Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
İktibas - Unuttuğumuz karanlık / Ufuk BOZKIR - Yeni Kalemler
   
 Unuttuğumuz karanlık / Ufuk BOZKIR

 Yazı Boyutu

 Tarih : 14.06.2009 - 22:46:16


Karanlık eşitleyicidir. Karanlık herkesin.Ölümün bir yüzü. Hayatın diğer kanadı. Dip. Görünmez. İstenmeyen. Korkulan. Kopkoyu karanlık. Sıfat olarak yapayalnız. Siyah bile değil. Karanlığı lanetledi insan hep. Kötücül buldu onu.

 

Unuttuğumuz karanlık / Ufuk BOZKIR

Karanlık eşitleyicidir. Karanlık herkesin.Ölümün bir yüzü. Hayatın diğer kanadı. Dip. Görünmez. İstenmeyen. Korkulan. Kopkoyu karanlık. Sıfat olarak yapayalnız. Siyah bile değil. Karanlığı lanetledi insan hep. Kötücül buldu onu.

Işığı yüceltmek için alaşağı etti. Karanlık bilinmezliğin uğultusu içinde yok sayılmanın buzulluğuna terk edildi. Ateşin peşinde ömür tüketti. Mağarada. Sanki ışık değil, karanlık ebediydi. Böyle olmasından korktu. Ürperdi. Ürktü. Tohumun karanlığı bir tutuldu sokağın karanlığı ile. Kör dedi görmeyene. Kara, karanlık gözlükler verdi ona. Korku filmlerindeki ortak ışık. Loş ile gözün seçemediği ölü nokta. Birden parlayan bıçak. Ateşlenen tabanca. Suçlunun geçmişi sayıldı. Ülkenin geleceği. Karanlık, karanlığın elinden çekip alındı. Bir işlek kelime. Joker. Dileyenin her daim karşısındakine savurabileceği haklılık hançeri. Ne bir dönüş mitosu ne bir altın ülke hayali. Karanlık meczup değil. Akıl kırılması. Ruh daralması. Ormanın içleri belki. Dönüşsüz. Sözlerin akışı bir de amaçsız. Ortak düşmanımız. Bizi birbirimize bağlayan arketip. Bir köşesi hep açık üçgen. Her an zıplayıp kurtulma isteği. Hapishane. Acı çağ. Kölelik.

Bunlar geçiyor aklımdan. Akıyor. İçinde bulunduğum araba yokuşu ağır ağır tırmanıyor. İniyor mu yoksa? Böylesi bir durumda inmekle çıkmak birdir diyorum. Kiraz ağaçlarının, gür suların, yüzü buruk aydınlık insanların arasından geçiyoruz. Akşam güneşi, yalın ve yalçın dağ uçlarında, çoban yastıklarında düğün ediyor. Birazdan biri çıkacak ve son kez konuşacakmış gibi. Bir beklenti, umut tabiatta. Nereye gittiğimi biliyorum. Aslında nereden döndüğümü daha iyi biliyorum. Zihnim gidişle dönüşü aynı zevk anının içinde birleştiriyor. Tatlı bir gevşemek. Sagalasos antik şehrinin kararmış taşlarına bakıyorum. Asma, nar, buğday başağı sembollerine. Aşağıda, Ağlasun ilçesi, pırıl pırıl parlıyor bereket aynasının içinde. Sagalasos, şu üstüne bastığım antik toprak, tekrar düşündürüyor beni? Hangi taş karanlık? Hangi sütun, hangi çeşme? Şu üstüne bastığım toprağın altı. Orada bir geçmiş zaman yok mu? Toprak kazılınca, karanlıktan aydınlığa mı çıkacak zaman? Nedir bu karanlık öfkesi, ışığı yüceltme, kutsama telaşı? Ve zihnim, zevkine doyulmaz bir kitabın sayfasını çevirir gibi, dün geceye atıyor beni. Karanlığın kucağına... Sıcak yorgana. Rahim tınlamasına.

Toplantıdayım. Kürsüde konuşan bir Amerikalı var. "Anlamak" diyor, hayatın tek amacıdır. "Anlaşılmamış bilgi, ne öğrenilebilir, ne öğretilebilir".. Yorgunluğun çektiği tatlı uyku karanlığı içinde bir radyo cızırtısı gibi çarpıyor kulak duvarlarıma. Onu alıyor, hafızamın kimseye açılmayan bir odasına saklıyorum. Ve iniyorum göl kenarına. Dün gece, geç saatte, birden o oldu. Elektrikler gitti. Kesildi. O çok kutsanan ışığın çocuğu sinmiş, dişleri dökülmüş köpek gibi kıvrıldı bir köşede, hırlamaz oldu. Belki de bir yüksek duvardan düştü, çarpıldı, karanlığın o muhteşem cüssesi içinde duyulmadı çığlığı. Büyükçe bir masada oturuyorduk. Karşımda arkadaşım sigara içiyor. Ve kimse kimsenin yüzünü seçemiyor. Ses ışık hükmünde. Bellek kılavuz. Arkadaşımın tam arkasında büyük bir göl uzanıyor. Gölü göremiyorum. Gölün olduğunu biliyorum. Dün sabah kıyılarına bata çıka vardım ona. Elimi uzattım. Uzun uzun rengine baktım. Göller yalnızdır denizlerden. Göl göçmüş sulardır. Terk edilmiş âşıklar. İşte biliyorum onu. Ya bilmeseydim, görmediğim göl, karanlığın hükmüne mi boyun eğecekti? Aklım, arkadaşımın elindeydi bir yandan. Sigara içiyordu. Vakit kor haline dönmüştü. O büyük bir ihtirasla çekiyordu sigarayı. Sigarayı çektikçe zaman çıtır çıtır yanıyordu kâğıdın sesinde. Ya dedim yine birden, karşımda oturanın bir insan, arkadaşım olduğunu bilmeseydim, şu kor, koyu kırmızı şey, karanlığın ortasında akıl karıştırmaz mıydı? Denedim, arkadaşımı, onun elini kolunu unuttuğum vakit, o minicik kor, sigara ateşi nasıl da büyük bir probleme dönüyordu.. Yok oluyordu. Sönecek ışık, yaşayacak karanlığa doğru nasıl salınıyordu?

Kalktım. Başımı göğe kaldırdım. Yıldız. Unuttuğumuz yıldızlar. Çocukluk anıları gibi. Oradan. Yaşamanın kıpırtısı. Biraz yürüdüm. Karanlığın daha bir gür, olduğundan yüksek gösterdiği ağaçlara baktım. Etraf otların yaydığı kokularla dolu. Sanki bir gül boynunu bükmüş gece bülbülü. Söğüt, saçlarını boynuna dolamış, sonra da eğilmiş gece dilberi. Kaldığım otelin balkonuna geçtim. Karşımda göl. Az önce, arkadaşımın gerisindeki, uykulu kedi. Gecenin karanlığında başka. Yaratılışı bitmemiş. Sevgi madeni. Gölün arkasındaki dağ sıraları vücudumun devamı gibi. Bir hissediyorum kendimi. Daha doğrusu, aklım karanlığın içinde yoğruluyor. Balkonun üstünden inen erik dalları, asma yaprakları tabloyu tamamlıyor. Ve, gece kuşları. Zaman katıyor dünyaya. Ses, gece kuşlarının sesinde varlığın şakımasına dönüşüyor. Birden ne kadar güzel olduğunu duyuyorum her şeyin. Işık nasıl varlığa sadece gerçeklik değil ruh da katıyorsa, karanlığın da ne kadar koyu olursa olsun aynı değerde durduğunu hissediyorum. Elektriğe kızacak değilim. Şehirlere sırt dönecek halim yok. Ama karanlığa yapılan haksızlığa da isyan ediyorum.. Ne kadar yumuşak her şey karanlıkta. Köşesiz. Uslu. Bütün. Sessiz. Huzurlu. Dönmüşüm gibi yitiklikten. Acı dinmiş gibi. Ne geçmiş ne gelecek. Anlamsız her şey.

Tekrar arabada buluyorum kendimi... Dün gecenin hafızama ördüğü karanlık ve tatlı yumak kadifemsi dokunuşuyla mutlu ediyor beni. Özlüyorum. Kemiklerim yanıyor. Bir çiçek yavaşça uyanıyor. Kapılar aralanıyor. Yapraklar yaprakların önünde eğiliyor saygıyla. Radyoda, Melihat Gülses, "Bülbülüm Altın Kafeste" şarkısını söylüyor. Gün devrilmek üzere. Birazdan karanlığın adımları hızlanacak. Ve ben, çok özlediğim bir duyguya varmışçasına yaşamaktan şevk duyacağım. Odamdaki bütün ışıkları söndürüp nefes alıp verişimi dinleyeceğim. Karanlığı bir ışık göreceğim. Asıl ışığı belki.


  Editör :  Rıdvan GÖK

577 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Puan Yok  
 Kaynak :  zaman

 Kategori ¬ İktibas

  Yorum ( 0 )   

Kayıtlı Yorum Bulunmuyor.

 

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 4
 Bugün : 36
 Dün : 103
 Toplam : 165313
 Ip No : 18.204.2.190
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

Bilgilere Geçici Olarak Ulaşılamıyor.

 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.