, "cenazeyi getirmesini" söylemişti. Çaresiz, cenazeyi memleketine götürecekti. Kayın babası telefonda “Kocanın kardeşi seni istasyonda karşılayacak, nüfus cüzdanını unutmayasın!” demişti.  Komşusu Ayşe Hanım’ın; “Kardeşi kardeşe yar eder bunlar, gitme babası gelsin, götürsün cenazeyi” sözünü hatırladı. O anda acıyla söylenivermiş sözler, şimdi "kaynın karşılayacak", sözüyle, "nüfus cüzdanını unutma", hatırlatmasıyla… saçlarının arasından sırtına soğuk terler yürüdü. Düşünmeye bile fırsat bulamamıştı. “Bildiği bir şey vardı Ayşe Abla’nın.” diye mırıldandı. “Mallar yabana gitmesin diye kaynıma çağırıyorlar beni..."

       İçine ölüm acısından daha büyük bir acı çöktü.

      Aslında, o köye gitmeyi istemiyordu.  O köyde doğmuş,  o köyde canı çok yanmış; o köyde hiç istemeden anne olmuş, o köyde sevdasını saklamış ve kimselerin bilmediği sevdiğini kaybetmişti. O köyde bir hiç olmuştu. Şimdi kendi ayaklarıyla bir ömür boyu kendisine çizilen hiçliğe gidiyordu. Telaşla etrafına bakındı, kompartıman adeta tabut olmuş ruhunu sıkıyordu. Tabutun içine kocasını değil, sanki onu diri diri sokmuşlardı. Kaçmak istiyor, kızı ayaklarına dolanıyor, kocasının tabutu, önünde dağ oluyordu. “Kaynıma karı edecekler beni!” dedi hırsla. “Ölürüm daha iyi. Sormazlar bana, sormazlar…  Anama babama da danışmazlar. Hoş danışsalar ne değişir ki?”  Kendi kendine mırıldanıyor, kızı endişeyle yüzüne bakıyordu. “Doğduğum köylerde kadın bir hiçtir, kaderini erkekler yazar kadının. Erkekler; “At, avrat, silah…” derler;  ama ayakları sürçen atları ve kadınları ya yılkıya salarlar, ya da vururlar, adına da töre derler…” 

       İçinde ağıtlar yankılanıyordu, gözlerine kan oturmuştu. “Bu son istasyon.” dedi içinden bir ses. Bu son istasyon… Küçük kızın bir yumruyu andıran koluyla pencereye şekiller çizmesine, kadının içindeki fırtınanın buğusu da katıldı. Bu son istasyon… Yıllar önce istasyonda buluşup uzaklara kaçmayı düşündüğü ilk sevdasını hatırlattı camdaki şekiller. Yeniden gözleri doldu. İlk sevda ateşini yüreğine gömen okul arkadaşının hayal meyal şekli, göz bebeklerinde biriken yaşlar arasında kaybolurken, yerinden hızla doğruldu. Dışarıda bir kondüktör; “Yolcu kalmasın!” diyordu. 

   Kızının elinden tutu,  valizi aldı diğer eline, trenden indi, trenin kalkış çığlıkları yankısında,  başını aralıktan görünen tabuta doğru çevirip, eşiyle sessizce vedalaştı. Daha fazla dayanamayıp özgür olabileceği bilinmezliklere doğru koşar adım yürümeye başladı.

   Kızı,  “Babam sandıkta kaldı anne!” diyor,  o duymuyordu.  Yüzüne, saçlarına konan kar tanelerini kızının koltuktan çıkardığı kuş tüyleriyle özdeşleştiriyordu. “ Kuş tüyünü uçurtmak meğer ne kadar güzelmiş. Daracık odalara hapsedilen yüreğim, bir hiç olan yüreğim, küçük bir kuş tüyüymüş meğer.” diye mırıldandı anne.  Küçük kızı hâlâ geriye, babasının tabutunu taşıyan trene bakarak yürüyordu.

   Kız ve anne, istasyonun ardındaki daracık sokaklarda, bilinmeze doğru yürüyüp gittiler.  Ardında zift karası dumanlar savurarak uzaklaşan trene bir daha hiç bakmadan...

     Bir koltuk minderinden fırlayan kuş tüylerini andırırcasına, lapa lapa yağan kar taneleri, gökyüzünü tamamen kaplamıştı.
 ------------------------------
*Konya Meram Fen Lisesi Öğrencisi
(Bu hikâye Avrupa Birliği Projesi çerçevesinde, liseler arasında düzenlenen "Eşitlik Konulu Hikâye Yarışması"nda "Jüri Özel Ödülü"ne lâyık bulunmuştur.)

  Editör :  Rıdvan GÖK

1585 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 15 Puan Verildi
 Kaynak :  Begüm Polat

 Kategori ¬ Hikâye

  Yorum ( 1 )   

 h.kübra bozer

Tarih : 07.01.2010 17:21:14  

  kalemini bırakmayasın...

Kayıtlı İp: 78.169.20.152


insanın yüreğine dokunan bir hikaye. güzel bir anlatım. yüreğine sağlık, kalemini bırakmayasın.
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 36
 Dün : 103
 Toplam : 165313
 Ip No : 18.204.2.190
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.