Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 
Makale - GÜL ESİNTİLERİ / Rıdvan GÖK - Yeni Kalemler
   
 GÜL ESİNTİLERİ / Rıdvan GÖK

GÜL ESİNTİLERİ / Rıdvan GÖK
 Yazı Boyutu

 Tarih : 11.04.2009 - 00:13:34


Baharı iyiden iyiye hissettiğimiz şu günlerde, gül arzulamaktan daha tabiî ne olabilir ki... Her şeyi solduran ağır bir kıştan sonra, güle kesmiş bir yeryüzü; gül kokulu gönüller, gül yüzlü insanlar, gül renkli duygu ve düşünceler...

 

 
 
 
Gül alırlar gül satarlar                                  
Gülden terazi tutarlar  
Gülü gül ile tartarlar                              
Çarşı pazarı güldür gül

                            (Ümmî Sinan)

  

GÜL ESİNTİLERİ / Rıdvan GÖK

 

Baharı iyiden iyiye hissettiğimiz şu günlerde, gül arzulamaktan daha tabiî ne olabilir ki... Her şeyi solduran ağır bir kıştan sonra, güle kesmiş bir yeryüzü; gül kokulu gönüller, gül yüzlü insanlar, gül renkli duygu ve düşünceler... Olabilir mi dersiniz? Kim bilir, neden olmasın...
 
Önce içimizde açmalı güller, bizi kuşatmalı çepeçevre. Sonra evimizi sarmalı, sokağa, mahalleye taşmalı; şehrimizi fethetmeli daha sonra da. Şehirler, gül kokulu bir ülkeye vücut verecektir nasıl olsa. Başka dünyalara, başka iklimlere doğru yayılıp gitmesi ise hiç de zor olmayacaktır nihâyetinde...
 
Bunun için her şeyden önce, Güllerin Efendisi’ni çok iyi anlamamız gerekir hiç kuşkusuz... İnsanlığa ve bütün âleme bin dört yüz küsur yıldır güller yağdıran o Gül Yüzlü’yü... Yüce Yaratıcı’nın gönderdiği sonsuz bir gül rahmetidir O. Hoşgörü ve sevgi ikliminde, tereddütsüz olarak, herkese ve her şeye sağanak sağanak yağan bir rahmet... "Kupkuru çölleri cennete çeviren Gül...”
 
Batılı bir düşünürün ifadesiyle; "her şeyin ezelî ve ebedî sahibi olan Kudret Eli’nin, O’nun vasıtasıyla dünyaya gönderdiklerini, insanlığın hayatından çekip alacak olsaydık, insanoğlu kendisini taş devrinin koyu karanlıkları içinde bulurdu.” Ah, Batı dünyası, bunu bütünüyle bir bilebilseydi...(Danimarka’daki gazetelerde yayınlanan o çirkin karikatürler ne kadar elem verici.) Mehmed Akif ne güzel söylemiş: "Medyundur o ma’sûma bütün bir beşeriyyet...”
 
O’ndan önceki zamanlar, tarihin en karanlık çağlarıdır gerçekten de. Çünkü o Gül-i Ra’nâ’nın kokusu yoktur o çağlarda ve insan, evrensel değerleri işleme konusunda kemale erme noktasından çok çok uzaklardadır. O’ndan önceki çağlar, şairimizin dediği gibi, bir bakıma, “boşluğa bakan aynalar” olmuştur. O’nunla taçlanan Saadet Asrı ise, dünyanın bir daha asla ulaşamayacağı müstesnâ bir çağ olmuştur.
 
Gül Yüzlü Elçi, "İyilikle kötülük bir olamaz, sen kötülüğü en güzel olan hareketle önle. O zaman göreceksin ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, yakın bir dost gibi olacaktır.”(1) emr-i İlahi’sinin mücessem bir uygulayıcısı olmuştur. Kirlenen, ziftlere batan gönüllerdeki gerçek özü, sevgi özünü bulup lâyık olduğu konuma yükseltmek, yegâne gayesi olmuştur O’nun. Çünkü bu özün işlenmesiyle birlikte, "çirkindeki güzel” görülebilecek;  insanlar, herkese ve her şeye, en içten tebessümler göndererek sayısız güller açtıracaklardır. Hiç şüphe yok ki O, “Âlemlere Rahmet Olarak Gönderilen”, insanlık var oldukça, her dem diriltici esintiler sunmaya devam edecektir.   
 
Yüce Yaratıcı’nın ruhumuza fısıldadığı bir coşku, bir ışık olan sevgi ve hoşgörü anlayışını, o Gül Peygamber’den aldıkları nur ile cilâlayıp parlatan müminler; sonraki asırlarda, insanlığın yüz akı olan medeniyetler kurdular. Bütün dünyanın gözlerini kamaştıran bu medeniyetler, insanı merkez alan ‘gerçek medeniyetler’ oldular. Çünkü bu medeniyetin bânileri, bir medeniyetin ‘medeniyet’ olabilmesi için gereken ölçünün, Cemil Meriç’in söyleyişiyle, “insana değer vermek” olduğunu gayet iyi biliyorlardı.
 
İnsanı “Allah emâneti” olarak gören anlayışa, uzun asırları dolduran İslâm tarihi içinden sayısız örnekler göstermek mümkündür. Ancak biz, sadece, o zamanlar içinden birkaç nefeslik gül esintisi sunmakla yetinmek durumundayız. Hz. Ali; "İnsanlar hakkında bütün kin düğümlerini çöz, seni intikama sürükleyecek iplerin hepsini kes, sence açıklık kazanmamış şeylerin tümünü anlamamış görün. Şunu-bunu çekiştiren gammazların sözüne sakın inanma.” diye söylemiş. Hasan-ı Basri Hazretleri ise; "İnsanlara karşı kalbini yokla, birine karşı, eğer kalbinde kötü mânâda bir değişiklik hissedersen onu gidermeye çalış ve onun hakkında iyi düşüncelerde bulun, bu hususta ondan özür dilemeyi de unutma!” demiştir. Ne kadar muazzam ölçüler…
 
Evrensel anlayış ve hoşgörünün en bereketli hasadı, hiç şüphesiz, bizim topraklarımızda gerçekleşmiştir.  Mübalağa etmeksizin şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Dünyanın hiçbir milleti, bizim kadar sevgi ve hoşgörü timsali şahsiyetler yetiştirememiştir. Fethedilen uzak iklimlere doğru tabur tabur, alay alay akan gönül erleri, ulaşabildikleri her köşe bucakta güller ekmişler, güller dermişlerdir... Sevgi kumaşında ilmek ilmek dokunan gül kokulu canlar, ulu bir çınara hayat vermişlerdir hep birlikte. Ahmed Yesevî, Hacı Bektaş-ı Velî, Mevlânâ, Yunus Emre, Sarı Saltuk, Somuncu Baba, Hacı Bayrâm-ı Velî, Merkez Efendi, Niyazi-i Mısrî, Aziz Mahmud Hüdayî, Şaban-ı Velî, Ümmî Sinan, Gül Baba ve daha kimler kimler... Uçsuz-bucaksız vatan toprakları üzerinde sayısız gül bahçeleri vücûda getirirler asırlar boyunca...
 
Bir gönül almak için varını-yoğunu fedâ etmeye hazır bir hoşgörü toplumu; elbette nefretten, zorluk çıkarmaktan ve korkutmadan uzak olacaktır. Selçuklular zamanında, kendilerine gösterilen insanca davranışlar karşısında şaşkına dönen ve müslüman olan Haçlı askerleri için, aralarında bulunan kendi tarihçileri, şu çarpıcı ifâdeyi kullanmaktan  kendini alamaz: "Ah merhamet!...Her türlü ihânetten daha zâlimsin!...”(2)
 
Pek tabiî ki, temelinde sevgi ve iyiliğin bulunduğu, insanı yüceltmeyi esas alan bir toplumun, kendilerine göre, bu akıl almaz uygulamaları karşısında Batılı bir tarihçinin şaşırması gayet normaldi. Çünkü Selçuklu askeri, gül esintileri içinde, ulvî duygularla dopdoluyken Haçlı askeri, karşısındakini yok etmekten başka bir şey düşünmüyordu.
 
Yine, aslen Macar olan bir müsteşrik, Osmanlı hoşgörüsü için şunları söylemekten kendini alamaz: "Beş yüz sene hâkimiyetleri altında yaşadığımız Osmanlılar, bize hayat hakkı tanımasalar ve günde bir gayri müslim öldürselerdi, bugün Yunan, Sırp, Bulgar ve Romen halkından bahsedilemezdi…”(3) Gül kokulu bir medeniyetin mensuplarından başka türlüsü beklenebilir miydi?
 
Çok geniş bir coğrafya üzerine yayılmış bulunan külliyeler, imaretler, köprüler, çeşmeler, hanlar, hamamlar… Bunların yanında camiler, kiliseler, havralar… evrensel anlayış ve hoşgörünün yeşerttiği gül kokulu bir medeniyetin canlı şahitleri olarak durmakta değiller midir? Bizim ordumuz hiçbir zaman, çekirge sürüsü gibi, ne bulursa silip süpüren yağmacılar ordusu olmamış; tarihçi Tahsin Ünal’ın ifadesiyle, "etrafına zarar vermeden akıp giden bir nehir görüntüsünde” olmuştur. O, zarar vermek şöyle dursun, "ardına çil çil kubbeler serpen” bir gül ordusu olmuştur.
 
Kuş evleriyle, topal leyleklere bile sahip çıkan vakıflarıyla, çevrenin genel görünüşüyle bütünleşen gönül okşayıcı mimârîsiyle; gül yaprağından ince bir sosyal hayat akıp gitmiştir yüzyıllarca... Sokaklarımız, semtlerimiz, şehirlerimiz, tek bir ruh gibi hissedip öyle yaşamıştır. "Vatan üstünde hürr esen rüzgârlar”, ruhlara inşirah veren gül esintileri ile huzur taşıyıp durmuşlardır durmaksızın.
 
Ya Çanakkale’de, İstiklâl Harbi'nde gül kokuları yok muydu? Kahramanlığı ve insanlığı ile bütün dünyayı kendisine hayran bırakan Mehmetçik, gazilik ve şehitlik gibi en yüce makamlara yükselirken, gül bahçeleri yeşermez miydi kirpiklerinin ucunda? Ölüm yarasının derin acıları içinde olmasına rağmen; "beni ayağa kaldırın, O yanıma gelmişken ben nasıl yatarım” diyen Mehmetçiğimizin engin ruh halini, başka türlü nasıl anlayabiliriz ki? Aziz milletimiz, bu topraklarda sonsuza kadar Gül-i Ra’nâ koksun diye, kanıyla yükseltmedi mi gül yüzlü bayrağını? Söz buraya kadar gelmişken şu mısraları söylemeden geçip gitmek mümkün olabilir mi:
“Bir yerin adına dendi mi Türk beldesi / Gözüm al bayrak arar, kulağım ezan sesi.”
O halde, gelin, gönüllerimizi yeniden gül bahçesi haline getirelim. Ülkemizi, dünyamızı güllerle donatalım. Unutmayalım ki, ruhlarımız gerçek saadeti ancak bu şekilde bulabilir. Asırlar boyunca gül kokusu ile sarmaş dolaş olan bu topraklar, O’nsuz yaşayamaz. O’nu insanlık ufkunun başköşesine oturtmak düşüncesi, her zaman kara sevdâmız olsun…
 
Bizim insanımız, hangi şart altında olursa olsun, gerek kendi topraklarını, gerekse bütün âlemi güllerle müzeyyen edecek yürek ve zekâ kuvvetine her zaman sahiptir. O büyük sevgi çınarı onun ruh kökünde gizlidir. "Bu gün çiçeğini dökmüş, meyvesini tüketmiş ve bütün şenliğini kaybedip çırılçıplak (görünüyorsa ) da ne gam? Gene aynı kan, aynı insan, tekrar o devridaim macerasına dönüp, yine çekirdeğe zuhur emrini vermek yolunda için için demlenip yeni bir kıvama hazırlanmaktadır.”(4)

 

------------------------------

1-Fussilet suresi,34.ayet.

2-T.W.Arrnold, İntişar-ı İslam Tarihi.

3-A.Akgündüz, Osm. Devletinde Taşra Teş. ve Özellikle

    Rumeli Eyaleti’nin İdari Yapısı

4-Samiha Ayverdi, Türk Tar. Osm. Asırları, c.3.

  Editör :  Rıdvan GÖK

2499 Kişi Tarafından Okundu.

Yazdır Yorum Ekle Tavsiye
 
1 2 3 4 5   Bu Habere Toplam 86 Puan Verildi
 Kaynak :  r.gök

 Kategori ¬ Makale

  Yorum ( 3 )   

 Ali Aksoy

Tarih : 28.03.2010 16:11:41  

  Gülün Kokusunu Taşıyanlara Selam

Kayıtlı İp: 78.175.145.5


Güllerin Efendisi olan Gül-i Muhammedinin tercümanı olan Sayın Hocam Rıdvan GÖKe saygı ve selamlarımı iletir, gülistan diyarına nice güller yetiştirmesini Allahtan dilerim. Doğankent Lisesinden sizleri unutmayan bir öğrenciniz. Doğankent / Giresun
 BİR GÜL AŞIĞI

Tarih : 25.11.2009 11:32:56  

  O BÜYÜK GÜL

Kayıtlı İp: 212.175.112.159


keşke herkes o GÜLÜanlayabilseydi
 ismail öztürk

Tarih : 17.05.2009 11:12:25  

  gül esintileri

Kayıtlı İp: 85.105.218.145


Haklısınız hocam. Gül esintilerine kapılma zamanı geldi. Kaçırmamak lazım.
  Sayfalar : İlk Sayfa - [1] - Son Sayfa

 Bu Kateoriye Ait Diğer Başlıklar

 
 
 

 Duyuru
  SEVGİLER HARMAN OLDU isimli kitap Tes-İş Sendikası Atatürk Anadolu Öğretmen Lisesitarafından bastırılarak yayınlanlanmış ve dergimizin editörü Rıdvan GÖKe ithaf edilmiştir...  

  YENİ KALEMLER DERGİMİZE YAZILARINIZI BEKLİYORUZ....  

  Bu millet sanatla edebiyatla düşürüldü, yeniden onunla kalkacak ayağa. (F. Gemuhluoğlu)  

 
 Köşe Yazıları

Rıdvan GÖK

Rıdvan GÖK ¬
SEYİR DEFTERİ

Aytaç AYDIN

Aytaç AYDIN ¬
Gölgeyi değil gölgeyi düşüreni düşünmek..

Doğan KARA

Doğan KARA ¬
ŞAH-I MÜMECCED RESUL-İ EKREM EFENDİMİZ

FUAT TURKER

FUAT TURKER ¬
Nefes Alan Sabah...

ABDÜSSAMED KOÇER

ABDÜSSAMED KOÇER ¬
İSTANBULA MEKTUP bir babanın duygu esitileri...

Mehmet ALTUNTAŞ

Mehmet ALTUNTAŞ ¬
BEDEL ÖDEDİK Mİ?

Gonca Gül USTAOĞLU

Gonca Gül USTAOĞLU ¬
Yazı Eklenmemiş
 
Henüz Haberlere Puan Verilmemiş..
 
Bugün için Metin Eklenmedi.
Bu Hafta içinde Metin Eklenmedi.
Bu Ay içinde Metin Eklenmedi.
 
 Takvim
 
 Ziyaretçi İstatistikleri
   
 Online : 1
 Bugün : 41
 Dün : 69
 Toplam : 68198
 Ip No : 54.166.245.10
     

 
 Son Eklenenler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi
 
 Popüler Metinler

Son 30 Gün içinde Haber Eklenmedi.
 
 Döviz Bilgileri

  Döviz Alış Satış
  Dolar 4.7207 4.7292
  Euro 4.3035 4.3320
 
 Hava Durumu



 
 Reklam

 

 



 
 

   © Copyright - 2009- Yeni Kalemler - Tüm Hakları Saklıdır. 

Bu site

 Çilem.Net altyapısını kullanmaktadır.