Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Biyografi - RENKLERİN ÇIĞLIĞI / Demet DEVECİ - Gülşah YILMAZ - Yeni Kalemler
   
 RENKLERİN ÇIĞLIĞI / Demet DEVECİ - Gülşah YILMAZ

RENKLERİN ÇIĞLIĞI / Demet DEVECİ - Gülşah YILMAZ
 Yazı Boyutu

 Tarih : 24.09.2009 - 22:07:17


Sessizlik... Hayatımda beni hiç yalnız bırakmayan en büyük yoldaşım... Ona ne kadar çok Git demek istesem de o tek heceli sözcük bir türlü çıkmadı iki dudağımın arasından...

 

RENKLERİN ÇIĞLIĞI / Demet DEVECİ & Gülşah YILMAZ*

 

Sessizlik... Hayatımda beni hiç yalnız bırakmayan en büyük yoldaşım... Ona ne kadar çok "Git" demek istesem de o tek heceli sözcük bir türlü çıkmadı iki dudağımın arasından...

Beni anlamasını bekledim ama olmadı. Herkes gibi o da beni anlamadı. Ya da suç bende! Hiç kimseye derdimi anlatamadığım gibi ona da anlatamadım. Tek başıma tutunmaya çalışıyordum paramparça, hayata. Yine sustum... Başbaşaydım bu sessiz kaderimle... Hiç kimse duymuyordu sessiz çığlıklarımı, içimde kopan fırtınaları...

Yıllar geçti, bakıyorum da sonbahar yaprakları gibi dökülen takvim sayfalarına... Alıştım galiba bu mahzun sessizliğe.

Yine uyandım yeni bir güne. Buğulu penceremde minik damlacıklar oynaşıyordu. Attım kendimi o daracık sokağıma. Sıkılsam da bir türlü vazgeçemediğim o boş yola... Belki bir umut, belki de tutunacak bir dal bulurum hevesiyle... Yağmur damlalarını tenimde hissediyordum. Sanki tenimin bu damlalara ihtiyacı vardı. Islandım... Gökyüzü ağlıyordu, ama ben bu hıçkırıkları duyamıyordum. Yağmurun sesi var mıydı gerçekten? Ya da duymak istediğim ses yalnızca yağmurun sesi miydi?

Bütün bunları düşünürken ıslanmamak için ıhlamur ağacının altında bekleyen küçük simitçiyi gördüm. Ellerini ovuşturarak ısınmaya çalışıyordu. Kolları kısa gelen yıpranmış montu onu ısıtmıyor gibiydi,

Ne garip geldi bana, o cıvıl cıvıl sesli dünyasında üşüyüp ıhlamur ağacının gövdesine sığınırken. Ben ise sessiz dünyamın yağmurlarında yıkanıyor, bir nevi hayat buluyordum.

Off... Yine yormuştu beni bu sessizlik. Baksanıza neler şündürüyordu yine bana... Bir simit almak istemiştim hâlbuki. Sıradan bir simitçinin bile beni böyle derin düşüncelere sevk edebileceği aklıma gelmemişti. Yaklaştım..."Bir simit verir misin?" demek istedim kendisine. Ama nasıl diyebilirdim ki? Ağzımı açtığım an sözcükler ağzımda kilitli kaldı. Vazgeçtim. Yine yürümeye başladım. Yağmur dinmişti ve yerlerde küçük su birikintileri oluşturmuştu. Adım attıkça paçalarım ıslanıyor, su damlaları beni kendine çekiyordu. Sanki yağmur bana; "Ben yağdım ve dindim, ama sen beni duymadın bile..." deyip, dalga geçiyordu.

Sanki attığım her adım çıkmaz sokaklara giriyordu. Bu şünceler girdabında yolumu bulmak için ilerlerken daracık sokak beni boğmuştu. Sahilden yürümeye karar verdim. Denizin kokusunu içime çektim. Bu koku, beni, biraz olsun, kendime getirdi. Dalgaların kıyıya vuruş sesini hissediyordum. Deniz sanki kendinden bir parça bırakıyordu kıyıya her vuruşunda... Bu sefer de denizin derinliklerinde kaybolmaktan korktum. O anda üşüyen ellerimi cebime attım ve adımlarımı hızlandırdım. Kaçarcasına gidiyordum. Etrafımdaki insanların gürültüsünü duyamadığım için ilk defa memnun olmuştum. Bunu düşününce biraz rahatladım. Hızlanan adımlarımı kontrol edememiştim ki, birisine çarptım. Kafamı çevirip baktığımda sinirli bir surat beni karşıladı. Bu bir bayandı. Kırmızı elbisesi dizlerine kadardı. Birbirine uyumlu siyah çantası ve çizmesi... Omuzlarına dökülmüş kızıl saçları... Ve gözleri, kaybolmaktan korktuğum denize benziyordu. Daha fazla bakamadım o gözlere. Dudakları kıpırdamaya başladı. Bir şeyler diyordu; ama duyamıyordum ki... Özür dilemek istedim; fakat o an sessizliğim yüzüme çarptı. Tıpkı bir tokat gibi, hatta daha da acı... İnsanların yarama basması, dudaklarıyla kalbimi acıtması beni bitiriyordu. Yapabildiğim tek şey, arkamı dönüp yoluma devam etmek oldu. Bir an önce evime gidip, yalnızlığıma karışmak istiyordum.

Nihayet evimdeyim. Sırılsıklam olmuştum. İstediğim de buydu zaten. Halimden hiç şikâyetçi olmadım. Şu an güzel bir şeyler mırıldanmak isterdim... Pencereye doğru ilerledim, dışarı baktım. Gökyüzü sanki rahatlamıştı, içini dökmüştü yeryüzüne. İçindeki her şeyi hıçkırıklarında duyurmak istemişti galiba; ama duyuramayıp ıslattı yeryüzünü gözyaşlarıyla. Nemlenmiş bir yanak gibiydi şehir.

Gökyüzü bir şeyleri anlattığını sandı; ama yareni hiçbir şeyin farkında değildi.

Tıpkı beni anlamayan insanlar gibi. Gökyüzü anlatamadığını ağlıyordu, söyleyemediğini rahmet damlalarıyla söylemeye çalışıyordu, ama nafile...

Hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı. Gündüzün aydınlığı işini tamamlayıp sırasını akşamın kederli karanlık bulutlarına bırakıyor gibiydi. İnsanlar bir yerlere yetişmeye çalışırcasına hızlı hareket ediyordu. Hızlı adımlar, hızlı zaman. Akşamın kederine baktıkça, kendimi yalnızlığa ve sessizliğe esir ediyordum adeta.

Yalnızdım, ama sessiz kalmayacaktım. Bir şeyleri anlatmak istiyordum, paylaşmak belki de. Ben de gökyüzü gibi farklı bir yolla dile getirecektim içimde biriken his yığınını. Benim dudaklarım fırçamın uçundaydı. Kendimi tuvale anlatıyordum. Hayat izlerimi taşıyordu, o bembeyaz bez üzerindeki fırça darbeleri. Issız dünyama boyalarımla ses kattım. Pembeyi, kırmızıyı, maviyi hayatıma ben kattım. Benim sözcüklerim onlar oldu. Kimse renklendiremedi bu hayatı şu boyalar kadar. Kimse konuşmadı benimle böylesine. Ya da ben mi dinleyemedim, bilmiyorum. Derdimi anlatacak tek dostum fırçamdı, Onunla dertleşiyordum ben, onunla sohbet ediyordum. O, benim dünyamdı... Sözlerim manzaraya, insanlara, şekillere dönüşüyordu. Fırçamla şarkı söylüyor, tuvalimle şiir okuyor, boyalarımla mırıldanıyordum. Dudaklarımdan çıkamayan nağmeler fırçamdan akıp gidiyordu. Sanki kendine yeni bir yol çiziyor, rotasını tayin ediyordu.

O daracık sokak, su birikintileri, boğulmaktan korktuğum mavilik bana ilham veriyordu. Sonbaharın asil rengidir sarı... Sarı susmaktır, sussun, yakışıyor sonbahara. Sıkıntılı bir hayat gibi döker yapraklarını ağaçlar. Boyarken sarıyı, dallarımda ötüşür, gençliğim gibi, sahtekâr kuşlar. Bir resim gibi kış, çizerken üşüdüğüm. Ama boyasız çizilir mevsimin sayfasına. Sadece sonbahar ve kış yok tabii ki hayatımda; ama onlar daha yakın bana, benim gibilere. Ben yaşamımı ğıtlarda saklıyorum, çünkü bir resim mevsimi var önümde, bizden geriye sadece hatıralar kalıyor. Zamansa güncesini alnımda tutuyor.

Beyaz sayfama işte böyle haykırıyordum. Sanki resmimden hüzün taşıyordu. Sanki bir hırs, bir çığlık... Hayat tabloma çizdiğim resim; duyamadığım melodilere, dileyemediğim özürlere, isteyemediğim simitlere dönüşüyordu. Adeta eksik yanımı yansıtıyor ve beni tamamlıyordu. Her resmim farklı bir dünyaya açılıyordu sanki. Hepsinde parça parça bir ben, aslında baştan sona sessizliğim...

İşte bu duygularla çizdiğim resmim son sergimin şaheseri olmuştu. Hazırlanıyordum ve bitti galiba. Resimlerim bu hayatı yeniden kazanışımın bir diploması benim için. İnsanlardan, dünyadan kopuk yaşantımı asmak, eksiksiz bir şeyler yapmaktı benim mutluluğum.

Güzel bir salonda, parlak ışıkların altında beni anlatan, beni yansıtan resimlerim. Hepsinde ayrı bir duygu, hepsinde ayrı bir heyecan… Eziliş, kurtuluş, başarı! Her şey tam, eksik yanım, görünmüyor. Bana özeniliyor, ben, beğeniliyorum. Hissettiğim duygu belki de bu, başarı duygusu! Evet, hayat bana ses vermedi; ama dolu dolu renkler verdi. Ne olursa olsun, hayat devam ediyor. Hayata kıyısından- köşesinden tutunmak lazım, geriye bakmadan ilerlemek lazım.

O masum yüzümde sessiz çığlıklar gibiydi söyleyemediğim her söz. Şimdi karşımda bana acıyarak bakan gözler, yerini hayranlığa bırakıyor birer birer. Her solukta ruhuma bir gurur iniyor. Renklerin çığlıklarını ise duyar gibiyim...

 
----------------------------

*Ordu-Perşembe Anadolu Lisesi

(“Yaşadığımız Çevre ve Engelli” Konulu Hikâye Yarışması Türkiye Üçüncüsü)


  Editör :  Rıdvan GÖK

1398 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 10 Puan Verildi
 Kaynak :  gonca

 Kategori ¬ Biyografi

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 2
 Bugün : 23
 Dün : 85
 Toplam : 142787
 Ip No : 3.235.62.151
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.